Türkiye'de her 10 kişiden 7'si borçlu, toplum vasata razı oldu

Veri Enstitüsü Başkanı Bekir Ağırdır, nüfusun yüzde 80'inin hayatta kalma güdüsüyle hareket ettiğini ve gelir dağılımındaki uçurumun vatandaşları en ucuz ürünü aramaya mahkûm ettiğini belirtti.

Türkiye'de ekonomik krizin derinleşmesiyle birlikte halkın büyük bir bölümü temel ihtiyaçlarını karşılamak için yoğun bir mali baskı altında yaşıyor. Gelir dağılımındaki eşitsizlik, milyonlarca vatandaşı sadece fiyat odaklı alışveriş yapmaya itiyor. Toplumun önemli bir kesimi, harcamalarını minimize etmek amacıyla marketler arasında dolaşarak en düşük fiyatlı ürünleri bulmaya çalışıyor. Bu durum, tüketicilerin alışveriş alışkanlıklarını köklü bir şekilde değiştirirken, borçlanma eğilimleri de artan yaşam maliyetleriyle paralel seyrediyor.

Nefes Gazetesi'nde yer alan habere göre  Veri Enstitüsü Yönetim Kurulu Başkanı Bekir Ağırdır, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Artık vatandaş sadece en ucuz market değil, en ucuz bulgur nerede diye bakıyor”

Ağırdır, gelir adaletsizliğine dikkat çekerek toplumdaki zengin ve yoksul kesimler arasındaki farkın boyutunu rakamlarla ortaya koydu. Nüfusun en üstteki yüzde 20'lik diliminde kişi başına gelirin 50 bin dolar seviyesinde olduğunu belirten Ağırdır, en alttaki yüzde 20'lik kesimde ise bu rakamın 3 bin dolara, yani açlık sınırının altına gerilediğini vurguladı.

Borçlar yeni borçlarla kapatılıyor, tasarruf korkuya dönüştü

Toplumsal psikolojinin giderek daha düşük beklentilere odaklandığını ifade eden Ağırdır, vatandaşların artık lüks veya konfor değil, temel güvenlik arayışında olduğunu dile getirdi. Borçluluk oranlarının yüksekliği ve borçlanma amaçlarının değişimi, ekonomik tablonun ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.

Ağırdır, bu durumu şöyle özetledi:

“Türkiye’de şu an vasata razı olmuş bir toplumsal psikoloji var. Hayal dediğimiz şey artık evin, gelirinin ya da emekli maaşının olabilmesi. Ülkenin yüzde 70’i borçlu, yüzde 70’i yine borçlanmaya açık. Onların da yüzde 38’i geçen ayki borcunu kapatmak için, yüzde 32’si bu ayki cari giderlerini karşılayabilmek için borçlanmanın peşinde; koltuğu, buzdolabını yenilemek için değil”

Geleceğe duyulan belirsizliğin tüketim harcamalarını kısıtladığını belirten Ağırdır, tasarruf anlayışının da değiştiğine dikkat çekti. İnsanların daha kötü günler bekledikleri için harcama yapmak yerine elindeki nakdi tutmayı tercih ettiklerini söyleyen Ağırdır, kampanyalı satışların marketlerin ana işlevi haline geldiğini ve ailelerin çocuklarının isteklerini kırmamak için bile "bile bile lades" yaptıklarını kaydetti.

“Tasarrufun biçimi değişti; insanlar daha kötüsünü beklediği için harcamayıp elindekini tutmaya çalışıyor”

“Özellikle aileler çocukların hevesini kırmamak için bile bile lades yapıyor. Giderek vasata razı olduğumuz bir hayat”

Dijitalleşen alışveriş kanalları da vatandaşın bütçe dostu seçeneklere ulaşma çabasını yansıtıyor. Türkiye'de her iki kişiden biri online marketleri kullanırken, katılımcıların yüzde 43'ü markete gitmeden önce fiyat ve kampanyaları kontrol ediyor. Bütçesine uygun ürün bulmak için bu kanalları tercih edenlerin oranı yüzde 40 seviyesinde. Yapay zekâ teknolojilerinin fiyat karşılaştırması ve indirim bulma konusunda yardımcı olması beklentisi de yüksek; her iki kişiden biri yapay zekânın kendisi için daha iyi fiyat ve kampanyalar önermesini istiyor.

Getir ve Veri Enstitüsü’nün araştırmasına göre, aylık market harcamasının dörtte birini online yapanlarda kampanya ve indirim avantajını gerekçe gösterenlerin oranı yüzde 58 iken, harcamasının neredeyse tamamını bu kanaldan yapanlarda bu oran yüzde 28’e geriliyor. Markete fiziksel olarak gidip gelmenin yıllık maliyetinin yaklaşık 12 bin 950 TL'yi bulduğu belirtiliyor.

Getir CEO’su Batuhan Gültakan, online alışverişin pazar içindeki yerini değerlendirerek şunları söyledi:

“Online’ın toplam market alışverişindeki payı Türkiye’de yaklaşık yüzde 10. İndirim marketlerinin fiyat politikaları sektörü etkiliyor”

İLGİLİ HABERLER