“Bugünlerde işçi partisi,
fabrikalarda, maden ocaklarında çalışan insanlardan ziyade; call center’larda,
dükkanlarda ve ofislerde çalışanları temsil ediyor. Fakat onların (fabrika ve
maden ocakları işçileri) seslerini yükseltmeye her zamankinden çok ihtiyaçları
var. Bu hükümet sona erdiğinde, onların 21.yy başındakinden çok daha fakir
olmaları beklenmektedir. İşçi Partisi onların çıkarını şuanda savunamıyor, son
kez “The Red Flag”ı (kızıl bayrak marşı) söyleyip eve dönebilir.”
Değerli dostlar, yukarıdaki
paragrafı, 30 Eylül tarihli The
Independent isimli İngiliz gazetesinden aldım. Makalenin yazarı Owen Jones.
Yazar diyor ki; İngiliz İşçi
Partisi eğer fabrikalarda ve madenlerde yani sanayi üretiminin içindeki işçi
sınıfının sesine kulak vermezse seçimleri kazanmayı da unutsun.
Bu durum özellikle Avrupa’daki Sosyal Demokrat Partilerin nasırı olarak tanımlanabilir. Ayakkabı vurmadan
farkına varılmıyor nasırların.
Adı geçen makalede İşçi
Partisinin yeni stratejisi de eleştiriliyor.
“İşçi
Partisinin yeni stratejisi, “Orta Britanya” yı devrede tutmaya dayalı ki bu
(Orta Britanya) ortalama geliri 21.000 poundun altında yaşayanları değil,
banliyölerde varlıklı tarz yaşayanları ifade ediyor. Beş milyon seçmen 13.
yılında İşçi Partisi’ni terk ederken, Ipsos-Mori’ye (araştırma şirketi) göre,
orta sınıf profesyonellerinin desteğinde sadece 5 puanlık düşüş vardı; vasıflı
işçiler arasında 21 puanlık bir düşüş oldu. Eğer İşçi Partisi bu seçmenleri
geri kazanamazsa, başka bir genel seçim asla kazanamayacak.”
Değerli dostlar, yukarıdaki
alıntıda, İşçi Partisi yerine CHP diye yazdığımızda çok büyük bir yanlışlık
yapmamış oluruz. Durum o kadar benzer ki hiç yabancılık çekilmiyor.
Bu, CHP’nin seçim kazanması
için nasıl bir strateji izlemesi üzerine düşünenlerin, yazıp çizenlerin her gün
onlarca kez konuşup tartıştıkları bir konu.
“Sosyal Demokrat Partilerin
oy deposu olması gereken varoşlar AKP’ye kaptırıldı” cümlesini bugün en sıradan seçmenler kurabiliyor
ve CHP’yi eleştiriyorlarsa; CHP’nin nasırı umarım sadece ayaklarında lokalize
olmuştur.
Avrupa’daki Sosyal Demokrat Partiler ve özellikle İngiliz İşçi Partisinde seçim kazanma stratejileri
üzerine olan tartışmalar yeni değil. İngiliz İşçi Partisinde bir süredir
ellerinde mum “merkez” arayanlar
var. 0 “merkez”i farklı tarif edip,
farklı yerlerde arayanların aynı yerde buluşmaları elbette mümkün olamıyor.
Hal böyle olunca tartışılan “merkez” değil, bizzat partinin kendisi
ve liderliği oluyor.
BBC politika muhabiri Brian Wheeler, geçen mayıs ayındaki bir haberinde, İngiliz İşçi Partisinin
en parlak isimlerinin; “Tam olarak nerede
olduğunu bilmiyoruz, ama bu alanı kazanmak istiyoruz." dedikleri “merkez”i aradıklarını yazmıştı.
İngiltere’de “Progress” isimli bir düşünce kuruluşu
ki bu kuruluş İngiliz İşçi Partisi içindeki “ilerici-modernleşmeci” kanada yakın durmakta ve onlar için
politikalar üretmektedir.
Brian Wheeler’e göre; Tony Blair’i 1977 de iktidara getiren Yeni İşçi Partisi politikaları burada üretilmiştir.
İşçi Partisi’nin “en parlak” isimlerinden, eski bakan ve
aynı zamanda , "yeni merkezi
kazanmak" başlıklı “Progress”
broşürünün de yazarı Liam Byrne merkezi; "hiç
bir haritada görünmeyen muğlâk, kaygan bir yer değil, çalışkanlık ve emeğin
onuruna dair bir dizi değerden oluşan gayet somut bir alan.” diye tanımlamaktadır.
Ama Tony Blair’in eski danışmanı
Philip Collins "Bu kavramı nerde
görsem koşarak uzaklaşırım" demektedir.
İngiliz İşçi Partisi
yeniden tek başına iktidar olabilmek için “merkez”
arıyor ve seçim stratejilerini tartışıyor. Partinin içindeki farklı kanatlar
çok doğal olarak farklı görüşleri ile bu tartışmaları zenginleştiriyorlar.
İngiliz İşçi Partisinin
yol arayışını saygı ile selamlıyor ve onlara yollarında başarılar diliyorum.
İngiliz İşçi Partisinin parti içinde yarattığı bu
demokratik ve katılımcı zeminin CHP’ne de örnek teşkil etmesini istiyorum.
Bir yıl sonra yapılacak yerel
seçimler ve hemen ardından Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerde iktidar
olabilmek için bir “merkez” arayışına
ihtiyaç varmıdır ?
Varsa bu merkez nerededir?
Büyük Plazalarda, şirketlerde, mağazalarda, ofislerde çalışanları temsil
etmek eyvallah.
Fakat sömürünün, hak yoksunluğunun,
sendikasızlığın, örgütsüzlüğün, kimsesizliğin cenderesinde sesleri çıkmayan,
çıkarılmayan, kimselerin duymadığı, duyurulmak istemediği, işçilerin
emekçilerin sesi kim olacak?
Sahillere, büyük sitelere, tv reklamlarında bolca pazarlanan modern-ultra modern- yaşam alanlarına eyvallah.
Vatandaş, başını soktuğu,
ufak, mütevazı, eksik gedik ama kendi yaşam alanında hatırlanacak mı?
Vatandaşın yanında
durulacak mı?
Bu sorulara verilecek yanıtlar
seçiminde sonucunu tayin edecek.