GÜLPERİ TİBİN-GERÇEK HABERCİ-ÖZEL HABER- Geçtiğimiz günlerde Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da arka arkaya meydana gelen okul saldırıları gündemdeki yerini koruyor. Söz konusu saldırıların henüz reşit olmayan failler tarafından gerçekleştirilmiş olması sonrasında, televizyon dizilerindeki şiddet sahneleri tartışma konusu oldu. Dizilerde yer alan, silahlı çatışma, aile içi şiddet içeren sahneler, tepkileri beraberinde getirdi. Toplumun bir kesimi yaşananlarla ilgili televizyon dizilerini, şiddete özendirici etkisi olabileceği yönünde eleştirirken, bir kesimi ise ülkenin içinde bulunduğu durumun neden olduğu olayların bu şekilde maskelenmeye çalışıldığı gerekçesiyle tepki gösterdi. İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Levent Üzümcü, yaşananlarla birlikte televizyon dizilerinde yer alan şiddet, silahlı çatışma sahneleri ve mafya temalarını değerlendirdi. Üzümcü, “Yapımcıları bu işleri yapmaya iten sistemi eleştiriyorum ben. Yapımcıları bu tarz konuları anlatmaya bu tarz konular üzerine dizi çekmeye iten şeyin toplumun içinde bulunduğu ‘Mafya iyidir güzeldir bak onlar da bizim şu işlerimizi hallediyorlar’ anlayışının topluma yansıması olarak görüyorum. O yüzden ki herhangi bir mafya babası dünyanın herhangi bir yerinden çıkıp çektiği videolarla kamunun vicdanı rolünü üstlenebiliyor. Bunlar ilginç durumlar” diye konuştu.
DİZİLERİ İZLEYİP DE KİMSE KİMSEYİ ÖLDÜRMEZ
Benzer temalardaki dizilerin, mafyanın iyi bir şey olduğu algısına neden olduğunu belirten Üzümcü, yaşanan şiddet ve saldırıların dizilerden ziyade kişinin içinde yaşadığı aile, mahalle, şehir ve sahip olduğu karakter gibi dinamikleri olabileceğini söyledi. Üzümcü, konuşmasının devamında şu ifadeleri kullandı:
“Bu dizilerin yol açtığı şey bir parça mafyanın sanki iyi bir şey olduğu algısını yaratmak. Eskiden külhanbeyleri vardı İstanbul’da. Külhanbeyleri toplumdaki, kadılara kadar gitmeyen adaleti sağlarlardı. Ancak günümüzde mafyanın geldiği nokta, tabii ahlak yanlış anlaşıldığı, bu kavram iki bacak arasına sıkıştırıldığı için maalesef ki asıl ahlaksızlıklar olan hırsızlık, yasadışı iş yapmak, halkın yatarına olmayan ama yararına gibi görünen hareketlerin altına imza atmak bu insanların işi haline geldi. Devletlerin karşısında duramaz güçlerdir bunlar. Eğer bu güçler devletlerin karşısında durmaya devam ediyorsa mutlaka bu güçlerle devletin arasındaki ilişkiye bakmak lazım. Sadece Türkiye için söylemiyorum, dünyada mafyanın ilgilendiği işlerle devletin o işlerle olan ilişkisinin bir incelenmesi lazım. Bu dizileri izleyip de kimse beline silah takıp çatır çutur kimseyi öldürmez. Tabii ki bunun alt metninin yani o ailede yetişmek, öyle bir insan olmak; natura var, doğduğun aile var, yaşadığın şehir var, bu işin de dinamikleri çok farklıdır. Bunu da tek bir nedenle bağlantılı söyleyemeyiz. Sonuçta biz küçük Amerika olmak istiyorduk, Amerika Küçük Türkiye oldu. Biz de bazı noktalarıyla küçük Amerika olduk. İşte buyurun, ‘School Shooting’ dedikleri o korkunç şeyi yaşar hale geldik.”
SENARİSTLERİN ÜZERİNDE DURABİLECEKLERİ KONULARDA YASAKLAMA VAR
Dizi sektöründe çoğunlukla, mafya, aile içi ve kadına yönelik şiddet, silahlı çatışma gibi konuların işlenmesine ilişkin, sektörün bu yönde evrildiği değerlendirmesini yapan Üzümcü, “Çünkü senaristlerin üzerinde durabilecekleri konular konusunda müthiş bir yasaklama var. Yani sosyal içerikli konular, fakirlik, geçim sıkıntısı, haksızlık hukuksuzluklar yok. Bir dizideki bir tane sıradan bakış, bir tane sıradan bir söz bile bu açlık içerisinde sanki müthiş bir sosyal içerikli mesaj gibi paylaşılıyor. Bu bir susuzluk. Suyun hiç olmadığı bir yerde bir bardak suya şelale muamelesi yapılır. Bizim kültür ve sanat yönünden ne kadar aç ve susuz bırakıldığımızı senaryoların anlatım konuları yönünden buradan görebilirsiniz” dedi.
YAPIMCILARA BİRKAÇ AYAR VERİLDİ ZAMANINDA
Üzümcü, yapımcıların geçmişte toplumsal konuları işleyen senaryolara yatırımda bulunmuş olsalar da şu an bunu yapmaları önünde çeşitli engeller olduğunu belirtti. Ayrıca zamanında yapımcılara “birkaç ayar verildiğini” ifade eden Üzümcü, şunları kaydetti:
“Bunları anlatamayan senaryolar, toplumun gerçeğine ulaşamayan senaryolar vardı eskiden. Şu an o senaryoların sahnelendiğini düşünebiliyor musunuz? Eğer bir yapımcı bunu yapmaya kalkarsa kurulmuş olan sadet zinciri bir şekilde darbe alıyor. Örneğin bir yapımcının benimle çalıştığını ve benimle özgür bağımsız bir filmde çalıştığını, o filmin de gidip Cannes’da ödül aldığını düşünelim. Ben de gittim bir konuşma yaptım. Yer yerinden oynadı, ‘Ülkeni kötülüyorsun’ dediler. İlk önce yapacakları şey o yapımcıya gidip beni oynattığı için vergilerini incelerler, şirketini kapattıracak kadar vergi borcu çıkarırlar ve cezasını böyle ödetirler. Yapımcılara birkaç tane ayar verildi zamanında. Zaten yapımcılar da paraları dışında pek bir şey düşünmezler. Yaptığı iş de bir mafya dizisiyse, suya sauna dokunmuyorsa, o mafyanın devletle hiçbir ilişkisi yok. Garip garip şehirlerde eğlenceler kutlamalar yapan mafya kendi dünyasında kendi kuralarıyla şahane bir hayat yaşıyor. İnsanlar bunlara özeniyor. Ben bir şey olamıyorsam mafya olayım diyor. Mafyayla ilgili bir kişi dizide öldürülüyor, gıyabında cenaze namazı kılınıyor bu ülkede.”
BUNU SADECE TELEVİZYON DİZİSİYLE ANLATAMAZSINIZ
Üzümcü, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
“Toplumda o kadar fazla yanlış şey var ki. Sonuçta bunu bir sistem olarak düşünün, sistem patlamış durumda. Sistem yok olmuş, mahvolmuş durumda. Hala biz aklı başında, yaptıklarına güvenilir bir devletin içinde yaşadığımızı düşünmeye zorlanıyoruz. Böyle bir şey yok. Bakın bu bakanlığın adı Milli Eğitim Bakanlığı. Türkiye’de sadece iki bakanlığın adında milli ifadesi vardır. Biri Milli Savunma öbürü Milli Eğitim. Çünkü burada senin kim olduğun hangi siyasi görüşten geldiğin cinsiyetin yaşın önemli değildir. Milli Eğitimde ve Milli Savunmada önemli olan şey ülkenin geleceğidir, ülkenin bekasıdır. Onların başında o yüzden milli vardır bunlar milli kelimesinin ne olduğunu anlamıyorlar. Bunlar ideolojik eğitim bakanlığıyla ideolojik savunma bakanlığı kurmuşlar. Cumhuriyet tarihinde hiç görülmemiş problemler yaşandı bu 25 yılda. Bunu sadece televizyon dizisiyle anlatamazsınız. Bu ülke külliyen kötü yönetiliyor. Bu kadar yanlışın içinden de doğru beklemek de sadece televizyon dizisini suçlayarak çıkarılabilecek bir şey değildir.”
TELEVİZYON DİZİSİ BECEREMEZ BUNLARI
Son olarak Gülistan Doku olayını da hatırlatan Üzümcü, değerlendirmesini şöyle noktaladı: “Türkiye’nin sınır olarak küçücük bir ilinde yaşanan bu facianın elemanlarına baktığınızda bunların olabilmesi bir televizyon dizisiyle mümkün değil. Bu aile içi eğitimle olmuş belli. Bu ülkenin çürümesi öyle okulla olmaz. Bu aileden çürümüş. Aileden akıllara gelmeyecek, kurgusal olarak hayal edilemeyecek şeyler hayatı olmuş bu insanların. Cumhuriyete diş bilemişler, kurucusuna diş bilemişler. Türkiye Cumhuriyeti’ni, Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanları yönetiyor şu an. Bu kadar lime lime edilmiş bir ülkede televizyon dizisi beceremez bunları.”