Geçtiğimiz ay yaşadığımız “Gezi Parkı” eylemlerinin siyasiler tarafından dikkatlice
değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Eylemlerin öne çıkardığı kavram
özgürlüktür.
Osmanlı Devleti dahil, Türkiye Cumhuriyeti’nde bu zamana
kadar haklar ve özgürlükler hep tepeden aşağı şeklinde verilmiştir. Tepedekiler
ne vermişse, aşağıdakiler genellikle onunla yetinmiştir.
Ancak, Gezi eylemlerinde bir farklılık kendini göstermiştir.
Özgürlükler bu sefer dipten istenmiştir.
Eylemlerin omurgasını gençlerden oluşmuştur. Günümüz
gençleri ise Sosyal Medya aracılığı ile bir tıkla birçok bilgiye anında
ulaşabilmektedirler. Dolayısıyla artık insanlar kendilerine öğretilen resmi
bilgiler ile bağlı kalmadan daha realist bilgilere ulaşabilmektedir.
Işık hızındaki bilgi akışıyla insanlar artık Çin’deki,
Brezilya’daki veya dünyanın herhangi bir yerindeki bir insanla sohbet
edebilmekte, dost olabilmekte ve hatta ticaret yapabilmektedir.
Ülkelerin siyasi sınırları artık sayfalarda kalmıştır.
Bundan sonraki aşamada yaşayacağımız şey Dünya Vatandaşlığıdır. Artık insanlar
doğdukları yerde ölmek zorunda kalmayacakları, gitmek istedikleri ülkelerde de
bireysel, sosyal ve hatta siyasal haklara sahip olabilecekleri Dünya
Vatandaşlığı…
Yeni nesilde dikkat çeken nokta bireyselliktir. Özgürlüğün
bireyden başlaması gerektiğini ileri sürmektedirler. Dili, dini, ırkı, rengi ne
olursa olsun bireysel özgürlük ve bu özgürlüğe saygı…
Yani, 1960’larda ve 1970’lerde daha çok sosyal hak ve
özgürlükler temelinde yükselen özgürlük istemleri 2000’lerde bireysel hak ve
özgürlüklere dönüşmüştür. Bir başka değişle, sosyal haklar için bireyin feda
edilebileceği bir anlayıştan, bireysel özgürlük olmadan sosyal özgürlük
olamayacağı anlayışına geçilmiştir.
Bireysel özgürlüğe engel olacak her şeye karşı başkaldırı…
Bu anlamda, 19. ve 20. yüzyıllarda tüm dünyada kendini
ağırlıkla hissettiren, herkesin tek bir potada aynılaştırıldığı, farklıkların hoş
görülmediği bilakis asimilasyona veya ülkeyi terk etmeye zorlandığı Ulus Devlet
anlayışının da, 21. yüzyılda yerini Dünya Vatandaşlığına bırakmak zorunda
olacağının görülmesi gerekir.
Bu da göstermektedir ki, devletin politikalarını belirleyen
siyasi partilerin bundan sonra tümdengelim anlayışlarını tümevarım anlayışı ile
değiştirmek zorundadır. Değişmeyen siyasi partilerin yeni dünya düzeninde yeri
olmayacaktır.
değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Eylemlerin öne çıkardığı kavram
özgürlüktür.
Osmanlı Devleti dahil, Türkiye Cumhuriyeti’nde bu zamana
kadar haklar ve özgürlükler hep tepeden aşağı şeklinde verilmiştir. Tepedekiler
ne vermişse, aşağıdakiler genellikle onunla yetinmiştir.
Ancak, Gezi eylemlerinde bir farklılık kendini göstermiştir.
Özgürlükler bu sefer dipten istenmiştir.
Eylemlerin omurgasını gençlerden oluşmuştur. Günümüz
gençleri ise Sosyal Medya aracılığı ile bir tıkla birçok bilgiye anında
ulaşabilmektedirler. Dolayısıyla artık insanlar kendilerine öğretilen resmi
bilgiler ile bağlı kalmadan daha realist bilgilere ulaşabilmektedir.
Işık hızındaki bilgi akışıyla insanlar artık Çin’deki,
Brezilya’daki veya dünyanın herhangi bir yerindeki bir insanla sohbet
edebilmekte, dost olabilmekte ve hatta ticaret yapabilmektedir.
Ülkelerin siyasi sınırları artık sayfalarda kalmıştır.
Bundan sonraki aşamada yaşayacağımız şey Dünya Vatandaşlığıdır. Artık insanlar
doğdukları yerde ölmek zorunda kalmayacakları, gitmek istedikleri ülkelerde de
bireysel, sosyal ve hatta siyasal haklara sahip olabilecekleri Dünya
Vatandaşlığı…
Yeni nesilde dikkat çeken nokta bireyselliktir. Özgürlüğün
bireyden başlaması gerektiğini ileri sürmektedirler. Dili, dini, ırkı, rengi ne
olursa olsun bireysel özgürlük ve bu özgürlüğe saygı…
Yani, 1960’larda ve 1970’lerde daha çok sosyal hak ve
özgürlükler temelinde yükselen özgürlük istemleri 2000’lerde bireysel hak ve
özgürlüklere dönüşmüştür. Bir başka değişle, sosyal haklar için bireyin feda
edilebileceği bir anlayıştan, bireysel özgürlük olmadan sosyal özgürlük
olamayacağı anlayışına geçilmiştir.
Bireysel özgürlüğe engel olacak her şeye karşı başkaldırı…
Bu anlamda, 19. ve 20. yüzyıllarda tüm dünyada kendini
ağırlıkla hissettiren, herkesin tek bir potada aynılaştırıldığı, farklıkların hoş
görülmediği bilakis asimilasyona veya ülkeyi terk etmeye zorlandığı Ulus Devlet
anlayışının da, 21. yüzyılda yerini Dünya Vatandaşlığına bırakmak zorunda
olacağının görülmesi gerekir.
Bu da göstermektedir ki, devletin politikalarını belirleyen
siyasi partilerin bundan sonra tümdengelim anlayışlarını tümevarım anlayışı ile
değiştirmek zorundadır. Değişmeyen siyasi partilerin yeni dünya düzeninde yeri
olmayacaktır.