Alican Uludağ Türkiye'deki gazetecilik tablosuna sert tepki gösterdi

Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan gazeteci Alican Uludağ Dünya Basın Özgürlüğü Günü kapsamında medya üzerindeki baskı ve sansür uygulamalarını anlattı.

Silivri'deki Marmara Kapalı Cezaevi'nde 73 gündür tutuklu bulunan gazeteci Alican Uludağ, Dünya Basın Özgürlüğü Günü dolayısıyla kaleme aldığı mesajda Türkiye'deki medya düzenine ve sansür uygulamalarına karşı ağır eleştiriler yöneltti. İktidarın medyayı bir halkla ilişkiler faaliyetine dönüştürdüğünü savunan Uludağ, gazetecilerin suç işledikleri için değil korkuldukları için hapse atıldığını kaydetti.

"Merdan Yanardağ'ın durumu, bu ülkede basın özgürlüğünün nasıl boğulduğunun kanıtıdır"

Uludağ, hücresinin Merdan Yanardağ'ın avlusuna baktığını belirterek yaşanan yargı süreçlerini şu sözlerle ortaya koydu:

"Merdan Yanardağ'ın durumu, bu ülkede basın özgürlüğünün nasıl boğulduğunun kanıtıdır. Onu cezaevine attılar yetmedi; bin bir emekle kurduğu Tele 1'e de el koyup satmaya kalkıyorlar. Bir gazeteci neden tutuklanır? Suç işlediği için mi? Hayır; korkulduğu için. Gazeteciler, 'tehlikeli' görüldükleri için yargı sopasıyla içeri atılır. Çünkü iktidar, hesap sorulmayan bir düzen kurmak ister. Dikensiz bir gül bahçesi… İşte Merdan Yanardağ'ın, benim ve son olarak İsmail Arı'nın tutuklanması da araştıran, sorgulayan, eleştiren gazeteciliği cezalandırma girişimidir."

Bilgi notu gazeteciliği ve sansür yasası eleştirisi

Soru sorma, araştırma ve eleştirme kültürünün baskı ortamında yok edildiğini savunan Uludağ, medyanın iktidar güdümüne girdiğini anlattı. 2022'de çıkarılan sansür yasasının haberlerden ziyade eleştirel kanaatleri hedef aldığını söyleyen Uludağ açıklamasına şöyle devam etti:

"Türkiye'de gazetecilik, bu iktidar döneminde biata zorlanarak bir halkla ilişkiler faaliyetine dönüştürüldü. Öyle bir noktaya gelindi ki iktidar artık ne yazılacağını da belirliyor. Bunun adı: Bilgi notu gazeteciliği. İktidar güdümüne giren basın kuruluşları, ellerine verilen bilgi notlarını yayımlamayı gazetecilik sayıyor. Ne var ki Türkiye'de bu bilgi notu düzenine teslim olmayan gazeteciler hâlâ var. Ama iktidar bunun da yolunu buldu: Sansür yasası. 2022'de Türk Ceza Kanunu'na eklenen 'halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma' suçu, gazetecilerin iktidarın çizdiği sınırların dışına çıkmasını engellemenin yeni aracına dönüştü. İktidarın amacı yalnızca 'doğru bilgi' üzerinde tekel kurmak da değil. Asıl hedef, gazetecilerin ve yurttaşların kanaatlerini denetim altına almak. Yani iktidarı eleştirmek isteyenlerin ortaya koyduğu teze karşı sansür yasası bir antitez olarak çıkarılıyor; bu diyalektiğin sentezi ise cezaevi oluyor: Eleştiri (Tez) + Sansür Yasası (Antitez) = Cezaevi (Sentez)"

"Türkiye'de gazetecilik, mayın tarlasında hakikat aramaya benziyor"

Yöneticilerin basın toplantısı düzenlememesini ve soru sorma yasaklarını halkın haber alma hakkına vurulan bir darbe olarak nitelendiren Uludağ, meslektaşlarına direniş çağrısı yaptı. Uludağ, Uğur Mumcu'yu anarak şu ifadeleri kullandı:

"Basın özgürlüğünün amacı; halk adına iktidarı denetlemek, yurttaşların gerçeklerden haberdar olmasını sağlamak ve demokratik tercihlerini sağlıklı bilgiyle oluşturabilmelerine imkân tanımaktır. Siyasi iktidar bunun bilincinde olduğu için medyada çeşitli yöntemlerle bir tekelleşme yarattı. Bu medya tekelleşmesi, halka karşı yürütülen psikolojik savaşın araçlarından birine dönüştü. Bugün Türkiye'de gazetecilik, mayın tarlasında hakikat aramaya benziyor. Ama umutsuzluğa yer yok. Korku iklimine karşı yapılacak tek şey, cesareti büyütmek ve gazetecilikte ısrar etmektir. Dışarıda sayısız gazeteci, halkın haber alma hakkı için ağır baskılara rağmen direniyor. Uğur Mumcu'nun dediği gibi: 'İktidarlara ve güç odaklarına karşı savaşmayı göze alandır gazeteci.' Uğur Mumcu ve bu uğurda öldürülen diğer gazeteciler, hâlâ her gazeteci için yol göstericidir."

İLGİLİ HABERLER