İstanbul'da düzenlenen basın toplantısında Türk Nefroloji Derneği, Türk Yoğun Bakım Derneği ve Organ Nakli Koordinatörleri Derneği yetkilileri, organ naklindeki mevcut tabloyu ve çözüm önerilerini kamuoyuyla paylaştı. Sağlık Bakanlığı verilerine göre ülkede yaklaşık 33 bin hastanın organ nakli için sıra beklediği belirtildi. Bu hastaların 28 bini böbrek, 2 bin 500'ü karaciğer, 1500'ü ise kalp nakli bekliyor.
Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen, her yıl 14 bin yeni diyaliz hastasının ortaya çıktığını ancak yıllık böbrek nakli sayısının 3 bin 500 civarında kaldığını ifade ederek altyapı eksikliği olmadığını vurguladı. Türkiye'nin canlıdan böbrek naklinde dünyada birinci sırada yer aldığını hatırlatan Türkmen, kadavra nakillerinde ise İspanya ve ABD gibi ülkelere kıyasla geride kalındığını dile getirdi.
Türkmen, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“Bizim bunu aynı şekilde kadavra böbrek nakline de taşımamız gerekiyor. Oradaki rakamlara ulaşmak çok zor değil ama çabalarımız genellikle istikrarlı olmuyor.”
“Her sene 14 bin yeni diyaliz hastası ortaya çıkıyor. Biz ne kadar nakil yapabiliyoruz? İstiyoruz ki tabii bunların hepsine nakil yapalım ama bugün için değil, bu kadar organ bulamıyoruz. Yaklaşık her sene 3 bin 500 civarında böbrek nakli yapabiliyoruz. Çok çok az bir rakam.”
“Bunu artırmak için yoğun şekilde çaba harcamak gerekiyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre 33 bin civarında hasta organ bekliyor görünüyor. Bunun 28 bini böbrek bekliyor, işte 2 bin 500 tane karaciğer bekleyen, 1500 kalp bekleyen hastamız var. Özellikle böbrek bekleyen hasta sayısına dikkati çekmek istiyorum. Türkiye'de şu anda bildiğimiz kadarıyla 85-90 bin. Biz hastamızın iyiliğini istiyoruz. Çok uzun yaşasın, çok iyi yaşasın istiyoruz. Bunun için de uzun süre diyalizde kalmaması gerekiyor. Organ nakline ulaşabiliyorsa organ nakli yaptırması gerekiyor. Ama daha onların kadavra listesine girmesi gerektiğinden haberi bile yok.”
Beyin ölümü algısı ve toplumsal farkındalık eksikliği
Organ Nakli Koordinatörleri Derneği Başkanı Öğr. Gör. Nilgün Bilal, Türkiye'de tüm tıbbi altyapının ve yoğun bakım imkanlarının yeterli olduğunu, asıl sorunun toplumsal farkındalık düzeyinin düşük olması olduğunu belirtti. Canlı vericili nakillerde son 5-6 yıldır dünya rekoru kırıldığını aktaran Bilal, ölen kişilerden organ alınamamasının nedenini halktaki yetersiz bilinç olarak açıkladı.
Bilal, şunları söyledi:
“Neden bizde organ bağışı bu kadar yetersiz?”
“Her türlü organ naklini yapacak dünyanın en ileri seviyesinde merkezlerimiz var. Vatandaşın bağışladığı her organın ülkenin herhangi bir yerindeki en uygun hastaya devletin yine imkanlarıyla ulaştırılacak bir sistemimiz var, yoğun bakımlarımızda beyin ölümü tanısı da konulabiliyor, yeterli sayıda yoğun bakım yatağımız var, tek eksiğimiz biraz daha toplumsal farkındalık.”
“Canlı vericili nakillerde son 5-6 yıldır dünya rekoru kırıyoruz. Canlı vericili nakilleri dünya bizden öğrenmeye çalışıyor.”
“Toplumdaki farkındalık seviyesi az olduğu için, yetersiz olduğu için. Hem devletin çabaları hem bizlerin çabaları hem sizlerin çabaları bence yetersiz kalıyor. Bence bugün burada büyük bir adım atılabilir, bir iyilik hareketi başlatılabilir. İspanya'daki 1 milyon nüfus başına 50, Avrupa ülkelerindeki 20 ile 40 arasındaki organ başı oranları. Ülkemizde ölen kişilerden 1 milyon nüfus başına 5 civarında organ bağışı yapılıyor. Organ bağışı yapılabilmesi için ülkede toplumsal farkındalığın yerleşmesine ihtiyaç var. Organ bağışlamama değil, organ bağışlama kültürüne ihtiyacımız var. Organ bağışlama kültürünü de devletin ve bizlerin adımları şu ana kadar yeterli gelmedi.”
