GÜLPERİ TİBİN/ GERÇEK HABERCİ - CHP Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, CHP İzmir İl Başkanlığı’nda gündeme ilişkin basın toplantısı gerçekleştirdi. Okul saldırılarına değinen Bağcıoğlu, “Okullarda gerçekleştirilen silahlı saldırılar sonucu katledilen eğitim şehitlerimiz öğretmenlerimiz ile ömürlerinin ilkbaharında hayatlarını kaybeden evlatlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine, sevenlerine başsağlığı ve sabır diliyorum” ifadelerini kullandı.
KAPSAMLI TEDBİRLER ALINMALI
Bağcıoğlu, konuşmasının devamında, “Üzüntü ve acımız tarifsizdir. Ama devletin sorumlu makamlarında olanların sadece üzüntü duymaları değil, görev ve sorumluluklarını da hatırlamaları milletimizin ortak isteğidir. Bu sorun birçok değişik alanda kapsamlı tedbirler alınmasını gerektiren vahim bir hale gelmiştir. Fiziki önlemler kapsamında; görev süresi dolan uzman çavuşların uygun şartlarla okullarda güvenlik görevlisi olarak istihdam edilmesine yönelik TBMM Milli Savunma Komisyonu Sözcümüz tarafından verilen yasa teklifinin önemi, son dönemde yaşanan silahlı saldırılarda bir kez daha ortaya çıkmıştır” dedi.
SAVUNMA ÖNCELİKLERİ YENİDEN TANIMLANMALI
Bağcıoğlu, bölgede yaşanan savaşları hatırlatarak Türkiye’de savunma önceliklerinin yeniden tanımlanması gerektiğini vurguladı ve şöyle konuştu:
“Bölgemizdeki savaşlardan alınan dersler; Türkiye açısından savunma önceliklerinin yeniden tanımlanmasını zorunlu kılmaktadır. İnsansız sistemlerin savaş alanındaki rolü, maliyet ve etkinlik dengesi üzerinden köklü bir değişime işaret etmektedir. Geleneksel yaklaşımda yüksek maliyetli platformlar ve hassas güdümlü mühimmatlar caydırıcılığın temel unsuru olarak görülürken, örneğin düşük maliyetli taarruzi İHA’lar bu dengeyi tersine çevirmektedir. Gelişen füze kabiliyetleri uçak gemisi harekâtını kısıtlamakta, bazı durumlarda uçak gemileri harekât alanından eskisinden daha da fazla uzaklaşmak zorunda kalmaktadır. Bölgedeki savaşların verdiği net ders önceliğin; bütünleşik hava ve füze savunma sistemi, muharip hava gücü, hava ulaştırma filosu, hava savunma ve darbe yeteneğine sahip milli gemiler, milli mühimmatın sürdürülebilir üretimi, taarruzi İHA’lar ve muharip insansız uçak sistemleri olduğudur. Savaşın doğası “en gelişmiş sistemi kullanandan” ziyade “kayıpları en iyi tolere edebilen” aktör lehine dönüşmektedir. Türkiye için yapılması gereken; devam eden 3.500 savunma projesinin önceliklendirilmesi ve kısıtlı kaynaklarımızın milli güvenliğimiz açısından acil ve kritik projelere tahsis edilmesidir. Bu kadar acil ihtiyaç varken, sınırlı kaynakları doğrudan harekât katkısı sınırlı bir uçak gemisine ayırmak askerî değil siyasi bir tercihtir. Öncelik sahaya hızlı etki edecek projelere verilmelidir; bu nedenle uçak gemisi ve benzeri projeler, ekonomik şartların da uygun olacağı bir döneme ertelenmelidir.”
MİLLİ GÜVENLİĞİMİZİN TEMELİ DİRENÇLİ TOPLUM
Bağcıoğlu, şunları söyledi:
“Tehditler artık sadece cephelerde veya harekât alanlarında silahla değil, algı faaliyetleri ile; ekonomide, tarımda, eğitimde, siber ortamda ve yaşamın her alanında toplumun azim ve iradesini etkileyecek şekilde ortaya çıkmaktadır. Milli Güvenliğimizin temeli; teknolojik egemenlik, askeri caydırıcılık, bilgi üstünlüğü, etkin kriz yönetiminin yanı sıra kriz anlarında dirençli bir toplumsal yapıdır. Adaletli, demokratik ve hukukun üstünlüğüne dayanan, hak ve özgürlüklerin korunduğu uygulamalar ve kimsenin ötekileştirilmediği birleştirici politikalarla toplumsal dirençlilik güçlendirilmelidir.
SAVUNMA SANAYİ
Bölgemizdeki çatışmalardan alınan en önemli ders; “etkin muharip hava gücü” ile “füze ve hava savunmasıdır”. Hava üstünlüğünü sağlayan taraf, savaşın temposunu ve sonucunu belirlemektedir. Sürdürülebilir mühimmat desteği ile yenilikçi çözümleri de içeren hava savunma sistemleri milli güvenliğimizin olmazsa olmazıdır. Eğitim ve doktrin kapsamında bölgenin sayılı silahlı kuvvetlerinden olan TSK’nın, modern harp silah ve araçları ile de zaman kaybı olmadan donatılması zorunludur. Çevremizdeki devletler bir plan dahilinde muharip hava güçlerinin kabiliyetlerini artırmaya devam etmektedir. Son 23 yılda TSK envanterine sadece 30 civarı savaş uçağı katılırken, bölge ülkeleri yeni nesil uçaklar alarak hava üstünlüğü konusunda ciddi stratejik riskler yaratmıştır. Hava gücümüzün geleceği olan KAAN milli muharip uçağı harekât ve teknolojik bağımsızlığımızın sembolü ve zorunluluğudur. Test uçuşu gurur verici olsa da milli motor geliştirme süreci ve ara çözüm motor tedarikinde yaşanan gecikmeler; planlama ve tedarik süreçlerinin yönetiminin hayati önemini ortaya koymaktadır. İHA ve SİHA’ların hava, kara ve deniz unsurlarıyla entegre kullanımı sahada oyun değiştirici etki yaratmıştır. S-400 hava savunma sisteminin entegre hava savunma mimarisi içinde kullanılamaması; sistem seçimi, entegrasyon ve kullanım konsepti arasındaki uyumsuzluğun somut bir örneğidir. S-400 tedariki büyük bir hatadır ve çok büyük ihtimalle harekât ihtiyaç makamlarının görüşü dikkate alınmadan hatalı muhakeme doğrultusunda siyasi tercihle envantere dahil edilmiştir. Çevremizdeki devletler onlarca yıl önce Entegre Hava ve Füze Savunma Sistemleri projelerini hayata geçirirken, Çelik Kubbe projesine ancak 2024’te başlanabilmiştir. Balistik füzelerin müttefik unsurlar tarafından vurulması, hava savunma kapasitesinde dışa bağımlılığın halen kritik bir risk alanı olduğunu göstermektedir. S-400’e tahsis edilen kaynaklar yıllar önce milli hava savunma sistemlerinin geliştirilmesine tahsis edilse idi mevcut durumda S-400’den çok daha güvenilir ve geliştirmeye açık milli sistemlerimiz olabilirdi. Milli Gemi konseptine dayanan ve hava tehdidinin arttığı günümüzde ileriden savunma için en önemli harekât ihtiyacı olan; TF-2000 (Tepe Sınıfı) hava savunma muhribinin 23-24 yıldır konsept aşamasında kalması ve inşa sürecinin gecikmesi önemli bir zafiyet alanıdır.
KOORDİNELİ İSTİHBARAT SİSTEMLERİ
Eğitimli, motivasyonu yüksek ve gerektiğinde süratle aktive edilecek göreve hazır yedek personel sistemi idame edilmeli, lojistik seferberliği de dâhil geniş kapsamlı, bir bölge ile sınırlı kalmayan, seferberlik tatbikatları ile denenmelidir. Muhariplik ve silah arkadaşlığı ruhu kazandıran, çağın gereksinimlerine uygun, kurumsal kültüre sahip, doktrin birliği sağlayan ve Kuvvet Komutanlıkları ile bağı koparılmamış eğitim sistemi yeniden tesis edilmelidir. Sızma / izinsiz geçişleri engelleyecek şekilde deniz ve kara hudutlarına yönelik güvenlik tedbirleri alınmalıdır. İHA’lar, gözetleme ve tespit sensör/sistemleri, fiziksel engellerle bütünleşik sınır koruma sistemlerinin etkinliği artırılmalıdır. Hudut birliklerinin sınır güvenliği konusunda eğitimli, donanımlı ve uzmanlaşmış personelden oluşması sağlanmalıdır. Kriz, çatışma ve savaş döneminde geri bölge emniyetinin sağlanmasına azami gayret gösterilmelidir. Stratejik ve kritik tesisler ile yüksek önemdeki kişiler barış zamanından itibaren korunmalıdır. Anavatanda geri bölgenin sabotaj, suikast ve iç karışıklık gibi eylemlere karşı emniyetini tesis edecek koordineli çalışan istihbarat ve güvenlik sistemi oluşturulmalıdır.
ASKERİ SAĞLIK SİSTEMİ
Kritik altyapılar için entegre ve proaktif siber savunma mimarisi kurulmalı ve etkin olarak işletilmelidir. Siber güvenlik yapılanmalarında başarıya ulaşmak için yalnızca yapısal ve idari düzenlemeler değil, aynı zamanda güçlü koordinasyon, net mevzuat ve şeffaf denetim mekanizmaları da hayata geçirilmelidir. Siber güvenlik, milli güvenlik politikalarının kritik bir unsuru olarak stratejik bir bakış açısıyla ele alınmalı hem devlet kurumlarımızı hem de vatandaşlarımızın kişisel verilerini siber tehditlere karşı savunacak bir düzenleme ortaya konulmalıdır. Kritik karar süreçlerini hızlandıracak ve mevcut komuta kontrol sistemlerinin birer parçası olacak şekilde tercihen milli yapay zekâ altyapısı geliştirilmeli ve Millî Savunma Bakanlığı içerisinde “askeri yapay zekâ teşkilatı” kurulmalıdır. Yüksek yoğunluklu çatışmalarda hızlı tıbbi müdahale kapasitesi harekât devamlılığını doğrudan etkilemektedir. Harekât sahası koşullarına hazır; kıta, birlik, gemiler, asker hastaneleri ve Askeri Tıp Akademisi’nden oluşan tüm kademeleri kapsayan askerî sağlık sistemi tüm bileşenleri ile ivedilikle yeniden kurulmalıdır. Türkiye, çatışma kuşağında yer almasına rağmen, uzun süredir sivil savunma önlemlerini ihmal etmiştir. Sığınak yapımı, zorunlu tutulmasına rağmen, şimdiye kadar etkin bir denetim mekanizması işletilmemiştir. Eğer aynı denetimsizlik ve vurdumduymazlık yeni yönetmelikle de devam edecekse bir kazanım elde edilmesi mümkün değildir. Sivil savunmaya yönelik konuların eğitim programlarından çıkarılması ve tatbikat / eğitimlerin kaldırılması, toplumsal bilinç ve farkındalığın zayıflamasına neden olmuştur. Yıllardır geniş çaplı tatbikatlar yapılmamıştır. Avrupa ülkeleri pasif savunma önlemlerini yeniden devreye alırken, Türkiye’nin çatışma bölgesinde yer almasına rağmen bu konuya uzun süredir yeterince eğilmemesi, ciddi bir hazırlıksızlık ve öngörüsüzlük örneğidir. Tüm bunlara ilave olarak; en az silahlı çatışma kadar risk üretecek, gıda ve su güvenliği hayati önemdedir.”