OHAL'de Demokrasiyi Konuşmak
Reklam
Orkun KALONYA

Orkun KALONYA

OHAL'de Demokrasiyi Konuşmak

01 Şubat 2018 - 19:10

İçinden geçtiğimiz “olağanüstü” günlerde farklı görüşlerin kanaat ortaklığı çok değerli. Hipokrat yeminleri yani hekimlerin etiği gereği barışa çağrı yapan TTB’nin gözaltına alınması haberiyle bir kez daha sarsıldık. Şu ironiye bakın ki savaş çığırtkanları, barış isteyen herkesi terörist ilan ediyor! Ne yazık ki, bu depremler hayatımızda normalleşiyor ve biz muhalif görüşlere sahip insanlar olarak korkup, siniyor, bizim de başımıza bir şey gelmesin diye belki de farkında olmadan görünmez olmaya çalışıyoruz.

Farklı görüşlerin kanaat ortaklığı için bir araya gelen İzmir Düşünce Topluluğu (İDT), geçtiğimiz günlerde KHK ile ihraç edilen felsefe ve siyaset bilimi uzmanı değerli, hocalarımızın yer aldığı, “OHAL’de Demokrasiyi Konuşmak” isimli bir panel & forum düzenledi. Panelde içinde yaşadığımız duruma dair çok çarpıcı gerçeklerle karşılaştık. Kısaca konuşulan konuları aşağıda özetliyorum…

İlk olarak, OHAL, yürütmenin yetkiyi geçici olarak ele aldığı ve hukukun bir kısmını geçici olarak askıya aldığı bir rejim sistemi. Bu tanıma göre OHAL, hukuksal statüsü olan bir sistem. Ancak, Türkiye’de yaşadığımız ve OHAL denilen sistemin herhangi bir hukuksal statüsü olmadığı için, belirsizliğin hüküm sürdüğü bir ara rejim olarak tarif edilebiliyor. Bugün, Türkiye’de modern devlet ortadan kalkmış durumda. Modern devlet nedir? Modern devlet, yurttaşların hukuksal olarak eşit hak taşıyıcıları olduğu, anayasaya dayanan bir devlettir. Modern devleti ayırt eden en önemli özellik EŞİTLİK ilkesidir. Modern devletin yurttaşları kendi kanaatleri, yargıları ve eyleyebilme kapasitesine, haklarına ve bu hakları gerçekleştirebilme gücüne sahip kişilerdir. Ve devlet, buna rağmen eğer dezavantajlı yurttaşlar varsa, onların sorunlarını çözmekle yükümlüdür. Yurttaş, yapabileceklerine dair bilgiye ve korunmaya sahip kişidir. Türkiye’deki OHAL’in yarattığı aslında bir YURTTAŞLIK KRİZİ‘dir. Türkiye’de yurttaşlık kavramı ortadan kalkmıştır. Türkiye vatandaşları, hak sahibi olmaktan çıkarılmıştır.  Türkiye’deki belirsizlikte kişilerin neyi yapıp neyi yapamayacakları belli değildir. Bu belirsizlik yaratma gücü OHAL ile oluşturulmuştur.

“Haklarının ne olduğu belli değilse, hakkın yoktur.”

Hakkın yoksa yurttaş değilsindir. Türkiye’de bugün yaşanan sistem ayrıcalıklılar ve her an cezalandırılabilecek dezavantajlılar sistemidir. Ancak bu ayrım da stabilize değildir. Kimin ne zaman ayrıcalıklı, kimin ne zaman cezalandırılabilir olduğu da belirsizdir ve sürekli değişiklik göstermektedir. Her şeye kadiri mutlak egemenin kararları bu derece belirsiz olduğunda ise, kişilerin ona sadakat gösterme biçimleri örnekleriyle de gördüğümüz gibi, garipleşir ve aşırıya kaçabilir. Bu sırada muhalif gruplar görünmez olmaya çalışır. Kapitalizm, örneğin alışveriş yaptığımız AVM’leri ile bu görünmezliğe hizmet eder. TTB’ye olanların ardından bugün hekimlerin çoğu görünmez olmaya çalışıyor. Halkın çoğu ise bir savaşta değilmişiz gibi davranmaya çalışıyor. Kapitalizmin insanı görünmez kılması üzerine söylenecek bir çok şeyi sonraya bırakıyorum.

Modern devlet yoksa, modern toplum da yoktur. Ortak değerler ve bağlar yoksa toplumu bir arada tutabilecek tek şey ortak düşmanlardır. Türkiye’de devletin tüzel kişiliği de ortadan kalkmış, egemenlik, egemene indirgenmiştir. Bu yüzden egemenin emri, linç girişimlerini başlatmaya yetmektedir. Cumhuriyet Gazetesi yazarları, Barış imzacısı akademisyenler ve şimdi TTB, linç edilmişlerdir. Devletin tüm hukuksuz eylemleri linç eylemidir. Ayrıca TBMM’nin de bir gücü kalmamıştır. Meclis tatile girdikten sonra KHK çıkmaktadır. Anayasa Mahkemesi de dahil hiçbir mahkeme hükümeti denetleyememektedir. Bu yaşanan, 60 ve 80 darbelerinin ardından yaşanan üçüncü ara rejimdir ancak önemli bir farkı vardır: bu seferkinde yeni bir hukuk vaadi edilmemiştir. Eskiden tekeli devlette olan meşru şiddet, bir KHK ile toplumun bir kesimiyle paylaşılmış durumdadır. Eskiden fiilen gerçekleşmesine rağmen şimdi resmen onaylanmış durumdadır.

Bu olağanüstü koşullarda olağan siyaset araçlarıyla muhalefet yapılamaz. Adalet Yürüyüşü de bir olağanüstü siyaset örneğidir. Önümüzdeki süreçte iki olasılık vardır: (1) parlementer demokrasinin restore edilmesi, (2) mevcut ara rejimin konsolide olması. İkincisinin gerçekleşmesi için muhalif direnç iradesinin tümüyle kırılması gerekmektedir. 7 Haziran seçiminin ardından “çözüm sürecinin” bitip, savaşın alevlenmesi de iktidar için her şeyin göze alındığının göstergesidir.

“Savaş bir halk sağlığı sorunudur.” – Türk Tabipler Birliği

Peki ne yapabiliriz?

Otoriter sistemler çatlaklar içerir ve bu çatlaklar izlenerek bir çıkış yolu bulunabilir. Aslında 15 Temmuz’dan önce başlayan, ancak o tarih itibariyle daha net görülen, bir kısmı imtiyazlarla donatılırken, bir kısmının hakları gasp edilen “toplum”, nasıl bir mücadele ve örgütlenme ile yeniden toplum olabilir? Ne gibi araçlar, repertuarlar oluşturulabilir? Kuşkusuz bir “repertuar reçetesi” olmayacaktır ve her olay kendi koşullarında değerlendirilecektir. Repertuarlar kabaca üçe ayrılabilir: (1) nicelik, sayı, sokağın gücü; (2) uzmanlık bilgisi, bilimsel veri, rapor, kolektif davalar; (3) medya, topluma seslenme araçları.

Otoriter sistemlerde eylem repertuarı daha örtük, daha gizli olmalıdır. İran örneğindeki gibi. Bu eylemler, gündelik yaşamı değiştirmeye yönelik, bireysel ve sabır isteyen eylemlerdir. Bu eylemler ayrıca sanat, müzik, graffiti, edebiyat gibi daha nötr alanlara da taşınabilir. Bugün Barış Atay’ın yasaklanan “Sadece Diktatör” oyunu da bize bu tür repertuarlardan duyulan rahatsızlığı açıkça ifade etmektedir.

Bireysel eylemleri kolektif eylemlere nasıl çeviririz? Çete iktidarı için değil, demokratik bir devlet kurmak için çabalamalıyız. Tüketici, güvende ve sürdürülebilir “görünmezlik” yerine, üretici, yurttaşlık hakkında ısrar eden ve söyleyecek sözleri olan “görünür” kimseler olmalıyız. Seçim güvenliğini sağlamalıyız. Yurttaş olmalıyız. Ve yurttaşlık, inşa edilen bir şeydir. Eski güzel günler gibi, gelecek güzel günler diyebilmeli, umutlu olmalıyız…

Cehennem, içeriden ilan edildiğinde cehennemliği son bulur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar