İMAR AFFI İHANETTİR
Orkun KALONYA

Orkun KALONYA

İMAR AFFI İHANETTİR

27 Mayıs 2018 - 11:44

Yine bir seçime gidiyoruz malum. Ve yıpranmış olan iktidar yalnızca oy ve yeni ekonomik kaynak yaratma uğruna plansız ve programsız bir imar affı ile karşımıza bir kez daha çıkmış bulunuyor. İmar affı konusunda geçtiğimiz günlerde TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi, değerli Hocamız Doç. Dr. Semahat Özdemir'in katılımlarıyla "İmar Barışı Mı, İmar Affı Mı?" isimli bir panel-forum gerçekleştirdi.

Oldukça yararlı olduğuna inandığım bu etkinliğin notlarını paylaşmanın faydalı olacağına inanıyorum. Hocamız, hem akademide, hem de bilirkişilikler, Karaburun Kent Konseyi ve Karaburun Yerel Gündem 21 ile pratikte geçirdiği kırk beş yıllık planlama deneyimi sürecine dair oldukça çarpıcı tespitlerde bulundu. Bizlere de bu tespitlerden faydalanmak ve üzerine düşünmek düştü.

Getirilen imar affına bakarken şu dört soruya yanıt aramalıyız:

1) Bundan önceki imar aflarının sonuçları ne oldu?

2) Bu imar affı ne içeriyor, olası sonuçları neler?

3) Ciddi kaçak yapı stokuna dönük ne yapıldı?

4) Bundan sonra ki sorunlar konusunda ne yapılabilir?

İzmir gibi büyük kentlerin sorunları kırdan kente plansız ve kontrolsüz göçün başlaması ile ortaya çıkıyor. Kente gelenler merkeze yakın alanlara yerleşiyorlar ve genellikle marjinal işlerde çalışıyorlar (işporta vb.). Genel olarak komşuluk ilişkileri iyi ve kamusal bir yaşayış hakim.

1963 yılında Türkiye'de 280.000 gecekondu bulunuyor. Yani aslında sorun kendini o dönemden göstermiş. Bu durum ne yazık ki "Demetevler Faciası" deneyimini yaratacak kadar büyük bir sorun halini aldı, ruhsat yok, plan yok ve sorun sadece bir gecekondu sorun değil aynı zamanda kaçak yapı meselesi. Burada iki tanımın ayrı şeyler olduğu dikkatinizi çekmiştir. Bunun dışında bir diğer sorun şekli ise hisse tapulu yapılaşma olarak karşımıza çıkıyor.

Tapulu araziler üzerine ruhsatsız, plansız yapılan konutlar büyük bir sorun teşkil etmekte. 1983 yılında çıkarılan Af Yasası işte tüm bu konutları affediyor ve bununla temiz bir sayfa açılacağına ve bolca oy alınacağına inançlar tazeleniyor. Sonrası ise malum. Bu yasa kaçak yapı olan yeri satın alma hakkı ve müteahhide satarak dört katta kadar yapı izni verilmesi gibi uygulamalar barındırıyor. Hani şimdi bu bina nasıl buraya yapılmış diye sorduğunuz o dört katlı binalar var ya işte sebebi bu af yasası.

Tabi ki bunun üzerine geniş bir halkçı, kalkınmacı söylem inşa edildiği gibi zenginliğin paylaşımı olarak nitelendirildiği de hepimizin malumu.

Aslında bu konuda ilk çıkan ve hala yürürlükte olan yasa 1966 yılında ve dönemin kalkınmacı ruhuna uygun hazırlanmış, kente göçü planlamayı hedef almış 778 sayılı "Gecekondu Kanunu" planlama konusunda hala geçerliliğini sürdüren üç önemli husus içeriyor:

1) Çok tehlikeli olan alanlarda yapılaşmalar mevcut, dere yatağında, deprem ve heyelan bölgesinde ve bu alanlar tasviye bölgeleri olarak başka bölgelere taşınması.

2)  Topluluk oluşmuş, bir yaşam şekillenmiş alanları ıslah edilmesi.

3) Yeni gece kondu bölgeleri oluşmasını önlemeye yönelik planlamada bulunulması. Yani Gece kondu önleme bölgeleri oluşturulması.

Bu tür uygulamaların temel amacının, kent içindeki alt gelir gruplarının konut sorunlarını çözmek olması gerektiğini belirtmeliyiz. 1966 yasası bu konuda çıkmış en çözüm odaklı yasa. Bu yıldan sonra çeşitli iktidarlar imar affı uygulamalarına baş vurmuş ve 1983 yılında çıkan yasa kendini revize ederek genişletilmiş. Bu durum, "ıslah imar planı" dediğimiz kavramın sahneye çıkmasını sağlamış. 1983'te çıkan bu af bugün İzmir'de karşılaştığımız sorunların birçoğunun kaynağını oluşturuyor ve sonuçlarını Buca'da ve Bornova Mevlana Mahallesinde görmek mümkün. Küçük parseller halindeki parçalar, yamuk yumuk yükselerek kentin düzenli planlanabilmesi engelleyen temel problemler olarak göze çarpıyor.

Dar gelir gruplarının bu yasadan pay aldıkları gerçek, fakat bu yasa sebebi ile yapılı çevre çok kötü duruma gelmiştir. Bunun uzun vadeli sonuçları araştırılmaya ve saptanmaya muhtaçtır. Çok kat izni vermek yerine yıkılmadan kalabilmeleri sağlansaydı, yani bir rant yasasına dönüşmeseydi gelecekte doğru planlama çalışmalarıyla bu sorunlar ortadan kaldırılabilirdi. 1983 yılı ile 1989 arasında 3214 hektar alan ıslah imar planı uygulamasına tabi tutuldu. İzmir içinde en fazla ıslah imar planı Konak, Karşıyaka, Buca ve Bornova ilçelerinde gerçekleştirildi. Sonuçları malumunuz. Bu dönemlerde kurulan Bölge İdare mahkemeleri önemli bir yer tutmaya başladı, dönemin namuslu ve kamu yararını gözeten meslek insanları bu sayede birçok hatanın engellenmesini sağlayabildiler.

1984 yılında 3194 sayılı "İmar Kanunu" çıkarıldı. Bu yıllar, halihazırsız aydınger kağıtları üzerine çizilmiş sanayi ve imar planlarının belediye meclislerince onaylandığı yıllar. Yani İstanbul'a, İzmir'e, Türkiye'ye ihanet yılları.

Ve 90'lar, Doğu ve Güneydoğu bölgesinde başlayan terör olayları sebebi ile travmatik bir göç dalgası daha oluştu bunun farkı ise aynı anda tüm aile bireylerinin göçmesi oldu. Daha eski göçlerde önce bir kişi genelde askerlik yada akraba bağı ile gidiyor ve ailesini tek tek yanına almaya başlıyordu. Buradaki durum ise biraz daha farklı gelişiyor bu yüzden travmatik bir yanı mevcut. Mesela bir anda 215.000 olan Diyarbakır nüfusu 510.000 çıkıyor.

Bir diğer dikkat çeken olay ise İstanbul içinden İstanbul içine göç. Bu konuda Oğuz Işık ve Semra Erden'in araştırmaları çarpıcı bulgular içeriyor.

Bir diğer araştırmayı 2000 yıllarda yapan İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) ise İzmir'de Islah Planları dışında konut yapan 20.000 kişi olduğunu tespit etmiş. Ayrıca İzmir'deki gecekonduların %89'unun yer sahibi olduğu bilgisini de not edelim. İzmir içine en kötü durumda olduğu bilinen Bayraklı Onur Mahallesinin ise yol, su, kanalizasyon imkanlarından yoksun olduğu zamanlar çok eski değil.

İstanbul, Diyarbakır, Ankara üzerinde yapılan bir diğer tespit ise bu yazı açısından çok önemli çünkü artık gecekondunun ihtiyaç amaçlı değil, rant amaçlı yapıldığını gösteriyor. İzmir rakamlarının ise bunun tersini göstermesi dikkate değer.

İstanbul dediğimizde 1990 ve 2000 yılları arasında oluşmuş Sultanbeyli'den bahsedilmeden olmaz. Bu bölgede mafya var ve kayıt dışı arazi yönetimi mevcut. Nüfus artışı çok ciddi boyutlarda ve sanal tapular ortalıkta dolaşıyor. Yani bu bölgede adaletsizlik ve yoksulluk kol geziyor ve çaresizlik insanların daha fazla sömürülmesine neden oluyor.

Bir diğer ilginç olay ise Ergene Havzasında, Çorlu'da karşımıza çıkan kaçak fabrikalar. Atık suları ile çevreyi kirleten, duman ve arıtma konusunda hiçbir önleme sahip olmayan fabrikalar. "Havza Koruma Planı" ve "Islah Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Planı" kavramlarını literatüre sokmayı zorunlu kılıyordu.

Bunlara ek olarak, 2010 yılındaki 2B Orman Arazilerinin imara açılması uygulamasını söylemeden geçmek olmaz.

Tüm bu süreçler gösteriyor ki her imar affı yeni bir tadilat ve önlem ihtiyacını beraberinde getirmiştir, asla "son" olmamıştır ve imar affına başarı demek hiçbir şekilde mümkün değildir.

Peki bu yasa ne sonuçlar doğurabilir?

1966 başlayan serüven bugün Sultanbeyli'de, Ümraniye'de gecekondu fabrikaların oluşmasına kadar gelmiş. Bu yasa ile bunlar ıslah edilebilir. Fakat Sultanbeyli'de yaşadığı binanın arsası başkasının mülkiyetinde olan 200.000 kişi ne olacak?

Bu yasa ile afet riski kapsamında dönüşüm projelerine kaynak sağlamak amacı ile 31 Aralık 2017 öncesi yapı sahiplerine beyan ve başvuru esas alınarak af getiriliyor. Ayrıca alt yapı ve yargı kararlarına da af getiriliyor. Elde edilecek bütçenin şehirleri yeniden düzenlemeye ayrılacağından söz ediliyor.

Bu noktaya çok dikkat edilmelidir ki yapının depreme dayanıklılığı hususu malikin sorumluluğuna bırakılıyor. Yani, deprem riski olan bölgeler kendi haline bırakılıyor, yapı güvenliği olmayan yapıların önü açılıyor. Yargı sürecinden suçlu çıkan herkes affediliyor ve "beyan" esas alınıyor. Bu birçok insanın hayatı riske atılıyor demektir.

Bir diğer önemli nokta, ülke içindeki toplumsal adalet duygusu zedeleniyor ve bunların tamamı 50 Milyar TL civarındaki bir miktar para için yapılıyor.

Sonuç olarak devlet, kentleri, göçü ve ülkenin planlı yapılanmasını kontrol edemediğini kabul ediyor, dolaylı bir iflası beyan ediyor, olayları engine bırakırken bundan bir miktar mali kaynak sağlama yoluna gidiyor. Yani İstanbul'a ihanet ettik noktasından ülkeye ihanet ettik noktasına doğru bir kabul geliştiriyor.

Peki ne yapmalı?

1) Öncelikle can güvenliği riskli yapı stoku ayrılmalı ve eğer zemin sorunu yok ise yerinde uygulama yapılmalı.

2) Dar gelirlilerin yaşadığı alanlar göz ardı edilmemeli. Derdimiz fukaralık değil, toplumsal olarak çevremize sahip çıkma kültürümüz yok.

3) Yeni nesillere kent ahlakı, adab-ı muaşeret kurallarını ve kenti öğretmek, bilinç kazandırmak gerekiyor.

Değerli Hocamız Doç.Dr. Semahat Özdemir son olarak altını çiziyor: "Umutlu olmalıyız, çünkü umutsuzluk insanlık suçudur. Var olduğumuz her alanda, ne yapıyorsak, neyin mücadelesini veriyorsak daha iyiyi aramak zorundayız."

Beni tanıyanlar bilirler bağımsız konuların siyasal alanda bir bütüne dönüşecek yollar araması gerektiğini düşünenlerdenim. Toplumsal bir ekonomi inşa edebilmek adına, adaletsizlik üreten tüm uygulamaların üzerinde düşünmek, çalışmak, emek vermek, dönüştürmek bizim elimizde.

Gelir adaletsizliğinin, ekolojik sorunların, iklim adaletsizliğinin, göç sorunlarını ve güvenlik politikalarının bir siyasal program halini alacağı uzun bir yolculuk içindeyiz.

Bir hakikat inşa edeceğiz, ve ilk kelimesi UMUT olacak.

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar