GÜLPERİ TİBİN-GERÇEK HABERCİ-ÖZEL HABER- Son genel seçimlerin ardından değişim sürecini başlatan Cumhuriyet Halk Partisi’nde, parti içi gerilimler kadar partiye geri dönüşler de tartışma konusu olmaya devam ediyor. Bu kapsamda, son bir sene içinde, geçmişte CHP’den ayrılan iki isim, partiye geri döndü. Bunlardan ilki, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yaptığı çağrıyı karşılıksız bırakmayan Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce oldu. Partisini kapatan İnce, 24 Haziran 2025 tarihinde rozetini Özel’in taktığı toplantıda CHP’ye resmen geri döndü. Yine dikkat çeken geri dönüşlerin bir öznesi de geçmişte Atatürkçü ve ulusalcı çıkışlarıyla bilinen Emine Ülker Tarhan oldu. Tarhan, 24 Mart 2026 tarihinde yine rozetini Özel’in taktığı bir toplantıda resmen CHP’ye geri döndü. Söz konusu gelişmeler bazı tartışmaların da fitilini ateşledi. Özellikle kamuoyunda CHP’nin “Atatürkçü ve ulusalcı bir kimliğe yakınlaştığı” yönünde yorumlanan gelişmeler, toplum nezdinde önemli gündemlerden biri olarak yer aldı. Siyaset Bilimci Dr. Zekiye Seda Sönmez, konuyla ilgili olarak GERÇEK HABERCİ’ye değerlendirmelerde bulundu.

BİLİNÇLİ VE ÇOK KATMANLI YAPILANMA SÜRECİ
Sönmez, söz konusu geri dönüşlerin yüzeyde bir isim transferi gibi görünsede CHP’nin yeniden yapılanma sürecinin bir parçası olduğunu belirtti. Yaşanan gelişmlerin farklı ideolojik damarların aynı çatı altında toplanması yönünde stratejik bir hamle olduğunu ifade eden Sönmez, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Muharrem İnce’nin ardından Emine Ülker Tarhan’ın da Cumhuriyet Halk Partisi’ne geri dönmesi, yüzeyde bir ‘isim transferi’ gibi görülebilir ancak daha yakından bakıldığında bu gelişme, CHP’nin içinde bulunduğu yeniden yapılanma sürecinin oldukça bilinçli ve çok katmanlı bir parçası olarak okunmalı. Bu adım, yalnızca geçmişte partiden kopmuş figürlerin geri çağrılması değil, aynı zamanda farklı ideolojik damarların yeniden aynı çatı altında toplanması yönünde stratejik bir hamle niteliği taşıyor bana göre. Bu noktada ‘CHP daha Kemalist ya da ulusalcı bir çizgiye mi kayıyor?’ sorusu elbette sıkça soruluyor ve bundan sonra da sorulmaya devam edecek gibi görünüyor. Bu soruya verilecek en sağlıklı yanıt, bunun tek yönlü bir ideolojik kayış olmadığıdır. Aksine CHP, son dönemde daha geniş bir siyasi alanı kapsama çabası içinde. Tarhan gibi isimlerin geri dönüşü, partinin ulusalcı ve Kemalist hassasiyetleri güçlü kesimlerle bağını yeniden tahkim etme arayışını gösteriyor ancak bu durum, partinin sosyal demokrat ya da çoğulcu çizgisinden vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Tam tersine CHP, farklı ideolojik eğilimleri aynı anda taşıyabilen bir ‘geniş koalisyon partisi’ modeline doğru evriliyor.”
DAHA GENİŞ TOPLUMSAL KOALİSYON
CHP’nin söz konusu hamlesini daha geniş bir toplumsal koalisyon kurma çabası olarak değerlendiren Sönmez, konuşmasına şöyle devam etti:
“CHP’nin bugün yaptığı, kendi içindeki farklı eğilimleri yeniden bağlayarak daha geniş bir toplumsal koalisyon kurma çabası. Benzer şekilde siyaset biliminde ifade edilen ‘farklı taleplerin eşdeğerlik zinciri içinde birleştirilmesi’ yaklaşımı da bu süreci anlamak açısından oldukça açıklayıcıdır. CHP, birbirinden farklı seçmen taleplerini tek bir siyasal çerçevede toplamaya çalışıyor.
CHP’nin attığı bu adımlar, ideolojik saflaşmadan ziyade seçmen tabanını genişletmeye yönelik bir stratejiye işaret ediyor. Yani burada amaç, belirli bir ideolojik hattı keskinleştirmekten çok, farklı seçmen kümelerini yeniden partiye entegre etmek. Ancak burada kritik nokta şudur, partiler, genişleme uğruna ideolojik netlikten ödün verebilir. CHP’nin farklı eğilimleri bir arada tutma çabası, zaman zaman iç tartışmalara ve kimlik krizine yol açmıştır. Tarhan’ın daha sonra CHP’den ayrılması da aslında bu gerilimin bir göstergesi olarak okunabilir. Kısacası, Tarhan’ın CHP’ye katılımı partinin ‘herkesi kucaklama’ stratejisinin bir parçası olarak okunabilir fakat bu strateji uzun vadede parti içinde uyum sorunlarını da beraberinde getirebilir ki geçmiş dönemlerde yaşananlar da bunun en somut göstergesidir.”
