GERÇEK HABERCİ - Kadınlar, katledilen Pınar Gültekin için Türkiye'nin birçok şehrinde sokağa çıkarken, İzmir Barosu da İstanbul Sözleşmesi'nin uygulanması gerektiğini söyledi. İzmir Barosu önünde yapılan açıklamada, İzmir Barosu Genel Sekreteri, Kadın Hakları Merkezi Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Perihan Çağrışım Kayadelen, kadın cinayetlerine karşı İstanbul Sözleşmesi yaşatır dedi.
Yüzlerce kadının erkek şiddetine maruz kaldığını belirten Kayadelen, "Şiddete uğrayan kimi zaman eğitim ve çalışma hakkını da kaybediyor. Kadınlar Toplumsal yaşamdan güvenliği bahanesiyle uzaklaştırılarak ev içindeki erkek şiddetine maruz bırakılıp dayanışma ağları yok ediliyor, yalnızlaştırılıyor. Tüm bunlar yaşanırken; Devlet yetkilileri ise tüm açıklamaları ve davranışları ile failleri koruyor, kolluyor, sırtlarını sıvazlıyor ve böylece yeni kadın cinayetleri için müstakbel failleri cesaretlendirerek adeta azmettiriyor. Kadın cinayetlerini engellemedikleri yetmiyormuş gibi, kadınların şiddet ve cinayetleri protesto etmesini engellemeye çalışıyorlar. Hem de acımasız bir şiddetle, işkenceyle, zorbalıkla" diye konuştu.
HER SALDIRIDAN VE HER ÖLÜMDEN SİZ DE SORUMLUSUNUZ
Kadına yönelik şiddetle mücadele etmenin devletin kadınlara karşı görevi olduğunu söyleyen Kayadelen, "Devlet buna rağmen; bizzat kamusal erki kullanılarak, LGBTİ+ bireylere yönelik fobik uygulamalar, TCK.m.103 ün değiştirilme çabaları, Nafaka hükümlerine yönelik saldırılar, yandaş STK’lar ve medya aracılığıyla toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik yalan /yanlış tartışmalarla kadın düşmanlığının meşru hale getirerek erkek şiddetinin her geçen gün katlanarak artmasına yol açmakta. Yıllardır, Uluslararası Sözleşmelerin uygulanmasını sağlamak ve denetlemek yerine; kadınlara, kız çocuklarına ve LGBTİ+ bireylere yönelik her türlü ayrımcılığı teşvik eden devlet yetkililerine sesleniyoruz: Her kadın cinayetinin arkasından çok üzgün olduğunuzu ve davaların takipçisi olacağınızı söyleyerek sorumluluktan kurtulamazsınız. Almadığınız her tedbir ve uygulamadığınız İstanbul sözleşmesi nedeniyle sizin de elinize kan bulaşıyor. Çünkü, her saldırıdan ve ölümden siz de sorumlusunuz" dedi.
Kayadelen son olarak şu ifadelere yer verdi: "İstanbul Sözleşmesi’ne karşı dünyanın farklı yerlerinde tıpatıp aynı argümanları kullanarak saldırıyor olmanız, mesela, Orta Avrupa’daki muhafazakâr Hristiyanlar ile aynı dili kullanmanız, konunun 'yerli ve milli' olmakla ya da 'bizim değerlerimiz' ile ilgili olmadığını, birleştiğiniz tek şeyin kadın düşmanlığı olduğunu kanıtlamıyor mu? Kadın mezarlığına dönüşen bu ülkede mevcut kazanımlarımızın geri alınması demek, öldürülen kadınların anılarına saygısızlıktır. Fakat bilinmelidir ki; başta İstanbul Sözleşmesi olmak üzere hiçbir kazanımı geri vermemeye kararlıyız. Kadınlar yılmadan, geri adım atmadan, bıkmadan, usanmadan kazanılmış haklarını savunmaya devam edecekler. Çünkü; bizler İstanbul Sözleşmesi yaşatır diyor ve sözleşmenin uygulanmasını istiyoruz."
Yüzlerce kadının erkek şiddetine maruz kaldığını belirten Kayadelen, "Şiddete uğrayan kimi zaman eğitim ve çalışma hakkını da kaybediyor. Kadınlar Toplumsal yaşamdan güvenliği bahanesiyle uzaklaştırılarak ev içindeki erkek şiddetine maruz bırakılıp dayanışma ağları yok ediliyor, yalnızlaştırılıyor. Tüm bunlar yaşanırken; Devlet yetkilileri ise tüm açıklamaları ve davranışları ile failleri koruyor, kolluyor, sırtlarını sıvazlıyor ve böylece yeni kadın cinayetleri için müstakbel failleri cesaretlendirerek adeta azmettiriyor. Kadın cinayetlerini engellemedikleri yetmiyormuş gibi, kadınların şiddet ve cinayetleri protesto etmesini engellemeye çalışıyorlar. Hem de acımasız bir şiddetle, işkenceyle, zorbalıkla" diye konuştu.
HER SALDIRIDAN VE HER ÖLÜMDEN SİZ DE SORUMLUSUNUZ
Kadına yönelik şiddetle mücadele etmenin devletin kadınlara karşı görevi olduğunu söyleyen Kayadelen, "Devlet buna rağmen; bizzat kamusal erki kullanılarak, LGBTİ+ bireylere yönelik fobik uygulamalar, TCK.m.103 ün değiştirilme çabaları, Nafaka hükümlerine yönelik saldırılar, yandaş STK’lar ve medya aracılığıyla toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik yalan /yanlış tartışmalarla kadın düşmanlığının meşru hale getirerek erkek şiddetinin her geçen gün katlanarak artmasına yol açmakta. Yıllardır, Uluslararası Sözleşmelerin uygulanmasını sağlamak ve denetlemek yerine; kadınlara, kız çocuklarına ve LGBTİ+ bireylere yönelik her türlü ayrımcılığı teşvik eden devlet yetkililerine sesleniyoruz: Her kadın cinayetinin arkasından çok üzgün olduğunuzu ve davaların takipçisi olacağınızı söyleyerek sorumluluktan kurtulamazsınız. Almadığınız her tedbir ve uygulamadığınız İstanbul sözleşmesi nedeniyle sizin de elinize kan bulaşıyor. Çünkü, her saldırıdan ve ölümden siz de sorumlusunuz" dedi.
Kayadelen son olarak şu ifadelere yer verdi: "İstanbul Sözleşmesi’ne karşı dünyanın farklı yerlerinde tıpatıp aynı argümanları kullanarak saldırıyor olmanız, mesela, Orta Avrupa’daki muhafazakâr Hristiyanlar ile aynı dili kullanmanız, konunun 'yerli ve milli' olmakla ya da 'bizim değerlerimiz' ile ilgili olmadığını, birleştiğiniz tek şeyin kadın düşmanlığı olduğunu kanıtlamıyor mu? Kadın mezarlığına dönüşen bu ülkede mevcut kazanımlarımızın geri alınması demek, öldürülen kadınların anılarına saygısızlıktır. Fakat bilinmelidir ki; başta İstanbul Sözleşmesi olmak üzere hiçbir kazanımı geri vermemeye kararlıyız. Kadınlar yılmadan, geri adım atmadan, bıkmadan, usanmadan kazanılmış haklarını savunmaya devam edecekler. Çünkü; bizler İstanbul Sözleşmesi yaşatır diyor ve sözleşmenin uygulanmasını istiyoruz."