Hayaller ve kent gerçekleri
Reklam
Orkun KALONYA

Orkun KALONYA

Hayaller ve kent gerçekleri

15 Temmuz 2018 - 11:57 - Güncelleme: 15 Temmuz 2018 - 13:28

Malum, geçtiğimiz hafta içinde doğum günüm vardı. Erken saatte çıktım kente. Dostları görmek iyi geliyor insana. Toplu taşıma kullanmayı seviyorum, gündemi takip etmek ve okumak için fırsat tanıyor insana. Yine bir yolculuk esnasında en büyük sıkıntım, terli binmek zorunda olduğum tramvayda klimanın fazla soğuk olması ve boğazımda birkaç gündür süren yanma oldu. Söyleniyorum içimden.

Gözüme bir yazı ilişti, Mehmet Karabel yazmış. Kendisi kurum değiştirdikten sonra düzenli yazma fırsatı buluyor belli ki; yüzümü de güldürmüyor değil. İçimden diyorum ki bazen ‘Bakalım, bugün İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımızı övmek için ne bulmuş?’. Gerçekten, son dönemlerde bu konuda oldukça başarılı kendisi.

Bu sefer biraz kızgın. Bir gece önce CNN'de "Gece Görüşü" programını izlemiş, çok sevdiği Başkan’ın bir kez daha aday gösterilmeyeceğini ve bir başka ismin geçtiğini duymuş. Geçen isim ise bir hayli tepkisini çekmiş: Tuncay Özkan.

Diyor ki meslektaşlarına: ‘Siz kurgu yaparsınız da, biz yapamaz mıyız?’.

2014 yerel seçim sürecini daha dün gibi hatırlıyorum; o dönem Karabel, çok başarılı bir kurgu yapmış ve sonunda da haklı çıkmıştı.

2014 Kurgusu: Binali Yıldırım - Aziz Kocaoğlu Savaşı

Neler olmuştu o dönem?  Binali Bey’in adaylığının açıklandığı gece çok mutluydu Karabel çünkü haklı çıkmıştı ve ekliyordu: "Aziz Bey burada söyledi, eğer AKP'nin adayı Binali Yıldırım olursa göğüs göğüse bir mücadele için aday olacaktı."  Yerel seçim hesaplaşması bunun üzerinden olacak ve İzmir buna göre tasarlanacaktı yani "dizayn edilecekti". Gerisini anlatmama gerek yok, o yerel seçim ve seçimin sonuçları çokça konuşuldu ve tartışıldı. Sonuçlarını ise bizzat yaşıyoruz.

Bu sefer yeni kurguda elini artırma gereği görmüş olacak ki Sayın Karabel, "İzmir iş dünyası devrede olacaktır." diyor. Önce AKP'nin adayı olarak kimse ihtimal vermese de yeni seçilen Ticaret Odası Başkanı Özgener'i işaret ediyor. Esaslı bir övgü var yazıda: ‘…Dedesi diyor, kendisi diyor, İzmirli aile diyor…’ Karşısına ise kulislerde uzun süredir konuşulan ve Aziz Beye yakın, iş dünyasının gönlünden geçen ismi açıklıyor: Ender Yorgancılar. "İki pırıl pırıl isim gelecek dönemin kurgusu olarak yakışır." diyor. İzmir ahalisi bundan çok mutlu olur diye de öngörüyor sanırım? Yazının sonu ise ne olur ne olmaz diye yine Aziz Kocaoğlu övgüsü ile bitiyor. Tekrar söyleyeyim, bu konuda çok başarılıdır kendisi!

