Haklı Tezi Olmayanların Dili: Tehdit
Selma NALBANTOĞLU

Selma NALBANTOĞLU

Haklı Tezi Olmayanların Dili: Tehdit

17 Temmuz 2017 - 10:39

Vatandaşlarının “hak, hukuk, adalet” yürüyüşünü, hem de Anayasa güvencesindeki toplantı ve gösteri hakkını vakarla gerçekleştiren bu yürüyüş ve mitingi bir “isyan çağrısı .. anarşizm..” olarak algılamak için insanın duygu ve akıl kontrolünü yitirmiş olması gerek.

Gel gör ki, iktidar partisi sözcüsü, “İsyan çağrısı yapan Kılıçdaroğlu, anarşizm sunuyor” demekten kendini alamıyor.

2 milyon kişilik meydanı hıncahınç dolduran vatandaşlarını görünce hesabı şaşıran bir vali, olayı küçümsemek adına, “175 bin kişi” (Erdoğan’dan da 5 bin indirim(!)) sayabiliyor.
Ezber bozulunca itidal niye kayboluyor?

Ana muhalefet lideri, son derece barışçı yürüyüşünün sonunda, tüm vatandaşlarına, 80 milyona, 10 madde halinde, tezlerini, taleplerini ve vaatlerini sunuyor.

Beğenmiyorsa, aklı başında, olgun bir iktidara düşen, vatandaşlarına, bunların niçin yanlış olduğunu, doyurucu bir şekilde izah etmektir.

Yaftalamak değil; “sözde adalet yürüyüşü” deyip, kestirip atmak değil.

İzah et ki, millet de, “sözde” olanın ülkemizdeki “adalet” mi, yoksa bu uzun “yürüyüş” mü olduğuna kendisi karar versin.

İzah et ki, iktidarın, memleketi, niye OHAL olmadan, Meclis denetimi olmadan, oyunu kendi istediği yönde kullanmayan vatandaşlarını “terörist” diye yaftalamadan yönetemez duruma geldiğini herkes anlasın.

Ama bunu yapabilmesi için, öncelikle, yönetimin, ayrımsız tüm vatandaşlarına saygılı olması, ayrımsız tüm 80 milyona karşı kendini sorumlu hissedebilmesi lazım.

Oysa anlayış bu değil. “Vatandaş” denince sadece kendisine oy verenleri anlayan bölücü, dışlayıcı bir yönetim zihniyeti..

Bakın Erdoğan ne diyor: “İşte 25 gün yürüdüler. Hükümetimizin güvencesinde yürüdüler. Bir şey oldu mu? Vatandaşlarımız bir şey yaptı mı? ..”

Yürüyenler, üçüncü çoğul şahıs (“yürüdüler”) kabilinden “onlar”..

Diğer tarafta, Erdoğan’ın “bir şey yap..”ma hakkı tanıdığı “vatandaşlarımız”..

Elbette ki, referandumda evet diyenlerin hayır diyenlere veya hayır diyenlerin evet diyenlere karşı kendinde “bir şey yap..”ma hakkı gördüğünü düşünmek, tüm vatandaşlara karşı bir saygısızlık. Elbette gerçeği yansıtmıyor bu ayrım.

Bu ayrımcı, tehditkar dil gerçekliğin kendisinden ziyade, zihinsel algı şemasını yansıtıyor.

Onun için, muhalif tezlere karşı kendi tezlerini, tüm vatandaşlara, sabırla, efendice izah etme çabası beklemek beyhude.

* * * *

Ayrıca hangi anlayışı ve icraatı, tüm vatandaşlarına, doyurucu bir şekilde izah edebilecek?

Müflis dış politika, FETÖ terör örgütünün devletin her kurumuna nasıl sızabildiği gibi konuları geçelim. Hakkında çok yazıldı, çizildi.

Mesela, lafa gelince FETÖ’ye karşı ilan edildiği söylenen OHAL’in hükümet tarafından, şu kullanım alanına bakın: “..şimdi grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifade ederek anında müdahale ediyoruz. Çünkü iş dünyamızı sarsamazsınız. Bunun için kullanıyoruz biz OHAL’i” diyor Erdoğan.

Hitap ettiği işverenlerin hoşuna gitmiş olabilir bu sözler. Peki haklı mı?

Bir defa hukuken haksız. Lokavt ne kadar yasal bir haksa, grev de yasal bir hak.

Emeğiyle çalışan vatandaşlarının hükümeti de değil mi ki, onların yasal haklarını “tehdit” olarak algılıyor?

Şimdi bu durumu nasıl izah etsin? Edemeyince, ayrımcı tehdit dili konuşuyor haliyle.

Hani şu “bizi kıskanan” Hollanda’da, Almanya’da, hatta OHAL’li Fransa’da grevler iş dünyasını sarsamazken, niye bizim “iş dünyamız” bu kadar nazenin?

Bunu, hak arayan emekçilere nasıl izah etsin? Ucu dönüp dolaşıp kendi “ekonomik mucize” eserlerinin(!) foyasına dokunacak. Haliyle tehdit; “bunun için kullanıyor.. OHAL’i”..

* * * *

Dinlenmeyeceğini bilsem de, muhalefete naçizane bir tavsiyede bulunmak isterim.

Tehditkar kabadayı söylemlere, Darbe Komisyonu raporuna oldubittiyle ekleme yapılması gibi provakatif hamlelere karşı, aynı seviyede laf yetiştirme tuzağına düşülmemeli.

Elbette hukuki her karşı hamle yapılmalı, ama Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşünün ve 9 Temmuz mitinginin vakarına halel getirmekten titizlikle kaçınılmalı.

Bu, tehdit karşısında sinmek değil.

Tersine, yukarıdaki türden pek çok soruyu, referandumda hayır veya evet diyen her vatandaşımızın duyacağı şekilde, mütemadiyen sormalı, kendi tezlerini de tanıtabilmeli derim.

Öyle ki, yönetici “kendi uçak gemimizi yapmak”tan bahisle mangalda kül bırakmazken bile, seçmende: “Bizim ekonomimiz sürekli açık verip, “büyürken” bile işsizliği azaltamazken, nasıl oluyor da grev hakkının çatır çatır kullanıldığı (örneğin) Hollanda ekonomisi hem fazla verebiliyor, hem de işsizlik oranı bizdekinin yarısından bile az olabiliyor?” türünden sorular uyandırmayı başarmalı.


Öyle ki, “(örneğin) Güney Koreli bir çalışan veya emekli, Türkiye’nin her yerinde tatil yapma gücündeyken, bizimkiler, kendi ülkesinde, bırakın öyle tatil yapmayı, niye ayın sonunu nasıl getireceğini hesaplamak zorunda kalır?” türünden sorular uyandırmayı başarmalı. Vb..

* * * *

Hükümetin kendini başarılı gibi algılatabildiği ekonomi, aslında en zayıf ve hatta çaresiz olduğu alan.

Hele bu tür sorulara karşı vatandaşa izahat yapmak zorunda bırakın hükümeti, bakın ne hallere giriyorlar.

Kof kabadayılığa karşı kof kabadayılık, en iyi güreşebildiği tek minder.

Sakin üslupla, gerçek bilgiye ve vizyona dayalı, yaygın, sürekli ve ustalıklı bir aydınlatma çalışması karşısında gardı mardı kalmaz.

* * * *

Bu çerçevede, Adalet Yürüyüşü, üniversiteleri, yıllardır Sanayi Kongresi, Planlama Kurultayı düzenleyen uzmanları, savunma sanayisi dahil sanayicileri, sendikaları ve en geniş muhalefetin kanaat önderlerini bir araya getiren bir milli iktisat stratejisi arama süreciyle devam edemez mi? 

Türkiye’nin, “..katma değeri yüksek, ileri teknolojili mal ve hizmetleri üreten bir ülke olabilmesi”nin NASILını; NASIL “Sanayi üretiminin ağırlıklı olarak ithal kaynaklı ara ve yatırım mallarına dayandırılması politikasına son verilece..”ğini, öyle yaygın katılımla, haftalarca tartıştırın..

Bunu başarın, bakın hükümetin ekonomi politikalarının iç yüzü milletin gözünde nasıl sapır sapır dökülüyor.

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Aysel şen
    4 hafta önce
    Adalet yürüyüşü,hak olduğuna göre,adla geri adım atılmamalı,tüm Chp teşkilatları,yurdum her ilinden ilçesine köyüne kadar,kısa mesafeli günlük hak ve demokrasi yürüyüşlerini başlatmalı .bu lüks değil şarttır ikt dar olmanın olmazda olmazıdır...Chp varsa herkes için vardır...
  • Seval Aksoy
    1 ay önce
    Bravo..muthis acik ve net bir anlatim..

Son Yazılar