KENT
Orkun KALONYA

Orkun KALONYA

KENT

08 Kasım 2017 - 18:25 - Güncelleme: 09 Kasım 2017 - 12:45

Kısa bir süre önce siyasetin yoğun gündemi olan yerel yönetimlerin üzerinden gerçekleşen tartışmaların ortasında yapılan bir açıklama ile hayrete düştük. Eski İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı, şu an ise Cumhurbaşkanı olan Erdoğan "İstanbul'a ihanet ettik hala da ediyoruz" dedi. 1994 yılında belediye başkanı seçilmişti Erdoğan ve sonrasında bu koltuk hep bulunduğu partiden başkanlar tarafından yönetildi.

Türkiye siyasetinin sağ partileri iktidar olmaya başladıklarından bu yana büyük kentlere hep aynı yerden baktılar. Bu ekonomik, sosyolojik, politik olarak birbirini tamamlayan bütünün bir parçası olarak görülmelidir. İstanbul'a 1950'lerde yoğunlaşan "Karadeniz göçü " yaşanmaktayken bir yandan da "Menderes İmar Planı" aracılığı ile "Mega Projeler" hayata geçiriliyor, bir illüzyon halini alacak olan plansız kent büyümesi aracılığı ile dar gelirli kitlelerden oy devşiriliyordu. İçinde yaşamış olduğumuz zamanın sosyoekonomik ve politik durumun şekillenmesinde işte o günlerin etkisi çok büyüktür. 

İmar rantlarının dengesiz ve adaletsiz servet birikiminin en büyük aracı haline geldiği günümüzde artık, kent, doğa ve yaşam hakları kırmızı alarm veren duruma gelmiştir. Kültürel ve tarihi bir çok mekan bu uğurda yok edilmiş, büyük kentler dev sorunların yuvası haline gelmiştir. Bu bağlamda bir kaç temel görüşü açıklamaya çalışacağım.

Türkiye ve dünya gündemine olan sorunların başında "Adaletsizlik" gelmektedir. İklim ve Çevre konusundaki temel görüşüm, toplumsal adaletsizlik iklim adaletsizliğine yol açtığı ve iklimde oluşan adaletsizliğin toplusal adaletsizliği giderek derinleştirdiğidir. Her geçen yıl toplum içindeki gelir dağılımın dengesizleştiğine dair birçok araştırma mevcut, günümüz Türkiye'sine dönüp baktığımızda da bu gerçek açıkça görülmektedir.

Ekonomik büyüme masalının gelir adaletsizliğini derinleştirirken, bu uğurda çıkan yasalar doğayı ve demokrasiyi yok etmenin araçları haline getirilmiştir. "Bütünşehir Yasası" adı altında çıkarılan merkezileşme ve rant yasası denilebilecek düzeydeki düzenlemeler, özellikle kır yaşamına büyük darbeler indirmektedir. Tarım ve hayvancılık ile geçinen üretken köy halkının eli kolu bağlanmakta, yoksulluk ve yoksunluk sınırına sürüklenmektedir. Kapitalist kalkınmacı söylemin, büyüme masalı her seferinde olduğu gibi halkın omuzlarına daha fazla yük bindirmenin aracı olmaktadır.

Kent merkezlerinde ise durum farklı değildir, konut imarının plansız ve sınır tanımayan iştahı sonucunda ulaşım, otopark, yeşil alanların azlığı, hava kirliliği gibi sorunlar içinden çıkılamaz hal almaktadır.  Günden güne artan dev binalar kentleri yaşanmaz hale getirmekte, her mevsimin zor iklim şartları yaratmaktadır. Her biri insan sağılığını ciddi şekilde tehdit eder hale gelmektedir. Ayrıca gelir adaletsizliği öyle bir hal almıştır ki mal, hizmet üretim ve tüketim süreçleri, devasa servetlerin yaratılması, harcanması, nüfusun dar bir kesimin çevreye verdiği zararı korkunç boyutlara uzaklaştırmakta.

Bu etkilerin tamamı yoksulluğun ve gelir uçurumunun artamasın da önemli bir yer tutmaktadır. Kent ve kır hayatında kapitalizmin sermaye emek ilişkisi çerçevesinde, emeğe bağlı yoksulluğun hane halkları giderek daha büyük çözümsüzlüklerin içine sürüklenmekte gıda güvensizliği, eğitim imkanlarına ulaşımdaki adaletsizlikler ve sağlık sorunlarının artması ve çözümlenmemesi ve benzeri derin çaresizlikleri yaratmaktadır.

Doksanlı yılların aldatıcı refahı içerisinde şahlanan finans sektörünü regüle etmekten vazgeçen, sosyal devletin halkı koruyucu uygulamalarının adım adım yok olmasına izin veren toplumsal odaklar, yumuşak demokratik siyaset söylemlerine inanarak kapitalist büyümeden dev karlar elde eden  kesimlerin, kazançlarının sosyal maliyetini yüklenmek zorunda bırakacak şekilde vergilendirmeyerek, büyük gelir uçurumların yaratılması karşısında sessiz kalmış, bugünlerin yolunu döşemiştir. Oluşan bu dengesiz güç  kent rantlarını yağmaya varacak şekilde kolayca yutan bir dev bir mekanizmaya dönüşmüştür.

İstanbul gibi dev bir kent vizyonun da ise bu sorunların her biri korkunç boyutlarda yerini almaktadır. Yaratılan sorumsuz ve durdurulamaz çevre talanına en çok da İstanbul da devam edilmektedir. Gelecek adına ülkenin kurucu halkının mücadelelerinde kent ve kentli hakları çok önemli bir yer edinmeye devam edecektir. İstanbul'a bir ihanet vardır, fakat bu sadece bir kentin ismi verilerek bakılacak boyuttan çok daha büyük bir meseledir.

Dünya Şehircilik günü kutlu olsun. Pilav artık beslenme listelerinde yerini kaybetmekte fakat plan bugün çok daha önemli bir hal almaktadır...

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar