Reklam
KAOS
Reklam
Orkun KALONYA

Orkun KALONYA

KAOS

22 Şubat 2018 - 18:22

Günümüz dünyası büyük politik çalkantılar ve çelişkilerin gittikçe daha fazla gerilim yaratığı bir sürece doğru sürükleniyor. Dünya çapında her geçen gün daha fazla görünür olmaya başlayan gelir adaletsizliği, iklim kaosu, küresel göç dalgaları ve insanlığın büyük korkusu halini alan güvenlik krizleri toplumsal huzurun yok olma noktasına geldiği bir ana tekabül etmekte. Yakın zaman tarihinde büyük bir zafer kazanan küresel kapitalizmin kolektif güç odaklarını ve karar alma mekanizmalarının demokratik uzantılarını yok ettikçe, elimizde büyük tartışmalar ve korkunun hakim olduğu bir dünya kalıyor.

Çeşitli ülkelerde yükselen karşı hareketler, arayışın ne kadar güçlü olduğunu gösterirken bir yandan da birçok ülkenin iktidarlarına açık bir biçimde ırkçı yaklaşımları ile ön plana çıkan partilerin gelmesi gelecek adına umutların karanlıkta kalmasına yol açıyor. Geçmişin mücadeleleri ve tecrübeleri, kaybedilen hakları geri almaya çalışan toplumsal odakların ilerici, kucaklayıcı ve katılımcı bakış açılarını güçlendirdiği dönemlerin olduğunu gösterdiği gibi dışlayıcı, ırkçı ve plebisit benzeri uygulamaların doğabileceğini ve demokrasinin büyük yaralar alabileceğini de hatırlatıyor.

2008 küresel krizi bu anlamda öngörüde bulunmuş farklı bir sistem arayışında olan düşünsel yolun haklı çıktığını göstermişti. Emek gücünün değerinin gittikçe azalması, sosyal hakların ve güvencelerin sistemli bir şekilde yok edilmesi, gelir adaletinin korunmasın da büyük önem taşıyan sendikal hakların ortadan kaldırılması kazananların çok daha büyük karlar elde etmesine olanak tanıdı fakat ardından gelen krizlerin daha derin ve büyük olmasının önüne geçmedi.

Aynı şekilde toprağın, doğanın ve iklimin açık bir biçimde yağmaya maruz bırakılması insan hayatı açısından temel ihtiyaçların karşılanmasında büyük sıkıntıları beraberinde getiriyor. Yükselen gericilik doğaya salt meta gözüyle baktığı sürece dünya onarılması imkansız bir iklim krizine doğru sürüklenmekte. Bu tür krizlerden en fazla etkilenenler de şaşırtıcı olmayan bir biçimde gelir düzeyi düşük gruplar. Yani bu iki önemli faktör birbirini besleyerek adaletsizlik kavramının en somut örneklerini ortaya koyuyor.

Bütün bu kaosun ortasında Avrupa Birliğinin çözüm olarak ortaya koyduğu küresel vizyon ve para politikaları coğrafi farklılıklar ve toplumsal düzenler karşısında çaresiz duruma düştükçe politik yollar baskıcılığa, düşmanlığa, ırkçılığa doğru yelken açmış durumda. Kamusal alanların gerek fiziksel gerekse düşünsel varlıkları ve değerleri yok oluşun eşiğinde duruyor. Avrupa Birliği rüyası kabusa dönüştükçe, dünyanın içinde bulunduğu kaos birçok insanı yurtlarından ederken sermayenin bu çaresiz mültecileri ucuz işgücüne dönüştürme projesi ülkeler içindeki popülist ve totaliter güç odaklarına politik zeminler hazırlıyor. Ülke halkları kendi geçim şartlarını korumak adına yabancı düşmanlığını çözüm olarak görerek, korku ve çaresizlik içinde demokrasinin ortadan kalkmasına göz yumuyorlar.

Bu akıl almaz tablonun bölgesel küçük çözümlerle aşılamayacağı açık. Tarih bu tür dönemlerin ilerici ve demokratik hareketleri tetiklediği birçok dönemi barındırıyor. Bu noktada doğru tespitleri yapmak ve cepheleri doğru tespit etmek çok önemli. Küreselleşmenin kimler tarafından büyük bir hazineye dönüştürüldüğü ortada. Tam bu noktada ilk tespitimizi yapalım: artık bu kaosun salt sınıf tahlili ile çözülemeyeceği gerçeği gün gibi ortadadır. Küreselleşmenin kazananları ve kaybedenleri vardır. Kaybedenler tarafı gün geçtikçe büyümekte ve yakın gelecekte kendini kazanan olarak gören birçok insanı içine almaktadır. Ayrıca bu kaybedenlerin arasında ülkelerine duygusal olarak bağlı milliyetçi hareketleri de barındığını görmek gerekiyor. Biraz gri olsa da ülkemizin yakın tarihinde bu tür kitleleri harekete geçirmiş, ayrışmanın yerine birliğin geliştiği toplumsal tepkilerin olduğunu da gösterdi işte burada da büyük bir umut var.

Toplumsal muhalefetin kendini topladığı zamanlarda korku ve terörün hızlı bir şekilde gün yüzüne çıkması ve kitleleri çaresiz bir biçimde mevcut sistemin devamına doğru sürükleyecek, görünürde demokratik, gerçekte ise tam bir baskı düzeninin oluşturulduğu gerçeği konuşulması gereken konulardan.

Bu tür olağanüstü şartların alışılmış muhalif hareketlerle çözüme kavuşamayacağı kritik önemde bir gerçek. Bizler açısında umut alışılmışın dışındaki muhalif hareketlerin ülkemizde de hızla yankı bulabildiğini görmek umut verici. Adalet Yürüyüşü bunun en somut örneklerinden.

Şimdi son bir tespitle bu yazıyı sonlandıralım, mücadele pratiklerimizi deneyimlerken mutlaka içlerinde karşılaşma alanlarının, uzlaşı ve farklılıkların müzakere alanlarını barındırmasına önem vermeliyiz. Ayrıca bu mücadeleler sürerken tüm coğrafyaların kendi yöntemlerini geliştirdiklerini ve bunların öğrenme pratiklerini içinde barındırması gerektiğini dikkatimizden kaçırmamalıyız. Tüm dünyada odak noktası insan hakları olan bir anlayış inşa etmek ve adaletin egemen olduğu toplumsal ve siyasal bir düzen kurmak en büyük hedefimiz olacaktır.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar