weather
21°
Gerçek Haberci Haber İKİ KURUŞA BİR NEFESLİK HAVA

İKİ KURUŞA BİR NEFESLİK HAVA

Emre doğuştan bedensel engelli olduğu için kısacık yaşamındasırtında ağır acı dolu küfesiyle yaşamaya çalışıyordu. Küçücük bedeninin içindekoca bir adamın bile taşıyamadığı güçlü bir yürek edinmişti kendine.Yaşıtları gibi haşarı, yaramaz değil aksine...

3 Dakika
Okunma Süresi
İKİ KURUŞA BİR NEFESLİK HAVA


Emre doğuştan bedensel engelli olduğu için kısacık yaşamında
sırtında ağır acı dolu küfesiyle yaşamaya çalışıyordu. Küçücük bedeninin içinde
koca bir adamın bile taşıyamadığı güçlü bir yürek edinmişti kendine.

Yaşıtları gibi haşarı, yaramaz değil aksine özel durumundan dolayı olgun bir
havaya bürünmüş. Böylelikle bu haliyle güçlü görünecek, kimse ona acımayacaktı.
Her ne kadar büyük adam tavrı takınsa da o hala bir çocuktu ve kendince, kendi
kurduğu dünyasında oyunlar oynuyordu.

Tüm dünyası dört duvar, anne ve babasından ibaretti. Bir de arada dışarıyı
izlemesine yardımcı olan odasının penceresi. Her zamanki gibi annesinin
yardımıyla cam kenarına oturtulmuş dışarıyı izliyordu. Sokakta koşan, oynayan
çocuklara dikti buğulu gözlerini ve uzun hayallere daldı...

Oda aralarındaydı artık. Bir kelebek kadar özgür ve mutluydu. Oradan oraya
koşuyor, odasında geçen kısacık ömrüne nispet yaparcasına gülümsüyordu. Penceresinin
köşesinde kurduğu hayal dünyasındaki büyü bir kaç çocuğun oyun esnasında
çıkardıkları sesle bozuluvermişti.

Duvarları izledi bu defada. Ne yapmıştı, suçu neydi, kendine ait bir dünya
yaratmaktan başka? İçindeki çocuğu dışarı çıkartmak mıydı hatası? Kendini
suçladı; durmadan ve dakikalarca duvarlarla konuştu. Öyle ya tüm arkadaşı bu
dört duvar değil miydi? Onu tek anlayan, onunla dalga geçmeyen, hor görmeyen.

Ağlamak istemedi güçlüydü, öyle görünmeliydi. Annesi bu halini görüp üzülsün
istemedi.Fakat artık çok bunalmıştı aylardır sokak yüzü görmemişti. Ve içinde
hapis olduğu dünyadan kaçmak istercesine bağırmaya başladı. Annesi telaşla
Emre’nin odasına koştu. “Neyin var
yavrum?”
dedi kadın. Emre “Anne
bizim hiç paramız yok mu?”
dedi.

Annesi bu soruya anlam verememişti. “Çok
fazla paramız yok oğlum”
demekle yetindi sadece. Emre “Peki anneciğim hava çok mu pahalı?” dedi ve elindeki iki kuruşu
annesine uzatarak “Bu hava almamıza
yeter mi?
dedi .

Kadın Emre’nin aslında ne istediğini çok iyi anlamıştı. Canından çok sevdiği
oğlu normal çocuklar gibi ne çikolata, ne de şeker istiyordu. Emre’nin
günlerdir dışarıya hasret kaldığını, nefes almakta bile zorlandığı odasından
çıkıp tertemiz bir havayı ciğerlerine doyasıya depolamak istediğini biliyordu.

Emre’nin kendisini suçladığı gibi, kadın da kendini suçlu hissetmiş ve vicdan
azabıyla kahrolmuştu. İlk defa parasız olmak onun bu denli çaresiz hissetmesine
neden olmuştu.

Yavrusunun avucundaki iki kuruşa baktı ve fakirliklerine hayıflandı. “Şayet paramız olsaydı oğluma bir
tekerlekli sandalye alabilir ve çok istediği havayı ona doyasıya teneffüs
ettirebilirdim”
diye geçirdi aklından. Oysa oda biliyordu ki; bu hayalden
başka bir şey değildi. Hiç bir zaman tekerlekli sandalye alacak kadar paraları
olmayacaktı..

 

Tüm engelli kardeşlerimizin engelliler
haftasını kutlarken, bu hatırlatmanın sadece bir hafta ile sınırlı kalmamasını,
her an hatırlamamız gerektiğini bir kez daha hatırlatırım…




Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız