EYLÜL'DE ÖLDÜ SIRADAKİ ÇOCUK GELSİN 


 

Bugünlerde aklımıza ve sabrımıza oyun oynarcasına gelişen gündemin en ağır yumrukları çarpıyor yüzümüze bir bir. 

Korkuyla ve dehşetle izliyorum olan biteni.

Ülke'de kayıp çocuk olaylarının ardı arkası kesilmiyor. 

Bayramın ilk günü ortadan kaybolan, ve arama çalışmaları hala devam küçük Leyla'nın yankıları sürerken, bir kayıp haberi daha  Ankara'dan geldi. 

22 Haziran Cuma günü öğle saatlerinde evinin önünde bisiklet sürerken ansızın ortadan kaybolan 8 yaşındaki Küçük Eylül günler sonra, Yüzükbaşı Mahallesi yakınlarında bir elektrik direğinin dibinde işkence edilip cinsel istismar sonrası boğularak öldürülmüş halde  gömülü olarak bulundu.

Çocuk tacizi ve cinayetleri konusunda listeleri zorlayan, önde gelen bir millet haline geldik. Tüm iyi niyetleri bir araya toplayıp konduramıyorum yine de. Yok canım, benim ülkemin insanları bu kadar sapkın olamaz. Kesin bir komplo teorisiyle karşı karşıyayız diyorum. öyle en saf halimle. Neyse!

Burkuluyor insan böylesi zamanlarda değil mi? Daralıyor, ölümden beter gibi oluyor. Asıl beter olan hiç bir şey yapamadan öylece izlemek. 

Tek bildiğimiz kamu spotu tadında klişe sözler. 

Bunca iğrençliğin içindeyken ve hatta bizzahati bir parçasıyken tüm bu pisliğin, iki damla gözyaşı dökünce, iki satır "Lanet olsun sana", "Allah kahretsin" sitemi edince, vicdanımızın rahatladığını, insanlık görevini yerine getrdiğimizi sanıyoruz. Herkes o kadar temiz, o kadar normal ki, bunca ruh hastası sapık nereden türüyor diye merak ediyor insan.

Oysa ki ülke de ruhu kirli öyle çok insan var ki. Öyle aç, öyle bir kör iştah. Duracağı, doyacağı yeri bilmiyor. 

Normal görünüp ama müsait her anında porno izleyenler. Karşılaştığı her kadının belden aşağısını hayal edenler. Normal ilişkilerden haz almayıp küçük çocuk fantazileriyle mutlu olanlar. Dahası partner bulamayınca hayvanlara tecavüz edenimiz bile var. Tüm bu saydıklarım başka bir ülkede değil, dini, dili, örfü adeti aynı olan bizden birileri yapıyor. Uzaklarda aramasın gözleriniz. Komşumuz, iş arkadaşımız, "amca, dayı" diye seslendiklerimiz çok acı ama "baba" dediğimiz. Ama illaki bizden içimizden birileri. 

4 yaşında Irmaklar, 18'inde Özgecanlar, 8 yaşında Eylüller  hep bu sapkın ruhların kurbanı.

Herşey bunlarla sınırlı değil tabi. Yasak, günah, ayıp. Ne aileler bilir kızına-oğluna cinselliğin nasıl yaşanması gerektiğini anlatmayı ne de öğretmenler dillendirebilir hayatın bu gerçeğini. Cesaret edip sorana ahlaksız gözüyle bakılır. 

Henüz cinsiyeti belirgin hale gelmemiş küçük bir kız çocuğuna tecavüz edilmesi ve öldürülmesi, bu ülkenin kahrolası gerçeğindendir.  Alınmaca, gücenmece yok! Herkes eğecek başını önüne. Kimse  "Ahh" bile demeyecek. Her tecavüz sonrası binlerce formül buluyor ama bir tekini uygulamaya koymuyoruz.

Sonra bir yenisi eklenince meydanlara inip kıyametleri kopartıyoruz. Bir de şaşırıyoruz, olan bitene. En komik, en rezil halimiz de bu oluyor bence. 

"İdam geri gelsin!" istiyoruz. Yetmez ama evet. Ölen canların ruhunu rahat ettirebilecekmi hiç bilmiyorum ama geride kalanların acılarını dindireceği kesin. Ya da ilkel yöntemlere dönüp farelere yedirebiliriz o çok güvendikleri yerlerini. İsteklerin sonu yok. Yeter ki isteyelim.

Nasıl! Ruhunuz tatmin oldu mu. Rahatladımı vicdanınız?

Ama bir şey söyleyeyim size. Eylük yok artık. Öldü. Her zaman ki gibi Bugün hepimiz Eylül  olduk. Dün de Özgecan olmuştuk Yarın kim bilir kim olacağız?  Ve bir gün kendimiz olacağımız güne kadar sürüp gidecek bu ölümler.