Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın politika faizini yüzde 37'de sabit tutmasıyla ülke, küresel faiz liginde Venezuela'nın hemen arkasında ikinci sıradaki yerini perçinledi.
Para Politikası Kurulu'nun haziran ayı toplantısında aldığı kararla Türkiye, uyguladığı sıkı para politikası adımları neticesinde dünyanın en yüksek faiz oranına sahip ikinci ülkesi konumuna geldi. Listenin zirvesinde yıllardır ağır ekonomik kriz ve yaptırımlarla boğuşan Venezuela bulunuyor.
Türkiye'nin hemen arkasından gelen üçüncü sıradaki Arjantin ile arasındaki yaklaşık 8 puanlık faiz farkı ise bu sıralamadaki yerinin bir süre daha kalıcı olabileceği yorumlarına neden oluyor. Bu durum, ülkenin yüksek enflasyon ve döviz kuru dalgalanmalarıyla mücadelesinin ne denli çetin geçtiğini gösteriyor.
"Faizin olduğu yerde bereket olmaz"
Bu tablonun oluşması, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın daha önce sıkça dile getirdiği "Faiz sebep enflasyon sonuç" tezi ve "Nas ortadayken sana bana ne oluyor" çıkışlarının ardından gelmesiyle dikkat çekiyor. Erdoğan, son olarak geçen hafta İstanbul Finans Merkezi'nde düzenlenen 3. Dünya İslam Ekonomi Zirvesi'nde faizle ilgili eleştirisini yinelemişti.
AK Parti döneminde politika faizi, 21 Mart 2024 tarihinde yüzde 50 ile rekor bir seviyeye tırmanmış, sonrasında atılan adımlarla 22 Ocak 2026'da yüzde 37'ye indirilmişti. Bugün açıklanan kararla birlikte faiz oranı bu seviyede korunmuş oldu.
Türkiye, Venezuela ve Arjantin gibi ülkelerdeki bu yüksek faiz politikaları, temelde kronikleşen yüksek enflasyonla mücadele ve yerel para birimlerindeki değer kaybını durdurma amacı taşıyor. Merkez bankaları bu adımlarla vatandaşların tasarruflarını döviz yerine ulusal para biriminde tutmasını teşvik etmeyi hedefliyor.
Politika faizi piyasaları nasıl etkiliyor?
Merkez bankasının "paranın toptan satış fiyatı" olarak da bilinen politika faizi, bankaların borçlanma maliyetini doğrudan belirler. Politika faizinin yüksek tutulması, bankaların maliyetlerini artırır ve bu durum konut, taşıt ve ihtiyaç kredilerinin faiz oranlarına yansır. Böylece borçlanarak harcama yapmak zorlaşır.
Yüksek faiz aynı zamanda mevduat getirilerini de cazip hale getirerek tasarrufu özendirir. Piyasada dolaşan para miktarının azalmasıyla mal ve hizmetlere yönelik talep düşer. Bu durum, fiyat artış hızını yavaşlatarak enflasyon üzerinde baskı kurar.
Faizlerin düşürülmesi ise tam tersi bir etki yaratır. Krediler ucuzlar, harcamalar ve ekonomik aktivite canlanır. Ancak piyasadaki para arzının üretimden daha hızlı artması, talep baskısı yaratarak enflasyonun yükselişe geçmesine ve fiyat artışlarının kontrolünün zorlaşmasına neden olabilir.