weather
21°
Gerçek Haberci Haber HAYDİ SANDIĞA!

HAYDİ SANDIĞA!

Bu sefer söze demokrasi ile başlamak istiyorum sayın okur. Yakın tarih boyunca bütün yönetimler bu sözcüğü farklı ya dazaman zaman çelişkili şekillerde kullandılar. Önüne ya da arkasına etkisinigüçlendirici eklemeler yapıldı, bu yolla anlamın içinden...

3 Dakika
Okunma Süresi
HAYDİ SANDIĞA!
Bu sefer söze demokrasi ile başlamak istiyorum sayın okur.

Yakın tarih boyunca bütün yönetimler bu sözcüğü farklı ya da
zaman zaman çelişkili şekillerde kullandılar. Önüne ya da arkasına etkisini
güçlendirici eklemeler yapıldı, bu yolla anlamın içinden anlamlar türetildi.
Sonuç olarak “demokrasi adına yapılanlar
yüzyılı”
nın içinde yaşıyoruz demek yanlış olmaz. Türkiye’de de durum aksi
değil, tüm iktidar iddiası olanlar daha demokratik bir Türkiye iddiası ile
geldiler. Demokrasiyi ileri götürme sevdası ile iktidara gelip otoriteryanizme
ve hatta daha ilerisine gidenleri izledik gördük. Amacım bu yazıda tam
anlamıyla bir demokrasi tanımı yapmak değil, zaten bunu tam anlamı ile yapmak,
sorunlarını tartışmak da buraya sığacak bir durum değil.

Yine de demokrasinin basit kurallarını burada sıralamakta
fayda var. Yönetim dayanağını halktan almak, halk karşısında sorumlu olmak,
halk tarafından değiştirilebilir olmak. Son söylediğim çok önemli sevgili okur
halkın düzenli seçimler aracılığı ve yerleşmiş kurallar ile yönetim anlayışını
denetlemesi ve iktidarı değiştirebilmesi önemlidir. Yani seçmen basit bir seçim
süreci ile iktidarı değiştirip yerine yenisini getirebiliyor mu? Bu çok önemli
bir nokta. Türkiye’de demokrasiyi yerleştiren ve kuran Cumhuriyet Halk Partisi
kadroları 1950'lerde büyük bir demokrasi örneği vererek seçim yolu ile
devrettikleri iktidarın ilerleyen yıllarda adım adım otoriterleşmesi sürecini
gördü. Seçim aracılığı ile iktidarı ele
alanlar genç Cumhuriyeti ve demokrasiyi yok etme yoluna girdiler. Bu,
tarihimizin en önemli hastalığıdır.


O günlerde rejimin tehlikeye girmesinin en önemli göstergesi
yargı bağımsızlığının göz göre göre yok edilmesi idi. 2014 Türkiye’sinde ise
işler çok daha vahim bir hal almış durumda. Yargı bağımsızlığı konusundaki durumumuz
içler acısı, yargının bağımsız olamadığı bir ülkede anayasanın uygulanabilmesi
imkânsız hale gelir. Bugün anayasa ile yönetilmek yerine din, mezhep, ırk gibi
temeller üzerinden vatandaşlık dağıtan ülkelerin yaşadığı acılar ve ekonomik
istikrarsızlıkları ortada. Demokrasi kavramı kişilerin hırslarına ve ikbal
sevdalarına bırakılamayacak kadar önemli bir mesele.

Cumhurbaşkanlığı seçimine bugünden sonra bu açıdan bakmak
gerekmekte çünkü RTE bilinçli bir
şekilde anayasanın işleyişe aykırı ne varsa yapmaktan çekinmiyor.
MGK aracılığı ile parlamentonun yetkilerini
Cumhurbaşkanlığında toplayıp Türkiye’nin rejimini yok etme planını yapıyor.
Bu
seçimden güçlü çıkan bir RTE hızla genel seçim yapar ve anayasayı kökten
değiştirerek Türkiye'nin 135 yıllık demokrasi serüvenini sonlandırır. O günden
sonra yaşam şekillerine saygıyı kimse beklemesin, 12 yıllık iktidar süreci
bunun en önemli kanıtıdır.

Anayasal rejime
aykırı yapılacak olan bu seçim ve sonrasında anayasanın işleyişi, yaşamsal bir
mesele halini almış bulunmakta. Bu yüzden tüm kızgınlıklar bir kenara
bırakılarak bugünkü oy oranı %44 seviyesinde olan Ekmeleddin İhsanoğlu
desteklenmek zorunda.
Aday dünya görüşümüze uymayabilir fakat beka
sorununun olduğu yerde bundan bahsetmek yanlış olacaktır. İhsanoğlu, Türkiye’nin düzenine saygılı bir şekilde yargı
bağımsızlığının ve siyasal demokrasinin onarılmasında önemli roller
üstelenecektir.
Bir sonraki Cumhurbaşkanlığı seçiminin rejime uygun şekilde
parlamento tarafından yapılmasını da sağlayacağından şüphem yok.

Bu hafta sonu ne
olursa olsun sandığa gitmek, yaşam şeklimize kökten darbe vurmaya çalışan bir
anlayışa karşı oy vermek çok önemli.


Haydi, Türkiye
sandığa! 11 Ağustos sabahı güçlü bir ses olmaya! Birlik, beraberlik, güçlü
yarınlar efsanemizi yaşatmaya!




Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız