EYLÜL MESELESİ


Sonbahar kapıyı araladı. İşte aylardan eylül…

Şairlere, şiir severlere ve romantiklere hüzün, okul çağı çocuklarına yaklaşan ders zili, öğrenci ebeveynlerine okul çantası kitap defter kırtasiye masrafı, dar gelirliye yaklaşan kışın bütçe açığında genişleteceği deliğin habercisi.

Oysa bütün bunları çağrıştırma misyonu yüklendiğinden bir haber takvimdeki on iki aydan sadece biri…

Çelişkiler ayı aynı zamanda…

Eylülde güneş doğanın renklerini yakar, kızartır, soldurur, kavurur. Artık ısıtmaktan vazgeçmiş gibidir. Ama bütün sıcak renklerini giydirir ağaca, yaprağa ormana.

Güneşin, iklimin çelişkilerinden daha vahimdir insanlığın eylül hikayeleri.

Misal 1 Eylül 1939 da tarihin en kanlı ve uzun savaşlarından biri olan II.Dünya savaşını başlatan insanoğlu, yıllar sonra 1 Eylül’ü “Dünya barış Günü” ilan etmiştir. Amaç mutlaka, “bu savaşın acıları hep hatırlansın bir daha böyle savaşlar yaşanmasın” düşüncesidir. Ne yazık ki içi boş bir kutlama olup kalmıştır bitmez tükenmez, boğaz boğaza savaşların yaşandığı dünyada.

1 Eylül’e atfedilen Dünya Barış Günü’yle ilgili en sevdiğim söz usta yazar-tiyatrocu Ferhan Şensoy’dan “Eylülün biri Dünya Barış Günü, bugün savaşmayalım yarın bombalaşırız. Savaş severlerin tatil günü”

Bizim tarihimizdeki eylüller de çelişkili…

Büyük acıların ve utancın yaşandığı günler var farklı yılların eylüllerinde.

“Selanik’te Ata’nın evi bombalandı” yalan haberiyle kışkırtılanların 6-7 Eylül 1955 de İstanbul sokaklarında yarattığı kaos, bu toprakların gördüğü belki de en acı günlerden ikisi. Bu iki kara günde; ellerinde kazma, balta ve sopalarla sokaklara dökülen binlerce kişi gayrimüslimlere ait ev ve işyerlerini yakıp yıkmış, tecavüz ve darp olayları yaşanmıştı. 6-7 Eylül utanç günlerinden sonra bu topraklarda hiçbir şey eskisi gibi olmadı.

Bir de üzerinden 39 yıl geçmiş olmasına rağmen yaşattığı acıların dumanı hala tüten 12 Eylül askeri darbesi var. Darbeciler, 1961 anayasasını rafa kaldırarak Türkiye siyasetini yeniden tasarlayıp bugünlerin zeminine temel atarken yollarına çıkan bir kuşağın üzerinden silindir gibi geçip yok etti. Tank sesleriyle uyanılan 12 eylül gününü takip eden süreçte, sokakları postal sesleri esir aldı. Türkiye’yi tamamen değiştiren darbe sonrasında 650 bin kişi gözaltına alındı, 1 milyon 683 bin kişi fişlendi, 171 kişinin ‘işkenceden öldüğü’ belgelendi. Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı. 517 kişiye idam cezası verildi. 50 kişi idam edildi. 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı. Gazeteler 300 gün yayın yapamadı. 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı. Binlerce kişi vatandaşlıktan çıkarıldı.

İşte o eylül itibarıyla; şiddet ve korkunun gölgesinde inançlarını yitirmiş, sadece iyi yaşamak gailesi taşıyan ben merkezli, apolitik “görmedim, duymadım, bilmiyorum” oynayan duyarsızlaşmış insanlar topluluğuna dönüştürüldük. Öyle de devam ediyoruz. Bunca haksızlığa, adaletsizliğe taciz tecavüz ve cinayete sağır dilsiz ve kör oluşumuzun başka açıklaması olabilir mi?

“Bu enkazdan yeni bir ruh doğar mı?” sorusu; çok eski bir eylül gününün yaşattığı gururu yeniden ve sahiden tüm hücrelerimizde hissettiğimizde cevabını bulacaktır…

Bu topraklarda en güzel Eylül 97 yıl önce yaşandı.

Ve 1922’nin en güzel günü 9 Eylül!

İzmir’in işgal edildiği 15 Mayıs 1919 günü, Ata’nın Samsun’a yola çıkmasıyla başlayan destansı Kurtuluş savaşı; büyük acılar ve kanlı çarpışmalarla geçen tam 3 yıl 3 ay sonra yine İzmir’de işgalci Yunan askerlerinin denize dökülmesiyle sona erdi.

Ne mutlu askeriyle siviliyle el ele bütün dünyaya kafa tutup vatan toprağını söke söke işgalden kurtaran o ulusal gururu taşıyanlara, ne mutlu kurtuluşa inanarak 9 Eylül’ü dolu dolu yaşayanlara, yaşatanlara…

Ruhları şad olsun!

Bugünkü enkazdan o ruh doğar mı?

Kim bilir?

Bazen umutlanıyorum…

Özgür, aydınlık, onurlu, mutlu yarınlar düşlüyorum…

Eylül meselesi…

Her daim derin, karmaşık, çelişkili, değişen iklimin habercisi…