Gelelim esas meseleye... İçinizden "Yahu doğum gününde bunları mı düşünüyorsun?", diyenler olacak. Anlatayım efendim…  Adettendir, her doğum günü dileklerimiz olur. Ben, pek önemsemem bu ritüeli ama bu sefer içimden geldi. Sanırım seçim sonuçları ve gelecek düşüncesi aklımdan bir türlü çıkmıyor. Mutlu, adaletli, özgür ve demokratik bir ülke için ne yapmak gerekli? Bunun için adımlar diledim gün boyu. Günlerin, yılların emeği; okuduğum onca araştırma, kitap; ömrümü geçirdiğim kent, dostlar, İzmirliler, ülkemin geleceği… her biri aklımda ve tüm bunları düşünürken iki dostla buluşmak için yoldaydım. Kısa bir süre önce, bir KHK ile hukuksuzca işinden ihraç edilen değerli hocam Dr. Şehir Plancısı Mehmet Penbecioğlu ve kapatılan üniversitesi sebebi ile işsiz bırakılan bir diğer değerli hocam Dr. Şehir Plancısı Ali Kemal Çınar ile buluşacaktım. Yüzlerini gördüğümde ve onlarla sohbet ederken "Biz nasıl olur da böyle pırıl pırıl beyinlerden yararlanamıyoruz?" diye geçiriyordum içimden, yine…

Ülke kutuplaşmış, tartışmalar kısır, kent politikaları konuşulmuyor. Çözüme dair bir bilgi üreten, politika üreten, kapsamlı düşünce üreten bir ekip, bir ekol, bir grup var mı? Türkiye, içine sıkıştığı toplumsal sıkıntılarını çözemediği ve her geçen gün dibe doğru sürüklendiği bu çaresizlik ikliminden nasıl çıkacak? Yeni bir toplumsal uzlaşma üretmek, demokrasiyi yeniden inşa etmek nasıl mümkün olacak?

Burada kritik önemde üç mesele var: Önce gündelik hayatımızın içindeki problemleri düşünmek zorundayız; yerelden düşünmek zorundayız; müşterek yaşam alanlarımızı, kamusal alan ve yapılarımızı yeniden nasıl şekillendirebileceğimizi düşünmek zorundayız. Çünkü bunlar; parti, kimlik, ideoloji olmaksızın tüm kesimlerin ortak meselesi.

Sanıyorum ki Karabel, kent içinde gezmeyi pek sevmiyor; aslında, bir toplu taşıma aracına binse  insanların günlük hayatlarının bir parçası olan ulaşım sorununun iki ucu AVM'ye çıkan ve defalarca aktarma yapılması gereken bir sistemle çözülemeyeceğini anlayabilir, belki. İzmirlinin İzmir'in en kritik noktasındaki Pazar Yerinin kaldırılarak yerine AVM dikilmesinden duyduğu mutsuzluğu anlayabilir. Kent belleğinin en önemli panayır yeri olan Kültürpark'ta, sermayenin isteği doğrultusunda Kongre Merkezi yapılmaması gerektiğini anlayabilir. Kentlinin yükselen arazi fiyatları ya da imar değişiklikleri ile artan konut rantı ile pek alakasının olmadığını, buralardaki artı değerden zaten neredeyse hiç pay almadığını da bilir. Kentin büyük enerjisini, artık gerçekçi politikalar üreterek, ülkeye örnek olarak, umudu örgütleyerek geçirmek istediğini de bilir. İzmir'in dünyadaki modern ülkeler ile yarışacak ilerici unsurlara sahip olduğunu ve tüm bunlar için örgütlü dinamiklere dayalı, politik önderler çıkarmak istediğini; baskı ve keyfi kararlar ile seçilen  yöneticilerden çok bunaldığını da bilir.

İzmir, artık adalet istiyor; özgürlük ve demokrasi için yeni bir yol istiyor. Sadece küçük bir zümrenin kararları ile kişiler üzerine konuşmak istemiyor. Yarınların aydınlanması için üzerine düşeni yapmak istiyor. Bilmem, daha nasıl anlatabilirim? "Kim?" sorusunu bir kenara bırakmanın vakti, geldi de geçiyor. Artık, "Ne?" ve "Nasıl?" sorularına cevap aramanın vaktidir. Bu soruların cevapları; bilgiye, birikime ve organizasyona dayalı olmak zorundadır. Kişilerin etrafında şekillenecek kliklerle bir yere varılamayacağını artık anlamış olmalıyız.

Ve bir not: Yerel siyaset mühendisliği doğru bir şey değildir. Cevabını ise bir sonra ki yazıma bırakıyorum.

 

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar