GEZİ'DEN REFERANDUMA - 2
Orkun KALONYA

Orkun KALONYA

GEZİ'DEN REFERANDUMA - 2

30 Haziran 2017 - 13:17

Puslu bir yaz gününde hava susuzluktan kurumuş toprağın rengini almıştı, yapraklarını önüne eğmiş ilkbahardan kalma çimenler  rüzgarla biraz titreşebilmek için bekleşirken, sessizlik ve bir toz bulutunun  yaratığı kupkuruluk hissi damağın dile yapıştığı gibi kalmış, burunlara ince bir sızı olup yerleşmişti. Kulaklar bir çığlık bekliyordu adeta, keskin, tiz ve ardı ardına büyüyen bir çığlık....

Nedendir bilinmez, Gezi öncesi süreci tasvir etmek istediğimde ellerimden dökülenler bunlar olmuştu. 2013 yılının Haziran ayına doğru giderken Türkiye'deki muhalif kitlelilerin iktidarın gündem üzerindeki hakimiyeti karşısındaki durumu çaresizlik ve savrulmaktan ibaret bir hal almıştı. 

Bir önceki yazının  sonunda ideolojiden bahsederek bitirmiştik. Şimdi de hegemonya ile devam edelim. Bu kavramdan anlaşılması gereken toplum içerisindeki güç ilişkilerinin devam ettirilmesini sağlayan inanç, söylem, ahlak gibi kavramların bütüncül ve kapsamlı bir bileşkesinden oluşan sistemli bir gücün nüfus alanıdır ve doğrudan günlük hayat ile alakalıdır. Bu noktada Gramsci'nin "İktidar ancak ve ancak kültürel hegemonyasını kurabilmiş ise kalıcı bir iktidara dönüşür, çünkü hegemonya zorla değil meşruiyet ile kurulabilir" tespitini de ilave edelim. 

2013 Haziran'ına kadar AKP iktidarının hegemonik olarak da iktidar olduğunu net bir biçimde söylemek zorundayız. Toplum içinde net bir rıza  ve çeşitli şekillerde yürüyüşünü kabul ettirebilmiştir. O güne kadar AKP, "Yetmez ama Evetçi" dediğimiz eski solcu, popüler, entelektüel tayfa ve cemaat büyük bir koalisyon halinde toplumsal iktidarı ellerinde tutmayı başarmışlardır. 

31 Mayıs 2013 gecesi olanları anlamak için şimdi tekrar Gramsci'nin "Kriz Teorisi"nde bahsettiği üç aşamalı krize kulak veriyoruz: Otorite, Hegemonya ve Devlet Krizi. O güne kadar kendi sahasında top dolaştıran ve maçı kazanmayı garantilemiş bir takım görüntüsü ile gündemi belirleyen iktidar, ardı ardına üç gol yemiş gibi şaşkına dönüverdi. Çözülme öyle bir hal aldı ki karşısındaki hızla büyüyen bir kitle karşında çaresizlik emareleri göstermeye başladı. Adeta kurumak üzere olan  bir denize taşkın akarsular boşalmaya ve yağmurlar yağmaya başladı. Büyüdükçe büyüdü, artıkça arttı. Apaçık olan Otorite Krizi beraberinde Hegemonya Krizini getirdi. Artık sokakları kaplayan  kitle için karşında çaresiz ve güçsüz bir otorite figürü vardı. İşte bu noktanın geri dönüşü yoktu ve asla olmayacaktı. Gramsci, hegemonya krizi sonrası iktidarın elinde kalan tek gücün, baskı araçlarına başvurarak ve hızla totaliterleşerek krizi uzatmak olduğunu söyler. İktidarın elindeki seçenekler öylesine azalmıştır ki, devlet kurumlarını dönüştürerek pasif devrimi hızlandırmak ve bunu yaparken kitlelerin rızasına değil, baskı araçlarına başvurmak zorundadır. Bu da Gramsci’nin üçüncü aşama olarak öngördüğü Devlet Krizine denk düşer.
Sonrası malum... Baskı mekanizması o günden beri sürüyor. Siyasi öznenin ortaya çıkmayışı, ülke siyasetinin  muhalif oluşumlar tarafından salt kültürel ya da bürokratik bakış açılarıyla yorumlanmaya devam edilmesi, üzeri hala karanlık bir sis örtüsü ile kaplı olan "15 Temmuz Darbe Girişimi", iktidarın hiçbir toplumsal uzlaşmayı dikkate almaksızın getirdiği Anayasa değişikliği referandumu... AKP hızla devrimini tamamlamaya çalışıyor. Bunun için de İslami söylemi daha da ön plana çıkarmış durumda. Emek karşıtı yasalar, kent talanları, rant çevrelerinin bitmek bilmez inşaat taleplerinin karşılanış şekli, zeytin, kıyı ve mera alanlarının talan edilmesinin önünü açan torba yasalar aracılığıyla köylerin çaresizliğe terk edilişi ve üretmeksizin sermaye oluşturma arzuları gösteriyor ki, neoliberalizm bu iktidarın bir diğer değişmez ortağıdır.

Son dönemde ortaya çıkmış olan en önemli hareket referandum sebebi ile bir araya gelen "Hayır Bloku"dur. Aslında süreç iyi incelenirse bunun bir "Tarihsel Blok" olduğunu görebiliriz. Toplumsal muhalefet güçlenmekte, müzakere hiç olmadığı kadar yoğun, müşterek talepler her geçen gün artmaktadır. Yapılan tüm provokasyonlara rağmen şaşırtıcı bir şekilde ortak bir dil ve kavram seti oluşturulmaktadır. Bu yazı dizisinin son kısmında bunu ayrıntılı olarak ele alacağım.

Politik empati karşısında sağduyulu çığlıklar net bir şekilde karşılık bulmaya başladı. Adalet talebini yükselten yürüyüş, İstanbul'a akan taşkın bir nehre dönüşmüş durumda. Son dört yıla baktığımızda elimizdeki kıvılcımlardan somut bağlamlar yaratabilmek ihtimali, hiç olmadığı kadar belirginleşmiştir.

Talan edilen doğa artık hepimizin müştereği olarak savunuluyor. Bütünleşik yaklaşımlar ile üreten ve muhasır medeniyetler seviyesine ulaşmayı talep eden bir toplum oluşuyor. Çocuklarına ve geleceğe yeşeren umutlarla dolu yarınlar bırakmak isteyenler, geri dönüşü olmayan bu yolda, uzun ve ince bir türkü gibi akıyor. 
Aydınlık yarınların umudu buradadır.
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar