GÜLPERİ TİBİN/ ÖZEL HABER/ GERÇEK HABERCİ - İzmir’de kuraklıkla birlikte uzun süredir etkisini hissettiren su krizi, gündemdeki yerini koruyor. AK Parti temsilcileri, CHP temsilcileri ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin de tartışma konusu olan krizin yanı sıra İzmir Körfezi kirliliği de çeşitli tartışmaların nesnesi olmaya devam ediyor.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İzmir Milletvekili Tuncay Özkan, İzmir’in söz konusu sorunlarına yönelik GERÇEK HABERCİ’nin sorularını yanıtladı.
ÇOK BÜYÜK BİR AYIP OLARAK YAKALARINDA KALACAK
İzmir’de uzun süredir etkisini gösteren bir su sorunu mevcut. Bu noktada hükümete olduğu gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik de eleştiriler var. Ayrıca yaşanan problem, İzmir’in AK Partili ve CHP’li siyasetçileri arasında da tartışma konusu olmaya devam ediyor. Söz konusu duruma ilişkin değerlendirmeleriniz nelerdir?
İzmir’in su sorunun çözümünde hükümet bir başka ülkenin kentine durduğu kadar İzmir’e yakın duruyor. Oysa bu sorunun çözümü noktasında birinci adres Devleş Su İşleri (DSİ). İzmir’deki temel sorun kuraklıktı. Şimdi önümüzdeki yağışlı bir dönem olacak. Bunun yönetiminde DSİ’nin yaptığı barajların hiçbiri tutmuyor. Mesela İzmir’in 50 yıllık periyotta su ihtiyacını karşılayacak olan Gördes Barajı’nın zemini hatalı. Belediyemiz hala para ödüyor orası için. Kuraklık nedeniyle diğer barajlarımız da kuruduğu için bir problem yaşıyoruz. Bu problemi kuyular açarak, kentin su yer altı su havzasını boşaltarak çözmek mümkün değil. Burada su üretimine dönmek gerekiyor. Burada en önemli şey deniz suyunun arıtılarak şebeke suyuyla verilmesi ve kentteki arıtmanın gerçekleşmesi. İngilizlerin suyla ilgili çok güzel bir sözü var. Diyorlar ki; ‘7 kişinin içinden geçmeyen suyu 8’inci kişiye geçirmem.’ Yani öyle bir arıtma sistemi ki 7 kişi o suyu içecek sonra 8’inci kişi de içebilecek. Bu sistemi eğer biz İzmir’de oturtamazsak, bu arıtma sistemini doğru düzgün yapamazsak bu kentin suyunun yok olması anlamına gelir. İzmir’in yok olması anlamına gelir. Su hayattır. Hayatımızı karartıyoruz. Deniz suyundan arıtma pahalı bir iştir. Bugün en ucuzunu İsrail ve Dubai yapıyor, metreküpü yaklaşık 1 dolara yakın. Ama biz zaten suyu 2 dolara satıyoruz. Bu arıtma işinin nerelerde olacağı, hangi koridorlarda yapılacağı da var bende. Nerelerden en uygun tatlı suyun elde edileceğine dair çalışmalar var, yapılabilir de. Ama birkaç büyük tehlike var. Bunlardan biri balık çiftlikleri. Denetimsiz bir şekilde hem Karaburun hem çeşmenin etrafını sarmış hem denizi kirletiyor hem denizde hastalıklı balıkların yayılmasına neden oluyor. Bunların kontrol altına alınması gerekiyor. Peki bunları belediyemiz mi kontrol altına alacak? Tarım ve Orman Bakanlığı orada. Su belediyemizin tekelinde mi? Devlet Su İşleri İzmir’de yaptığı yanlışları düzeltmek zorunda. İzmir derken Türkiye’nin üçüncü büyük ekonomisinden bahsediyoruz. İzmir’den aldıkları vergilerin karşılığını vermiyorlar, haram olur. ‘Kenti susuzluğa terk edelim aman Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy verdiği için cezalandıralım mantığı çok büyük bir ayıp olarak onarın yakasında kalacak. Kentte yeni su kaynaklarının açılmasına elverişli pek çok nokta var. Buralarda yeni su kuyularının açılması iznin DSİ verecek. Belediyemiz bunları yapar. Denizden tatlı su üretimini belediyemiz yapar ancak izni yine onlar verecekler. Ama bütün yükü belediyemizin omuzlarına yüklemek kadar da büyük bir ayıp olamaz.
BAŞARAMAZSAK DAHA BÜYÜK FELAKETLER YOLDA
İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğü tarafından Devlet Su İşleri’ne (DSİ), kentin su ihtiyacını yer altı su kaynaklarından karşılamak amacıyla su kuyusu açılabilmesi için gönderilen yazıya DSİ’nin uzun süre cevap vermemesi tepki konusu oldu. Ayrıca söz konusu durum, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin Ocak ayı oturumunda da gündeme geldi. Bu durum hakkındaki görüşleriniz nelerdir?
Benim buradaki değerlendirmemi, bir özeleştiri olarak da alabilirsiniz. 25 senedir kenti biz yönetiyoruz. Bu su krizinin geleceği bugün ortaya çıkan bir şey değil ki. Temel sorun şu; 1980’li yıllardan itibaren Türkiye’nin iklimsel olarak kurak bir 50 60 yıl geçireceğini ve bu kuraklığın 2000’li yılların ortasında başlayacağını zaten biliyorduk. Nereden biliyorduk, İngiliz meteoroloji üniversiteleri, NASA, Amerikan meteoroloji üniversiteleri, İtalya’daki meteoroloji kaynakları bu kuraklık konusunda çok sayıda yayın yaptılar. Devlet su işleri de Tarım Bakanlığı da bu yayınlara dayanarak kuraklığın geleceğini söyledi. Ama hiçbir şey yapmadılar. Bakın TBMM arşivlerine girdiğinizde su sorunu ve çözümüne ilişkin en az 5 komisyon raporu var. Hepsi en doğru şeyleri söylüyor. Ama yapılmıyor hiçbir şey. Su yönetimi konusu bugün Türkiye’de birincil öncelikli sorundur. Su yönetiminin tek elden yapılması gerekiyor. Kayıp kaçak oranının Ankara, İstanbul ve İzmir için ortalaması yüzde 31. İlk 15teki şehirlerde yüzde 49. O zaman burada sen suyu alıyorsun ve verirken kaybediyorsun demektir. Bizde bir tane irsaliye hakkı var. Kaç tane pompa istasyonu var? Bütün bu sorunlar sadece hükümetin ya da yerel yönetimlerin sorunu değil, birlikte aşmamız gereken bir şey. AK Partili siyasetçiler olaya şöyle bakıyor; ‘İzmir yükleriz sırtına.’ Öyle bir şey yok, sorumlu sensin. 25 senedir ülkeyi sen yönetiyorsun. Dönüp bana derse ki; ’25 yıldır sen de belediyeyi yönetiyorsun.’ Biz kayıp kaçak oranını yüzde 40’lardan yüzde 20’lere kadar getirmişim. Senin bütün engellemelerine rağmen getirmişim. Ama gel bir masaya oturalım, üzerimize ne düşüyorsa birlikte yapalım. Burada İzmir’in hayatı söz konusu. Burada kötülük ve iyilik arasındaki tercihten AK Partili arkadaşların oturdukları o siyah sandalyelerinden kalkıp beyaz sandalyelerine oturmalarını istiyorum. Bu durumu politik malzeme yapacak bir durum yok. Kentin suyu yok, kentin suyu olmadığı için de büyük bir sıkıntı var. Deniz suyu arıtması dünyada ortalama 2 dolarla 70 sent arası, en ucuz İsrail ve Dubai yapıyor bu işi. Bu dünyada pazarı belli bir çalışma. Bunun üzerindekiler yazıktır. Bu kente, bu kentin insanına yazıktır. O nedenle bizim su üretimi konusunda elbette ki denizden su üretmeyi başarmamız lazım. Çok iyi teknolojiler var. İzmir’de enerjiyi düşük maliyetle hallettiğimizde güneş enerjisini rüzgar enerjisini kullandığımızda çok düşük maliyette su üretiriz. Sadece Türkiye’de İzmir’in problemi de değil. Bütün kıyı kuşağının bunu yapması gerekir. 2026 biraz daha sulu geçecek ancak sonrasında su yönetimini başaramazsak çok daha büyük felaketler olacak.
BAŞKAN ZATEN BUNU TARTIŞILSIN DİYE SÖYLÜYOR
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, İzmir’deki su sorununa ilişkin bulut tohumlama projesinin hayata geçirebileceğini belirtti. Sonrasında bu çalışmaya tepki gösterenler olduğu gibi doğru bir yaklaşım olabileceğini savunanlar da oldu. Sizce İzmir’in su sorunun çözümü için yapay yağmur, bulut tohumlama çalışması el verişli bir çalışma olabilir mi?
Başkanın bir arayışı var. Başkan kente su vermek zorunda. Bu yolda da anladığım kadarıyla kendisine gelen projeleri paylaşıyor. Buradaki sorun şu; yağmurlama sistemi Türkiye’de zaman zaman uygulanan sistemler. Sonuçları çok başarılı olmadı. Bunun detayları ortaya çıktığında nasıl bir yöntem olduğunu konuşmalıyız. Çevreciler bunun doğaya zarar verdiğini, yağan yağmurların asidik olduğunu söylüyorlar. Dünyada da bunun uygulanabilirliği çok yüksek değil. Ancak İzmir içi bir yöntem olarak açıklansın bakalım ölçelim ne olduğunu görelim bir yargıya o zaman varırız. Başkan da zaten bunu tartışılsın diye söylüyor. Bugün karar verdim yarın yapıyorum diye bir şey yok. Deniz suyu arıtımı birincil tercihtir, ikinci tercih ise yer altı sularının kullanımıdır. Bununla ilgili belirli noktalar var. Harmandalı Çöplüğü nedeniyle kirletilen yer altı suları var. Bugün kent içinde Konak ve Bayraklı arasında çok sayıda kuyu açılabilecek yer var, örneğin Halkapınar. Halkapınar’daki kuyuları açarken niçin hemen suyun analizini yapmak gerekiyor? Çünkü biz oranın suyunu büyük ihtimalle kirlettik zaten. Ama Çeşme’de, kentin belirli yerlerinde tatlı su kaynakları çok fazla. Oralara bizim belediyemiz çok büyük paralar ayırdı ama DSİ’nin görevi bu. Neden kaçıyorlar görevlerini yapmaktan? Kentin hayatını kente karşı şantaj malzemesi olarak kullanamazsınız. Bu ayıptır. Bu siyaset değil bu kötülük.
25 YILDIR YAN GELİP YATMASALARDI
İzmir’in sıkça tartışılan konularından biri İzmir Körfezi kirliliği. AK Partili temsilciler, konuyla ilgili olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni hedef alırken, Büyükşehir ise hükümetten yeterli desteği göremediklerini söylüyor. Öte yandan yapılan açıklamalarda körfezin kirlilik kaynaklarının en önemlilerinden biri olarak Gediz Nehri’nin kirliliği gündemdeki yerini koruyor. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Gediz Nehri’nden zehir akıyor. Ben de diyorum ki Bakırçay’dan zehir akıyor. Bakırçay’daki yılan balıkları Meksika Körfezi’nden geliyordu yumurtlamak için. Artık gelmiyorlar, gelemiyorlar. Çünkü zehir akıyor. Böyle bir endemik yapıyı öldürdük. Kim kirletiyor? Sanayici kirletiyor, evsel atıklar kirletiyor yani birçok etken var. Belediye mi yaptırıyor bunları? Cezası var gitsin kapatsın neden yapmıyorlar? Büyük bir kirliliğe neden olup karşılığında 50 bin lira ceza ödüyorsunuz. Parasını veririm söverim anlayışı var ya onu görüyoruz. Ceza yok çünkü. Cezasızlık diye bir kavram oturttu AKP. Bunun adı adalet değil, sefalet. İzmir’i ve Türkiye’yi bir sefalete mahkum ettiler. O nedenle Gediz’i temizleyemiyorlar, o nedenle Bakırçay’ı Kirletmeye devam ediyorlar, o nedenle Körfez’e kadar gelen bütün derelerin hepsini zehir olarak Körfez’e koyuyorlar. Tunç Soyer buradan Manisa’ya Uşak’a kadar gidip buraları kirletmeyelim dediğinde bir şey yapmamış mı oluyor? Hangi bakan yaptı bunu? Cemil Bey temizlemek için ‘Yetki verin gemileri ben durdurayım’ dediğinde bir şey yapmamış mı oluyor? Neden kendileri bakmıyorlar? Görevleri değil mi? İzmit Körfezi’ne kendi belediyeleri olduğu için 980 milyon lira öderken buraya 18 milyon lira ödeyeceksin sonra da ‘Görevimizi yaptık’ diyeceksiniz öyle mi? Bu kente karşı suçtur. Kente karşı suç işliyorlar. Bu temizlik ve su konusu Türkiye’nin büyük konusu. Bu konuda bir yasa teklifi hazırladım, partimizde tartışılıyor. İzmir’de yüzde 78 vahşi sulama var, onu çözmeden zaten sorunu çözemezsiniz. Belediye mi çözecek? Sanayi kullanımı yüzde 12, ev kullanımı yüzde 12. Peki sorunu kim çözecek? Bakanlıklar hiçbir şey yapmayacak, öyle izleyecek ağalar; ne yapacağız biz mi çözeceğiz? Bu ülkeyi onlar yönetemiyorsa çekilsinler biz yönetiriz. Hemen erken seçim kararı alsınlar biz yönetiriz. Ama sorun İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin çözebileceği bir sorun değil. Türkiye’nin topluca bir su yönetimine ihtiyacı var. Bunları CHP’li belediyeler çözsün diye bekliyorlar, onların görevi ne o zaman? 25 senedir yan gelip yatmasaydın sorunlar bu noktaya gelmezdi zaten. Böyle siyaset olmaz. Su sorununu ancak merkezi yönetimle birlikte çözebiliriz. Bunu başarmak zorundayız. Kirletmeyeceğiz, eğiteceğiz, paylayacağız, bunların hepsini adaletli yapacağız.
GEDİZ TEMİZLENMEDEN KÖRFEZ TEMİZLENMEZ
Gediz temizlenmeden körfez temizlenmez. Gediz’le birlikte diğer unsurların da temizlenmesi gerekir. 7 bardağın içinden geçmeyen suyu 8’in bardağa boşaltmam. Bu neden söyleniyor, arıtma sistemi sayesinde söyleniyor. Arıtma tesisi kurmuyorlar, kirletene ceza vermiyorlar, kirleteni bulup menetmiyorlar. Sen nasıl merkezi hükümetsin, bunlar senin görevin. Bela mısınız siz? Çözümümüz erken seçim.
BEDELİNİ İZMİR’E ÖDETİYORLAR
Size göre İzmir’in öne çıkan diğer sorunları ve bunlar için uygulanabilecek çözüm yöntemleri nelerdir?
İki şey var; İzmir’in sanayisi tükeniyor, Erken sanayi terk diye bir sorun yaşıyor. Ranta ve hizmet sektörüne kayıyor. Mesela, Aliağa’da sorun ne biliyor musunuz? Biz PETKİM’i petrol kimya ekonomileri kurulsun diye verdik dimi? Biz plastiği şimdi Amerika’dan getiriyoruz. SOKAR’a herhangi bir şey söyleniyor mu? Hayır. Bedelini de İzmir’e ödetiyorlar. Gemi söküm hikayesine gelelim, hani oralara zehirli asbestli gemiler girmeyecekti? Orada asbestli gemi söküldüğünde o asbest suya giriyor. Bu bizi kanser ediyor. Karışan var mı yok. Belediye mi yapacak? Bu artık siyaset üstü bir bakış açısıyla ele alınıp çözülmek zorunda olan bir sorundur. İzmir büyük sorunlarla karşı karşıya. Bir su, iki trafik. 72 saatini kent trafiğinde boşa harcayan bir İzmirli zulüm altındadır. Trafik sorununu çözmek zorundayız. Üç, erken sanayi terk. Bu sorunu çözmek zorundayız. Bugün üçüncü ekonomiyiz Türkiye’de. Bu sorunları çözemezsek İzmir’e kötülük yapmış oluruz.
Yorumlar
Kalan Karakter: