Reklam
SİVAS – ERZURUM DEMİRYOLU
Reklam
Azimet GÜRBÜZ

Azimet GÜRBÜZ

SİVAS – ERZURUM DEMİRYOLU

10 Şubat 2020 - 15:38

Son birkaç yıldır, Ankara – Kars yataklı vagon ile seyaht etmenin çok yaygın ilgi görmesi, yol güzergahındaki önemli merkezlerde, üç saat bekleyip yolcuların o yöreyi kısa süre olsa da görebilmesi bana cazip gelmişti. Doğduğum yer olan Erzincan’a en son 1992 yılında gitmiş, yine Erzincan’ın bir ilçesi olan Kemaliye’yi (Eğin) hiç görmemiş olmam, bu seyahatte Trenin her iki yerde üçer saat durması, hevesimi daha da arttırmıştı. Diğer bir gerekçem de; bir daha gidip gidemiyeceğimi kestiremediğim, Erzincan’ı torunum Deniz’le birlikte görmek, hafızamda kaldığı güzellikleri  Deniz’e anlatmaktı. Nitekim İlkokullarda sömestri tatilinden önce geçtiğimiz yıl uygulamaya konan bir haftalık tatilin fırsat olacağını düşünerek,  isteğimizi sıklaştırınca bilet ayarlama şansımız doğdu.

Hakkını teslim etmek gerekir; Devlet Demiryolları yönetimi, yolculuğu bir gezi proğramına dönüştürmeyi iyi düşünmüş,  bireysel kanaatim,  bu seyahat proğramı beklentilerin üzerinde memnuniyet yaratmaktadır.  Akşamüzeri Ankara’dan binmemiz nedeniyle sabaha doğru Divriğiye varana kadar görsellik adına söyliyebileceğim bir şey yok. Ancak Divriği’de, gördüğüm “Ulu Camii ve medresesi” Selçuklu dönemi taş ustalığı insanı şaşırtıyor.  Fırsatı olanların bu yapıyı görmemesi, büyük bir şaheseri kaçırmış olduklarını söyliyebilirim.

Yazının başlığına bakıldığında asıl amacımın seyahat anılarım olmadığı açıktır. Divriği’den sonra gördüğüm yol güzergahı, sarp kayalıklar, mübalağasız, karşılıklı yetmiş seksen derece dikey som kayalardan oluşmuş bu dağ silsilesini bir tek Fırat nehri ayırıyor. Aslında düşündüğünüzde Fırat’a kavuşan Karasu’yun yüzbinlerce yildir bu kayalıkları nasıl oyup bu derin vadiyi yarattığını hayretle görüyorsunuz.   İnsanlar üzerinde yaşadığı coğrafyanın binlerce yıllık hatta binlerce yüzyıllık değişim ihtimalini hiç düşünmeden davranıyor.  Sadece gözünüzün önündeki bu çağlıyanın üzerinden, bazen sağından, bazen solundan, kayalıklar delinerek açılmış tünellerin bu demir yolu için yapılmış olduğuna inanmadan, hayretiniz ve şaşkınlığınızla baş başa kalıyorsunuz. Geziye karşı duyduğum hevesimin yerini insan emeğiyle izah edilse de aklın alamıyacağı bu durumun muhteşemliğinden, kendinizi alamıyorsunuz.  Siyasi iktidarın günümüz teknolojisi ve propaganda gücüyle öve öve bitiremediği,  Körfez geçişi, boğaz köprüleri, burada gördüğüm insan emeğine ne kadar haksızlık ettiğine söyliyecek söz bulamıyorum. Sadece üzülüyorsunuz. Aklıma, Sivas’ta yakılan 40 kişden biri olan Aşık Muhlis Akarsu’yun türküsü geldi. “Kara tren yol alıyor Cürekten, Oturdum bir ah çektim yürekten.”

Yolun tarihçesinden kısa alıntılarla anlatamasam yapanların anılarına saygısızlık yapmış olurum. Sivas-Erzurum hattı 1933 yılında ihaleye çıkarılmıştır. İhaleyi almak isteyen yabancı şirketler projenin şimdiki karayoluna paralel olarak, Zara- Suşehri üzerinden geçmesini önermiş,  mevcut hattın yapılamaz olacağı kanaati bu düşüncelerinde ön planda olmuştur. Bu nedenle bir Alman firması 68 milyon lira teklif vermesine rağmen ihaleden çekilmiştir. 

İhaleyi Nuri ve Abdurrahman Demirağ kardeşlerin kurduğu SİMERYOL adlı Türk firmasının alması ise o günkü hükümetin, yerli müteahhitleri teşvik etmesi ile olmuştur.  Hükümet ile hattın yapımını üstlenen SİMERYOL şirketi arasında 29 Haziran 1933’te imzalanan sözleşmeye göre hattın ihale bedeli 52.1 milyon lira olarak belirlenmiştir. Hükümet ödemeyi %7 faiziyle birlikte şirkete 58.2 milyon lira ve 12 yılda taksitle yapacaktı. Bu süreçte Sovyetler Birliği’nden yakınlığı ve daha ucuza mâl edilmesi dolayısıyla öncelikle tonu 80 liraya, üç bin ton çimento alınmasına karar verilmiş ve hattın yapımı boyunca çimento alımına devam edilmiştir. Çimentoyla birlikte Sovyet Rusya’dan demiryolu rayları, su boruları ve elektrik malzemelerinin de alınması uygun görülmüştür. Ayrıca demir köprülerin inşaatında kullanılmak ve işi bittikten sonra geri gönderilmek üzere yurt dışından montaj aletlerinin getirtilmesi kabul edilmiştir.

Sivas-Erzincan arasındaki Cürek, Divriği, Çaltı, Pingan ve Atma boğazlarının olduğu kesimlerde sarp yamaçlardan dolayı otomobil ve kamyon seferlerine müsait yollar yapılamamıştır. Nakliyat işleri ufak dar geçit ve yollarda ancak hayvanlarla ve Fırat üzerinde de keleklerle yapılmıştır.  Bugün lokomotifler ile uzun trenlerimizin kolaylıkla geçmekte oldukları bazı yerlerden, bir ameleyi geçirebilmek için aylarca çalışıp bir iz açmak icap etmişti. İklim koşulları ve malzeme taşınması ile ilgili olarak karşılaşılan güçlükleri bugünden bakarak tahmin etmek bile olanaksızdır. Bu nedenle inşaat faaliyetlerini kolaylaştırmak ve hattın kısa sürede bitirilmesi amacıyla hat 7 bölge ve 26 kısma ayrılarak yapılma yoluna gidilmiştir. Nitekim güzergâh boyunca toplam uzunlukları 22422 m olan 138 adet tünel ile 22’si demir olmak üzere 971 köprü hattın geçtiği sahanın ne derece arızalı olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.

Hat , GüllübağIlıç, Darlak- Çaltı, Göcentaşı-Çürek gibi kesimlere ayırarak farklı taşeronlara ihale edilmiş, işin öngörülen sürede bitmesi için özen göstermiş ve bunda da başarılı olunmuş. Bu başarıyı göstererek çok zor koşullarda tünelleri bitiren taşeronların isimleri tünellere verilmiştir; Ali Bey Tüneli, Haşim Bey Tüneli, Osman Bey Tüneli gibi.

 Ancak; Yahya Bey Tünelinin öyküsü ise hayli ilginçtir. Yahya Bey tüneli zeminin uygun olmaması nedeniyle zamanında tamamlanamamış ve Atatürk’e tüneli tamamlayacağına dair kişisel söz vermiş olan Yahya Bey, bu sözü tutamamış olmaktan dolayı gururu incinerek intihar etmiştir. Yahya Bey, ismi ile adlandırılan tünelin hemen önünde defnedilmiştir. İşe bu yönüyle bakıldığında ya da böylesi örnekleri gördüğümüzde toprakların vatan olabilmesi hiç te kolay olmuyor. Mehmet Akif ne güzel söylemiş; “Bastığın bu yerleri toprak diyerek geçme tanı, Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı”.  Hayatın her alanında birleri bir bedel ödüyor.

Bütün bu zorlukların işlerin hızlandırılmasını ciddi biçimde engellemesine karşın, hattın Erzurum’a başlangıçta öngörülenden çok daha kısa sürede ulaşması sağlanmıştır.  Sivas-Erzurum demiryolu yapımına Sivas Kongresi’nin 14. yıldönümü olan 4 Eylül 1933’te başlanmış ve 20 Ekim 1939’da resmi olarak işletmeye açılmıştır.

Azimet Gürbüz

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Z. Kayaturan
    1 ay önce
    Kalemine saglik. O yolda ankara erzurum yolculuğu yaptım hakikaten korkunç dağlar ve geçitler var inşaallah hanımla bir daha gidecegim nasip .

Son Yazılar