CHP üzerine düşünceler (2)

Değerli Dostlar, geçen haftakiCHP üzerine düşünceler başlıklı yazımı; “Büyük yeni fikirlerin yaratacağıörgütsel motivasyona parti örgütlerinin ne kadar ihtiyacı olduğunu anlamak içinmüneccim olmaya gerek yok. Örgütleri dinlemek yeter.” diye sonlandır...


Değerli Dostlar, geçen haftaki
CHP üzerine düşünceler başlıklı yazımı; “Büyük yeni fikirlerin yaratacağı
örgütsel motivasyona parti örgütlerinin ne kadar ihtiyacı olduğunu anlamak için
müneccim olmaya gerek yok. Örgütleri dinlemek yeter.”
diye sonlandırmıştım.

Kendi kendime konuşmalara bu yazımda da devam edeceğim.

Örgütlerin sesine kulak verilmesini istememin nedeni; “yenileşme” ve
“değişim” taleplerinin yeterince seslendirilmediği ya da seslendirmek
isteyenlerin o ortamı bulmadıklarını anlatabilmek içindi.

Örgütlerin “yenileşme” ve “değişim” ihtiyacı tartışmasız
acil ve yaşamsal önemdedir.        

Bu “yenileşme” hadisesinin CHP içinde henüz yeterince algılanamadığının
farkındayım.

Yenileşmeye karşı oluşturulmaya çalışan direncin “ideolojik” bir
zemine oturtuluyor olması da ayrı bir paradokstur.

Sanki partinin kurucusu ve ilk Genel Başkanı olan Mustafa Kemal
Atatürk’ün;  “muasır medeniyet”
hedefine bilimin “mürşit”liğinde ulaşılmasına dair sözleri yokmuş gibi
davranılarak, bir karşı çıkışın örgütlenmesini anlamak mümkün değildir.

Partinin kuruluşundan günümüze hiç değişmeden “aynı” kalarak
geldiğini iddia edecek düşünce sahiplerinin varlığına ihtimal vermiyorum.

Bu denli “statüko” muhipleri varsa eğer onlara C.Darwin’in bir sözünü hatırlatmak
isterim.

“Hayatta kalanlar, türlerin
ne en güçlüsü ne de en zekisidir; hayatta kalanlar kendini de
ğişime en
çok uydurabilenlerdir.”
diyor C.
Darwin.

Sosyal Demokrat bir parti, “yenileşme” ve “değişim”
kavramlarını anlama, bunları ideolojik ve örgütsel pratiğine uyarlama yeteneği
bakımından elbette muhafazakâr ve milliyetçi partilerden farklılaşmak zorundadır.

Bu ayırt edici özelliği
sayesindedir ki Sosyal Demokrat Partiler ilerici ve devrimcidir. 

Sosyal Demokrat Parti olmanın
bizatihi tabiatında “yeni” olanı arama, “yeni fikirler”
geliştirme nosyonu vardır.

CHP “yeni” olanı “yeni
fikirleri”
aramayı “iç”ten gelen tüm itirazları ve engellemeleri
elinin tersiyle iterek, onlara itibar etmeyerek sürdürmelidir.

“Yenileşme” ve “değişim” süreci ancak siyasi kararlılıkla,
başarılı bir şekilde yönetilebilinir.

CHP Genel Başkanının önündeki temel görev “yenileşme” ve “değişim”
süreçlerinin siyasi sorumluluğunu almaktır.

Karar almak risk almak risk almak ise bedel ödemektir.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun
Türkiye’nin en önemli ve acil sorunu olan “Kürt Sorunu”nun da “siyasi
hayatını”
ortaya koyması alabileceği riskin büyüklüğünü hiç şüpheye mahal
bırakmayacak şekilde göstermektedir.

Bu durumda ülkenin önündeki en temel meselelerde çözüm önerileri
geliştirmek parti organlarının ve Genel Başkanın ivedilikle ve öncelikle
ajandalarında yer alacak işlerdir.

Geçmişten gelen, kronikleşmiş sorunlarımız başta olmak üzere tüm ülke
sorunlarında “yeni” şeyler söylemek ve önermek partinin programını ve
söylemini ve bu anlayışla düzenlemek kaçınılmazdır.

Sadece programı ve söylemi
düzenlemek yetmez. Siyasi propagandayı yürütecek parti örgütlerinin ve
üyelerinin de “yenileşme” ve “değişime” ayak uydurmaları kritik
öneme haizdir.

Bireysel değişim olmak
zorundadır. Kendimizi değiştirmeden sistemi değiştirebilmek imkânsızdır.

Yazımı A.Einstein’ın veciz bir
sözü ile bitiriyorum.

“Aynı şeyleri tekrar
tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek. Aptallıktır.”




İLGİLİ HABERLER