Türk Yoğun Bakım Derneği Başkanı Prof. Dr. Fethi Gül ise beyin ölümü ile koma veya bitkisel hayatın karıştırıldığını, bu algının düzeltilmesi gerektiğini kaydetti. Beyin ölümünün geri dönüşümsüz bir durum olduğunu ve solunumun tamamen durduğunu belirten Gül, nakil ekiplerinin beyin ölümü tanısı koyan ekipten bağımsız çalıştığını vurguladı.
Gül, “Kliniklerde hasta yakınlarından sıkça 'Ya hastam uyanırsa?' sorusunu duyuyoruz. Beyin ölümü anlık bir karar değildir, beyin ve beyin sapının geri dönüşümsüz hasarıdır. Bitkisel hayattaki hastanın spontan solunumu ve kalp atımı sürerken, beyin ölümü gerçekleşen kişide solunum tamamen durmuştur. Biz yoğun bakımda cihaz desteğiyle organları korumaya çalışırız. Beyin ölümü tanısını koyan hekim ekibi ile organ naklini gerçekleştirecek ekip tamamen birbirinden bağımsızdır ve etik olarak nakil sürecinde yer almaz” dedi.
2026 yılının ilk 10 ayına ilişkin verileri paylaşan Gül, bu dönemde 2 bin 78 kişiye beyin ölümü tanısı konulduğunu ancak sadece 375 vakada organ bağışı gerçekleştiğini açıkladı. Bağış yapılmayan 1703 vakanın yaklaşık 13 bin 600 nakil imkanını kaybettirdiğine dikkat çeken Gül, şunları ekledi:
“Ülkemizde bu yılın ilk 10 ayında toplam 2 bin 78 kişiye beyin ölümü tanısı konuldu ancak bu vakalardan sadece 375'inde organ bağışı gerçekleşti. Yani beyin ölümü gerçekleşen hastaların yaklaşık yüzde 18'i bağışa dönüştü. Bağış yapılmayan 1703 vaka dikkate alındığında, her bir beyin ölümünün ortalama 8 organla hayat kurtarma potansiyeli olduğu göz önüne alınırsa yaklaşık 13 bin 600'ü aşkın nakil imkanı kaybedilmiş oldu. Toplumdaki 'uyanır mı' kaygısını gidermek ve aileleri doğru bilgilendirmek zorundayız.”
E-Devlet üzerinden bağışlarda artış ve yeni mevzuat
Soruların yanıtlandığı bölümde Prof. Dr. Gül, Temmuz 2025'teki yönetmelik değişikliğiyle birlikte E-Devlet üzerinden yapılan organ bağışı sayısının son 5-6 ayda 3 katına çıktığını bildirdi. Yeni düzenlemeyle 18 yaşından büyük ve akli dengesi yerinde bireylerin E-Devlet üzerinden yaptığı bağışta aile onayı şartının kalktığını belirten Gül, kişinin kendi vasiyetinin geçerli sayıldığını ifade etti.
Gül, “18 yaşından büyük ve akli dengesi yerinde bir birey e-Devlet'ten bağış yaptıysa yasal olarak aile izni aranmıyor. Aile 'hayır' dese dahi kişinin kendi vasiyeti geçerli sayılıyor” açıklamasını yaptı.
Prof. Dr. Türkmen de Türkiye'deki cerrahi altyapının uluslararası düzeyde olduğunu, hatta ABD ve İngiltere'den gelen cerrahlara eğitim verildiğini belirterek temel sorunun organ azlığı olduğunu tekrarladı. Türkmen, “Bugün ABD'den ve İngiltere'den Türkiye'ye canlı donörden karaciğer naklini öğrenmeye gelen cerrahlar var, bizim cerrahlarımız onlara eğitim veriyor” dedi.
Öğr. Gör. Bilal ise kan grubu uyumsuzluğu yaşayan hastalar için geliştirilen çapraz nakil havuzlarının nakil sayılarını yüzde 10 artırdığını, bu sayının daha da yükseleceğini öngördüklerini sözlerine ekledi. Toplantıda ayrıca nefrolog sayısının artırılması gerekliliğine de değinildi.
Basın toplantısı sonunda üç dernek adına "Türkiye'de Organ Bağışı Kültürünün Geliştirilmesine Yönelik Ortak Bildiri" okundu. 10 maddelik bildiride organ bağışının toplumsal sorumluluk olduğu, okullarda ele alınması gerektiği, sağlık çalışanlarının eğitiminin parçası olması gerektiği ve beyin ölümü tanısının bilimsel ölçütlerle bağımsız şekilde konulduğunun topluma anlatılması gerektiği vurgulandı.