ŞEREFSİZLİĞİN BİLE BİR ÖLÇÜSÜ OLURDU ESKİDEN


Kimi insan önce düşünür sonra konuşur; kendilerine gıpte etmem benim gerçeğimi değiştirmiyor, maalesef. 

Ben; konuşarak düşünürüm! Aynı durum yazı yazarken de geçerlidir, duygu ve düşüncelerimi öyle toparlarım. Bu konuda anlaştığımızı varsayarak ülkemizde yaşananlar hakkında duygu ve düşüncelerimi toparlamak istiyorum izninizle.

15 Temmuz 2016’da darbe adı altında bir felaket    Yaşandı ülkemizde.

Aylarca darbeyle yatıp,darbeyle kalktık. Üzerimizde yarattığı etkisi hala geçmiş sayılmaz.

Sınandığımız anlar vardır; gün gelir sevgisizlik, an gelir parasızlık ile sınanırız. Sağlık ile sınandığımızda çok olur ama acısı bitince  unutur gideriz.  Ve bugün hepimizin hafızasında yer eden, paradan, sevgiden hatta ve hatta sağlığımızdan bile üstün tuttuğumuz ülkemiz ile sınandık, sınanmayada devam ediyoruz. 

Size bir şey itiraf edeyim mi? Hiç bir şeyden korkmayan ben, son yıllarda  paronaya derecesinde herşeyden korkar oldum.  Bu durumun sadece bana has olmadığını da biliyorum. Çevremde bir çok insandan aynı sersenişleri duyuyorum.  Dışarıdan duyulan her silah sesiyle uykusunda yerinden sıçrayan yedi yaşındaki yeğenimin, korkusunu içimde hissettikçe korkularım bir kat daha artıyor.

Öfkemi zaten anlatmaya gerek yok.  Hayatımda küfür etmedim, en berbatından edesim var; hiç lanet okumadım, az kalsın okuyacağım o derece.

Neyse! Eskiden, şerefsizlğin bile bir ölçüsü olurdu. Ama o da kalmadı. Son yıllarda ülkemizde yaşanan olaylara şahit oldukça, eskinin en şerefsizlerinin şerefsizliklerini bile arar olduk. Hani son zamanlarda moda bir deyim var ya. "Sözün bittiği yerdeyiz" diye. Öyle şerefsizlikler yaşanır oldu ki, artık bu ülkede en şerefsiz adamlar bile, zemzem suyuyla yıkanmış kalır.   Abarttığımı düşünmediğinizi çok iyi biliyorum. Biliyorum çünkü, hepimiz benzer düşünceler içerisindeyiz. Karısını satan  bir çok adamın haberini okudum, öz kızına tecavüz edenlerin de. Para için türlü şerefsizlikler yapana da bizzat şahit oldum. Ama kendi ülkesini, milletini, , haysiyetini dış güçlere peşkeş çekene ilk defa rastlıyorum.

Neresinden bakarsanız bakın içler acısı bir durum.  

Babam her zaman biz evlatlarına şunu öğütlerdi. Hayat çoğu zaman insanlardan yana olmayabilir. Belki ileride aç kalacaksınız, yada, sokaklarda yaşamak zorunda kalabilirsiniz. Ne yaşarsanız yaşayın, ne kadar zorluk çekerseniz çekin, kimseye boyun eğmeyin. Onurunuzdan, şerefinizden ödün vermeyin. Benim ve Annenizin arkasından sakın ola  kötü söz getirtip kemiklerimizi sızlatmayın derdi.  

15 Temmuz zamanı babamın sözleri kulaklarımda çınladı. Ve darbeci Askerlerin ailelerini düşündüm. 

Hayatları boyunca onursuz bir şekilde yaşayacak olmaları ne fena.  Belki de ölmüş olan annelerinin ve babalarının kemikleri sızlıyordur mezarlarında. Ne acı değil mi? 

Tüm bunları düşününce iç sesim bangır, bangır bağırıyor.  Değdi mi he değdi mi! Gazetelerde, ekranlarda yanyana konulmuş iki resim düşünün. Bir resim rütbeli, ihtişamlı, gururlu, öteki resim ise  merdivenlerden düşmüş bir halde. Yorgun ve perişan O rütbeli, o ihtişamli adam ne hale gelmiş dedim içimden.

Amiral! General! Okunuşu bile ürpertiyor insanı. Neydi derdin, ne olurdu sanki adabınla otursaydın bulunduğun makamda. 

İtibar sende, ihtişam, kuvvet, asalet sende. Apoletini görenin sesi kısılır. Araban altında, evin devletten, emrinde nice subay, asker.

Para sıkıntısı da çekmiyorsun, çünkü herşey devletten. 

Ne kalmıştı emekliliğine şunun şurasında.  Peki ya ölümün. Kaç yıl daha yaşayacaksın ki? 

kumpaslar kurduğunuz, seksen milyonun ahını aldığınız bu dünyada. Oysa kul’a kulluk etmek yerine Allah’a kulluk edip şanınla şerefinle ölmeyi seçebilirdin.  Çok merak ediyorum! Ne olacaktı darbe başarılı olsaydı? Üç günlük dünya da, bunlardan daha fazlasına mı ihtiyacın vardı? Senin görevin vatanı dış mihraklardan korumak değil mi.  Tekrar soruyorum. Ne olacaktı darben sonuç bulsaydı? Tarihe mi geçecekti adın. Türk milletinin kanı üzerinden kahramanlık destanı mı yazacaktın.  Yazık çok yazık! 

Oysa ki şerefsizliğin bile bir ölçüsü olur.