2 Temmuz 1993'ten beri bir yanık hava dolaşıyor göğsümüzde,gönlümüzde. 1993’de Sivas’ta yaşanan katliamın üzerinden 19 yıl geçmesine rağmen hâlâ vicdanlarda kara bir leke olarak duruyor. Katliam sonrası açılan dava ise Türkiye’deki hukuk skandallarından bir yenisi olarak kayıtlara geçmiş durumda. Sırf farklı düşündükleri ve inandıkları için güpe gündüz bir otelde yakılarak katledilen 33 canın ardından Türkiye’de zaten dejenere durumda olan hukuk kurumu bütün güvenilirliğini yitirmiştir. Sivas katliamının yapıldığı zamanda katliamcılara destek verenler yargı karşısına geçirilip bu acı olayın hesabını vermemişlerdir.İnsanlığa yaşatılan acılar unutulmamalı,unutturulmamalı ki yeni nesiller zulmü ve zalimleri tanıyarak; mazlumu ayırt edebilsinler.
Sivas olayları vahşice yapılan bir katliamdan öte insanlığa,insan haklarına, laik Cumhuriyete ve özgür düşünceye bir başkaldırıdır. Barışa ve kardeşliğe vurulmuş ağır bir darbedir. Toplumu bölmeye, kamplaştırmaya çalışan, barışa, kardeşliğe darbe vurmak isteyenler her zaman olmuştur. Ne yazık ki hala var olmaya devam ediyorlar. Kişinin dostluğu, dürüstlüğü, erdemliliğine bakmadan sadece inancı nedeniyle niteleyen, iteleyen o kadar çok insan var ki aramızda. Söylemlerinde mangalda kül bırakmayanlar,gerçekte bu tür ayrımları içten içe yapan pek çok kişi. Toplumsal huzur ancak, bireylerin farklılıklara gösterdiği saygı, sevgi ve kurulan iletişimler ile gerçekleşir. Farklılıklarımız zenginliğimizdir, yok edilmemeli…
"Şairler şiirler yazıyor. Ressamlar resimler yapıyor ve biz ozanlar türküler söylüyoruz. Peki bütün bunları niçin yapıyoruz? Dünya alışkanlıktan değil de, sevgi ve mutluluktan dönsün diye." Hasret Gültekin