CHP SİYASAL SÜREKLİLİĞİNİ GÜÇLENDİRMEYE ÇALIŞIYOR
Sönmez, Cumhuriyet Halk Partisi’nin köklü bir geçmişi olduğuna da değindi. Köklü partilerin krizleri dışa doğru parçalanarak değil içe doğru genişleyerek çözme eğiliminde olduğunu anlatan Sönmez, “CHP’nin yüz yılı aşkın geçmişi de bu tür hamleleri anlamak açısından kritik. Bu tür köklü partiler, siyaset bilimi literatüründe yüksek kurumsallaşma kapasitesine sahip yapılar olarak tanımlanır. Bu da şu anlama gelir; krizleri dışa doğru parçalanarak değil, içe doğru genişleyerek çözme eğilimindedirler. Tarhan ve İnce gibi isimlerin geri dönüşü de tam olarak bu refleksin bir yansımasıdır. CHP, geçmişte yaşadığı kopuşları telafi ederek siyasal sürekliliğini güçlendirmeye çalışıyor” diye konuştu.

UZUN VADEDE SEÇMENİ UZAKLAŞTIRABİLİR
Sönmez,bu gibi hamlelerin uzun vadede kararsız seçmeni uzaklaştırabileceğini belirterek şunları söyledi:
“Siyaset biliminde yer alan siyasal rekabet teorisi, modern demokrasilerde partilerin neden çoğu zaman ideolojik uçlardan merkeze doğru hareket ettiğini açıklayan en önemli yaklaşımlardan biri olarak kabul edilir. Bu teoriye göre, seçmenlerin büyük bölümü ideolojik olarak uçlarda değil, merkeze yakın konumlanır bu nedenle seçim kazanmak isteyen partiler, keskin ideolojik pozisyonlardan ziyade daha kapsayıcı ve ortalama seçmen davranışına hitap eden politikalar geliştirme eğilimindedir. Bu çerçevede bakıldığında, Cumhuriyet Halk Partisi’nin daha sert bir ulusalcı çizgiye kayması, kısa vadede parti içindeki ideolojik tutarlılığı ve çekirdek seçmen motivasyonunu artırabilecek olsa da, orta ve uzun vadede merkezde konumlanan kararsız seçmenleri uzaklaştırma riski doğurabilir. Özellikle büyükşehirlerde seçim sonuçlarını belirleyen, ideolojik bağlılığı zayıf ancak ekonomik ve yönetsel performansına duyarlı seçmen kitlesi, partinin daha dar bir ideolojik çerçeveye yöneldiği algısını edinirse alternatif arayışına girebilir.”
GENİŞ TOPLUMSAL KOALİSYON KURMA KAPASİTESİNİ SINIRLAYABİLİR
Partinin dengeli bird il kullanamaması durumunda seçmen grupları arasında mesafe oluşması ihtimalinin de riskler arasında bulunduğunu ifade eden Sönmez, şunları kaydetti:
“Türkiye’de seçim dinamikleri incelendiğinde, merkez seçmenin oy davranışının oldukça hareketli olduğu ve seçim sonuçlarını belirleyici rol oynadığı görülür. Bu nedenle CHP’nin ulusalcı çizgiye sert bir yönelimi, bir yandan parti içi ideolojik netlik sağlayabilirken, diğer yandan daha geniş toplumsal koalisyon kurma kapasitesini sınırlayabilir. Siyasal rekabetin giderek bloklar arası geçişken seçmen üzerinden şekillendiği bir dönemde, merkeze hitap edebilme kabiliyeti partiler için yalnızca stratejik bir tercih değil, aynı zamanda seçim kazanmanın temel koşullarından biri olarak öne çıkmaktadır. Bu bağlamda, ideolojik netlik ile seçmen genişletme stratejisi arasındaki denge, CHP açısından önümüzdeki dönemde en kritik siyasal sınavlardan biri olmaya aday görünmektedir.
Bunun seçim dengelerine etkisi ise çift yönlü olacaktır. Kısa vadede bu hamleler, özellikle geçmişte partiden uzaklaşmış ulusalcı ve seküler seçmenin yeniden CHP’ye yönelmesini sağlayabilir. Ancak orta vadede, bu genişleme stratejisinin nasıl yönetileceği belirleyici olacaktır. Eğer parti, ulusalcı söylem ile demokratikleşme ve çoğulculuk arasında dengeli bir dil kuramazsa, bu kez farklı seçmen grupları arasında mesafe oluşma riski ortaya çıkabilir.”
YENİDEN KONSOLİDASYON SÜRECİ OLARAK GÖRMEK GEREKİR
Sönmez, konuşmasını şu ifadelerle noktaladı:
“Sonuç olarak, bu gelişmeleri bir ‘ideolojik savrulma’ ya da ‘keskin yön değişimi’ olarak değil, CHP’nin iktidar perspektifiyle yürüttüğü bir yeniden konsolidasyon süreci olarak görmek gerekir. Parti, farklı kimlikleri ve siyasal eğilimleri aynı çatı altında toplayarak daha geniş bir toplumsal karşılık üretmeye çalışıyor. Bu stratejinin başarılı olup olmayacağını ise, bu farklılıkları çatışma üretmeden yönetebilme kapasitesi belirleyecek.”