Çanakkale’den Şanlıurfa’ya kadar geniş bir coğrafyaya yayılan bu yerleşimler, arkeolojik kayıtlara göre 12 bin yıllık bir zaman dilimini kapsıyor. Troya’nın üst üste kurulmuş katmanları, Efes’in mermer anıtsallığı ve Göbeklitepe’nin düşünce tarihini yeniden başlatan bulguları, insanlığın ortak hafızasına ışık tutuyor.
Tiyatrolar, tapınaklar ve anıtsal kapılar ayakta kalıyor
Efes Antik Kenti, Roma döneminin en büyük şehirlerinden biri olarak mermer caddeleri, Celsus Kütüphanesi ve 25 bin kişilik tiyatrosuyla öne çıkıyor. Pergamon ise dünyanın en dik antik tiyatrolarından birine ve döneminin en büyük kütüphanelerinden birine ev sahipliği yapıyor. Afrodisias, mermer işçiliğindeki ustalığı stadyum ve tetrapylon kapısıyla kanıtlarken Aspendos, olağanüstü akustiğe sahip Roma tiyatrosuyla bugün dahi konserlere ev sahipliği yapıyor.
Kazı alanları bulundukları coğrafyanın ekonomisini değiştiriyor
Denizli’deki Hierapolis, şifalı termal suları ve travertenlerin hemen yanındaki konumuyla antik çağın sağlık merkezi işlevini sürdürüyor. Burdur’daki Sagalassos, yüksek rakımda hâlâ su akan anıtsal çeşmesiyle mühendislik mirasını yansıtırken Patara, restore edilen deniz feneri ve Likya Birliği’nin meclis binasıyla özgün bir rota oluşturuyor.
Şanlıurfa’daki Göbeklitepe kazıları ise yerleşik hayata geçişle ilgili tüm kronolojiyi yeniden şekillendirdi. Buradaki 12 bin yıllık dikili taşlar ve hayvan kabartmaları, organize inanç sistemlerinin tarım devriminden önce var olduğunu ortaya koyuyor. Kültür ve Turizm Bakanlığının verileri, son beş yılda antik kent ziyaretlerinde yüzde 40’ın üzerinde artış yaşandığını ve 2024 yılının ilk on bir ayında 25 milyonu aşkın kişinin bu alanları gezdiğini gösteriyor.