GÜLPERİ TİBİN-GERÇEK HABERCİ-ÖZEL HABER- İzmir Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası Başkanı Erkan Özkan’ın sektöre dair GERÇEK HABERCİ’ye açıklamalarda bulunduğu yazı dizimizin ikinci bölümünde, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin çıkacağı taksi ihalesi, korsan taşımacılık ve sektör temsilcilerine yönelik şiddet olayları ele alınacak. Özkan, korsan taşımacılıkla ilgili konuşmasında, toplumda son birkaç yıldır taksiler üzerinde büyük bir algı operasyonu olduğu belirterek, “Maalesef toplumsa son iki üç senedir taksiler üzerinde büyük bir algı operasyonu var. Bunun içerisinde de popüler bir korsan taşımacılık firması başı çekiyor” ifadelerini kullandı.
KORSAN TAŞIMACILIK İÇİN ERİŞİM YASAĞI ÇAĞRISI
Yaklaşık iki üç sene öncesinde korsan taşımacılığın bu kadar yaygın olmadığını hatırlatan Özkan, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
“Bundan iki üç sene öncesine kadar taksicilik sektöründe korsan diye bir şey söz konusu değildi. Tabii ki ufak tefek taşımacılıklar oluyordu. Ancak bu boyutta olmuyordu. Bu anlamda taksicilik sektörü üzerinde görünen ancak görünmesi perdelenen bir el, bir kesim mevcut. Bu algı yaratıldığı için kayma oluyor. Son karayolları trafik kanunundaki trafik cezalarının artırılmasıyla birlikte yürürlüğe giren, ilk yakalamada 100 bin ikincide 200 bin lira civarında cezalarla, ehliyetlere el konması gibi sebeplerle korsan taşımacılığında etkilendiğini görüyoruz. Ancak bunun sıfırlanması erişim yasağıyla mümkün. Bununla ilgili de gerek federasyon nezdinde gerekse de Türkiye’deki diğer odalar nezdinde süren bir davamız var. İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde bu dava görülüyor. Haziran ayında da yeniden görüşülecek. Son bilirkişi raporları mahkeme heyetine verilmek üzere olduğunu biliyoruz. Bu erişim yasağı çıkarsa sıfırlanması mümkün. Bütün toplantı platformlarımızda gerek muhalefet milletvekillerine gerek iktidar vekillerine bu konu aktarıldı, dosyalar verildi. İlgili partilerin genel merkez noktalarına kadar da bu iletildi. Bunu devlet ve kolluk güçleri bir denetimde bu korsan taşımacılıkla ilgili işlem yapıp aracı kapatıyor ve bu bir suç olduğu için kapatılıyor. Bir ceza verilirken siyasi erkin en tepesinde böyle bir suçun toplumda işlendiği var ve bu konu üzerine gidilmemesi nedeniyle böyle bir toplumsal algı oluştu.”
BELEDİYELER TAKSİLERİ YATIRIM ARACINA DÖNÜŞTÜRMENİN ÖNÜNÜ AÇTI
Öte yandan Özkan, taksi sayılarının büyükşehir meclislerine bırakılmasına da tepki gösterdi. İstanbul’daki taksiciliğin Türkiye’ye kötü olduğunu ifade eden Özkan, şöyle konuştu:
“Bir de bu kaygılara taksi sektöründe İstanbul’daki taksicilik Türkiye’ye kötü örnek olarak yansıyor. Ayrıca taksi sayıları büyükşehir meclislerine bırakıldığı için belediyeler bu sektörü adeta bir gelir kapısı gibi görmeye başladı. Dolayısıyla paraya ihtiyacı olan hemen taksi sayısını artırmaya gidiyor. Bu son derece tehlikeli bir konu. Bu konu önümüzdeki günlerde Federasyonda da İzmir olarak gündeme taşıyacağız. Örnek vermek gerekirse, ilimizde de 27 Mart sabahı bir şartname çıktı. İzmir’de 100 adet metropole, 115 adet de metropol dışına ticari taksiyi 29 yıllığına kiralama ihalesine çıkıyor Büyükşehir Belediyesi. Gerekçe olarak da taksilerin yetersiz olduğu öne sürülüyor. Biz bunu geçen günlerde de basına taşıdık. Durakları gezdiğinizde trafiğin yoğun olduğu saatler dışında her taraf yolcu bekleyen sarı taksilerle dolu oluyor. Biz bunun doğru olmadığını bu ekonomik krizde evine ekmek parası götürme mücadelesinde olan esnafı cezalandırmak demek olduğunu söylüyoruz. Bu kararın da gözden geçirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Burada taksilerin sanki bir yatırım aracı haline sokulmaya çalışıldığını görüyoruz. Şu şöyle bilinmeli, taksiler kesinlikle bir yatırım aracı değildir. Taksilerin ana fikri devlet tarafından verilirken geçimini şoförlük mesleğinde kazanan insanların evine bu şekilde ekmek götürmesini sağlamak için ortaya çıkarılmış bir sektördür. Ancak belediyeler bu uygulamalar ile yatırım aracına dönüştürme yolunu açtı ve buna devam ediyorlar. Taksiciliğin kalitesinin artırılması gerekirken daha çok kaliteyi düşürücü uygulamalar ortaya çıkıyor. Bu yönden de karar vericilerin bu şekilde değerlendirmelerini yaparken bunları göz önüne almaları gerektiğini düşünüyorum.”
BİR AY İÇİN ESNAFIN 29 YILI ALINIYOR
Özkan, konuyla ilgili olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi bürokratlarıyla görüştüklerini ancak karardan geri dönülmediğini belirtti. Söz konusu durumun taksici esnafını ne yönde anlatacağını “Bir ay için esnafın 29 yılı alınıyor” ifadeleriyle anlatan Özkan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Konuyla ilgili olarak büyükşehir bürokratlarıyla görüştük. Çekincelerimizi ilettik. Buna gerek olmadığını hem basın aracılığıyla hem kurum olarak ilettik. Ancak kararlarından geri dönmediler. Bizim de meclisin vermiş olduğu karar karşısında yapacağımız bir şey söz konusu değil. Toplumda esnaf grubumuzda gerçekten bir rahatsızlık söz konusu. Şu an İzmir’de fazladan taksiye ihtiyaç olmadığını sokağa çıktığımızda, herhangi bir taksi durağında da görebiliriz. Bu belediyenin kısa sürede kendisine gelir yaratmasıyla ilgili bir düşünce olduğu esnafta hakim oldu. Biz şunu dedik toplantılarımızda, ‘Yapılacak ihale sonucunda belediyenin 1 aylık ihtiyacını karşılayacak gelir kasanıza girebilir ancak sizin bir ayınızı kurtaracak olan araçları 29 yıl boyunca İzmir trafiğine sokarak hem trafiğin kaderiyle hem de esnafın ekmeğiyle oynanacak. Bir ay için esnafın 29 yılı alınıyor’ şeklindeki çekincelerimizi de ilettik. Bunu gerçekten ihtiyacı olan benim esnafım almayacak. Bunu piyasada alım satımını yapan kişiler var, bunlar bu araçları alıp yatırım aracı şeklinde, üçüncü şahıslara el altından kiralayarak piyasa dengesini bozacaklar. Fakat belediyeye ne yazık ki bu anlatamadık. Bununla ilgili bir örnek de var. İstanbul’da da bu paralelde bir ihale gerçekleştirildi. İhale sonucunda bu işin ticaretini yapan firmadan belediye ihalesiyle kiralama yoluyla aldığınız taksi plaklarınız dört yıllığına sabit kiralama ile kiralanır diye de sosyal medyada ilanlar çıktı. Ben belediyedeki karar vericilerin bunu tekrar irdelemeleri ve bu durumu önleyici tedbirlerle bu ihalelerin yapılması gerektiğini vurguluyorum.”
FİZİKİ OLARAK ÇOK MÜMKÜN DEĞİL
Son olarak Ramazan ayında İzmir’de yaşanan ve bir taksicinin canice katledildiği olaya da değinen Özkan, “Bu bir vahşettir. Bir insanın canına kıymak vahşice bir hareket. Ne yazık ki bu arkadaşımız da bu şekilde hayatın kaybetti. Kendini bilmez bir sapık tarafından hayatı sona erdirilmiştir. Çok üzgünüz. Hiçbir günahı kusuru olmamış günahsız bir insanın bir hiç uğruna canını kaybetmesini sözün bittiği nokta olarak betimliyorum. Tabii bu cinayeti işleyen kişinin yargılama sürecinin de takipçisiyiz. Ağırlaştırılmış müebbetle cezalandırılması talebinde bulunduk. Çünkü bu video görüntülerinde de görüldüğü gibi tamamen planlanmış bir cinayet. Bu tür olayların olmamasını temenni ediyoruz” dedi.
Yaşanan olayın ardından gündeme gelen araç içi kabin konusu ve bu tarz olaylarla ilgili önlemleri de anlatan Özkan, açıklamasını şu ifadelerle noktaladı:
“Bunlarla ilgili önlemlerimiz de var. Araçlarımızda panik butonlarımız var. Fakat bu rahmetli şoför kardeşimiz kendisine burada bir şeyin olacağını tahmin etmediği ve aracın içerisinde bir boğuşma olmadığı farkında bile olmadan öldürüldüğü için panik butonuna basma hamlesini bile gerçekleştirilememiş. Olaydan sonra araç içerisine cam bölme konusu da gündeme getirildi. Ancak Türkiye’de mevcut araçlarda yapılması fiziki olarak çok mümkün değil. TSE’den onay alınması koşuluyla, 2004 yılındaki bir yönetmelikle bu araçların içerisinde bir tadilat projesiyle kişiler istediği takdirde bu bölmeyi yaptırabileceği ve vizeden geçirebileceği açık. Ancak hiçbir esnafımız araçlarının fiziki içi buna uygun olmadığı için buna başvuru yapan olmadı. Biz bu konuda Türkiye’de artık yeni üretilen milli üretim markalarımızla ilgili hükümet ve yetkililerden ticari taksiler için özel bölmeli araçların üretilmesi gerektiği çağrılarında bulunduk. Araçlarımızın yüzde 90’ında kamera mevcut. Tabii ki kamera yaşanabilecek bir olayı engellemiyor ancak caydırıcı olabiliyor. Kendini bilen bir insan burada işlediği bir olaydan kaçamayacağını bilir. Ancak kişi artık şuurunu kaybettiyse oradaki o kameranın ne kadar önemli olduğunu anlamıyorsa da bu suçları işleyebiliyor.”