Dünkü yazımızda il
kongresi sürecini hatırlatmış, Aziz Kocaoğlu’nun Ali Engin’in İl Başkanı
seçilmesi sürecinde ne kadar etkin olduğuyla ilgili bilgilerimizi paylaşmıştık.
Kocaoğlu’nun katkısı her
ne kadar Ali Engin’in ipi göğüslemesini sağlamış olsa da ikilinin müthiş bir
uyum içinde olduğunu söylemek pek kolay değil.
Ali Engin henüz koltuğunun
hakkını veremedi. İzmir, CHP açısından en önemli ildir. Bu ilin il başkanı
bütün Türkiye’deki örgütlerin deyim yerindeyse ‘feyz alacağı’ bir kişi
olmalıdır. Oysa Engin başkan olduğu günden bu yana önemli bir performans
gösteremedi.
AKP’nin İzmir örgütü de
çok kuvvetli olmadığı için Engin’in pasifliği pek göze çarpmadı. Görevi
devraldığı Tacettin Bayır’ın–zaman zaman pot kırma seviyesindeki- ilginç
çıkışlarından uzak durmaya gayret eden Engin, özgün bir şey de üretemediği için
CHP’nin İzmir’deki il binası sessizliğe gömüldü.
Kocaoğlu da bu durumdan
memnun değil.
Neden olsun ki? Seçim
yaklaşıyor, çete başı olmakla suçlanıyor, iki bakan her hafta İzmir’de her
türlü ilişkiyi kuruyor, bakanlık kaynakları kente akarken, büyükşehir masaya
pek bir şey koyamıyor. Yapıyorsa bile tanıtamıyor.
İl başkanlığı seçimle
ilgili bir strateji üretmiyor. Örgüte bir güçlenme göze çarpmıyor. İlçe
belediye başkanlarını toparlama noktasında bir çalışma yok, bu kez de çöp
nedeniyle yüksek sesle itiraz ediyorlar.
Kocaoğlu bütün işin
kendisine kaldığından şikayet ediyor ama haklı değil. Örgüte müdahale ederseniz
işte böyle olur.
CHP’de örgüt başkanlarının
agresif olmasının bir nedeni vardır: Örgütün lideri olmak uzun yıllar boyunca
mücadele eder, ilişki kurar, insanları etraflarında toplamayı başarırlar.
CHP’de siyaset –genellikle- bir gönül işidir. Örgütün başkanı olmak için
gönülleri kazanmak gerekir. Başka yolları kullanırsanız, kamu gücünü
kullanırsanız işi rayından çıkartırsınız. Benim yerimde gözü olmayacak birisi
olsun da nasıl olursa olsun diye bakarsanız böyle manzaralarla karşılaşırsınız.