Barışmayı Senden Öğrenecek Değiliz
AKP iktidarının sonu geldi. Bu saatten sonra meşruluğu tartışılanbir iktidarın görevde kalması iç ve dış siyaset dinamikleri açısından zarardanbaşka bir şey getirmez. Bu sonun hızlandırılış biçimini sindiremesem de “Herşey Gezi ile başladı.” diyereka...
AKP iktidarının sonu geldi. Bu saatten sonra meşruluğu tartışılan
bir iktidarın görevde kalması iç ve dış siyaset dinamikleri açısından zarardan
başka bir şey getirmez. Bu sonun hızlandırılış biçimini sindiremesem de “Herşey Gezi ile başladı.” diyerek
avunabiliyorum. Artık konuşulması gereken konulardan biri de “Hangi hatalar
sonucu Türkiye!nin böyle bir iktidara mahkum olduğu” olmalıdır.
Özellikle 90’ların başından 2000’ lerin başına kadar
geçen zamandaki siyasi konjonktüre bakıldığında bu cevabı rahatlıkla
görebiliriz. Susurluk’ta gün yüzüne çıksa da alışkın olduğumuz politikalarla
yargılanması geçiştirilen bu yapı AKP iktidarın can suyunu vermiştir. Militer
despotizmin çarklarının gün yüzüne çıkması, bu çarkların olmasa da aktörlerin
değiştirilmesini kaçınılmaz kılmıştı. Yeni aktörlerle yürütülecek dengeli siyaset
Türkiye’ de ve Ortadoğu’daki karakolun daha işlevsel kullanılmasına da olanak
sağlayacaktı.
Ancak denge siyasetini yürütmeye “yüzde elli” sendromunun büyüttüğü egolar izin vermedi. İktidarın
çoktan yolunu seçtiğini #Mekke direnemedi; Diren Taksim! yazımda özetlemeye
çalışmıştım.( Tekrar okumak isteyenler için yazının linki:
http://www.egepolitik.com/yazar/mekke-direnemedi-diren-taksim--239.html )
İktidara geldikten sonra AKP bir yanda devlet içi kliklerle
savaşıyormuş gibi görünse de aslında baş rol oyuncularını koruyup kollamaktan
geri kalmadı. Mesela saz arkadaşları topluca yargılanırken orkestra şeflerinden
Mehmet Ağar korumasını da yanına alarak cezaevi tatiline gönderilmişti. Bu
sürede hem kafasını dinlemiş hem de iktidarla olan kardeşlik bağını güçlendirmiştir.
Şimdilik bunu bir kenara koyalım. Bir sonraki yazımızda bu konuyu bıraktığımız
yerden geri alacağız.
Denize düşen iktidar can havliyle devlet aygıtını en az
kendisi kadar iyi bilen cezaevindeki ulusalcı güçlere sarıldı. Bu aynı zamanda “Barış Süreci” söyleminin de kökten
inkarı demek oluyordu. Bu süreçle ilgili yazdığım her yazıda AKP’ nin barıştan
yana bir politika yürütmesinin genlerine aykırı olduğunu vurgulamıştım. Sohbet
ettiğim Kürt arkadaşlarımın umutlarına inat bu kandırmaca etrafında dolaşmanın
yaşanan sorunun derinleşmesinden başka bir sonucu olmayacağını vurguladım.
Şivan Perver’in Diyarbakır’da konser vermesi sadece kulaklarındaki pası
temizleyecekti. Konserin diğer kahramanı İbrahim Tatlıses’in Reza Zarrab’a kol
kanat germesi, verilen barış mesajlarının altındaki dolar ve petrol yeşilini
çok fazla zaman geçmeden gözler önüne serdi.
Barıştan yana bir Türkiye ve Ortadoğu için AKP’ nin
iktidardan düşmesini şanssızlık görenler üzülmesinler. İnançları bile sahte
olanların savunduğu barışın gerçek olması hayalden öteye gidemezdi, gitmedi de.
Özellikle 30 Mart sonrası çok daha dikkatli olunması
gerekiyor. AKP’nin bütün hukuksuz uygulamalarla cezaevlerine doldurduğu ve bir
lütufmuş gibi dışarı çıkmalarına izin verdiği ulusalcılarla Kürtler’in çatışma
ortamına girmesinden medet umulabilir. Çünkü birilerinin kaybolabilmesi ve bir
şeylerin üstünün örtülebilmesi için ortalığın toz duman olması gerekiyor.
Yaşanacak siyasi çatışma ortamının da bu iki kesime de faydası olmayacaktır.
İktidar ve zihniyet değişmedikçe atılacak her adımın sonu uçurumdur bu saatten
sonra.
Bir sonraki yazımda yukarıda kenara bıraktığımız konunun
İzmir’ de yansımalarını paylaşacağım sizlerle.Biraz da biz makara yapmış oluruz
hem. “İzmir’ in gülen yüzü”
siyasetçilerin yüzü biraz asılsın,napalım?
İLGİLİ HABERLER