Reklam
Reklam

Akşener'den Özlem Zengin'e: Tecavüz İçin Şikayet Süresi mi Var?

İYİ Parti lideri Akşener, AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin'e tepki göstererek Tecavüze uğrayan kadınlar için şikâyet süresi mi var, hakkını arayan her kadın onurludur dedi.

Akşener'den Özlem Zengin'e: Tecavüz İçin Şikayet Süresi mi Var?
23 Şubat 2021 - 12:12

İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında konuştu.

Akşener'in açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde:

(Özlem Zengin tepkisi) Şu utanmazlığa bakar mısınız, gerçekten ibretlik. 7 Haziran 2015’te damadın abisinin televizyonunda bana eşimi aldattığıma dair imalı bir iftira atıldı. Buna ben susmadım. Çok sert bir tavır aldım anında konuştum. Bana göre gök kubbeyi aşağı indirmeye çalıştım. Dördüncü gün Erdoğan beni aradı bu arada herkes sustu. İçeriden bilgi bu.

Bütün arkadaşlarımız neyi gördüm biliyor musunuz, arkadaşlarımız çok üzüldüler kadındır rencide olur mu diye sustular benim arkadaşlarım böyle sustu ama diğerleri ya doğruysa diye sustu. Dördüncü gün aradı Erdoğan, uzunca bir telefon görüşmesi yaptık.

Sonra AK Partinin içinden insanlar beni aradılar. Erdoğan’ın aramasıyla beraber bu defteri aramamı kapatmamış beklemişler. Bunların yazar çizer takımının tamamı bu Akşener de ne yapmak istiyor, yeter sen bir kadınsın sus dediler ve yazdılar.

Şimdi kalkıp da tecavüze uğrayan bir kadının, tacize uğrayan bir kadının veya çocuğu tacize uğrayan bir annenin hemen konuşmamasını onursuzluk olarak nitelendiriyorsanız aynaya bakın muhteremler. Herkes o açıklıkla konuşamayabiliyor.

'Me too hareketi toplumun baskısından korkan binlerce taciz mağduru kadına cesaret verdi'

Bu arkadaşlar o kadar vizyonsuz ki bu arkadaşların dünyada olup bitenden dahi haberi yok. Me too hareketi toplumun baskısından korkan binlerce taciz mağduru kadına cesaret verdi. 20 yıldır saklanan taciz tecavüz olaylarının ortaya çıkmasına vesile oldu. Tüm bunlar torunu yaşındaki bir kadın siyasetçiye sırf kendinden değil diye vitrin süsü diyebilen bir genel başkan ve onun meclis grup başkan vekilinin umurunda bile değil.

Ne kadar acı değil mi. Oysa bizlerin görevi uğradıkları felaketlere karşı kadınları cesaretlendirmektir.

'Kadın haklarını içine sindiremeyen erkekler yetmedi bir de seninle mi uğraşacağız?'

Şikâyet edeni onursuz ilan ederek bir travma daha yaşatmak değildir. Vicdan, ahlak, onurlu siyaset bunu gerektirir. Tecavüze, tacize uğrayan kadınlar için şikâyet süresi mi var, 3 iş günü içinde şikâyetçi olmayana namussuz mu diyeceksiniz. Kadın haklarını içine sindiremeyen erkekler yetmedi bir de seninle mi uğraşacağız? Zihniyetiniz batsın sizin. İster bir gün sonra ister 10 yıl sonra söylesin hakkını arayan her kadın onurludur.

'6 milyon vatandaşına 'Allah belanızı versin' dedi'

Aynı zihniyetin çok acı bir başka yansımasına da bir Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı’nın, akıl almaz sözleriyle şahit olduk. Bu yönetici çıktı, bu ülkenin 6 milyon vatandaşına "Allah belanızı versin" dedi. Milletine bela okuyan bir siyasetçi.  Bu Türk siyasi tarihinde bir ilk. Bu Türk siyasi tarihinde utançla hatırlanacak bir terbiyesizlik. “Nereden nereye geldi Türkiye”, değil mi? Dün kendinden olmayana terörist diyen bu zihniyet, Bugün, işi iyice abartıp, kendine oy vermeyene bela okur hale geldi.

Bir yandan Apo’nun mektubunu okutturup el birliğiyle teröriste güzellemeler yapacaksınız, devletin televizyonun u gönderip röp. yapacaksınız. Sonra çıkıp sırf size oy vermiyorlar diye bu memleketin insanlarına bela okuyacaksınız. Yazıklar olsun.İşin en acısı da ne biliyor musunuz? Bu şımarık, bu şuursuz davranışlarla, bölücü teröre hizmet ettiklerinin farkında bile değiller. Terör örgütünün yöneticileri, şu an sırıtarak el ovuşturuyorlardır. Düşünsenize, hükümetten biri çıkıp dünyaya, ‘PKK’nın 6 milyon destekçisi var’ diyor. İşte size Ak Parti’nin devlet yönetimi anlayışı. İşte size Ak Parti yöneticilerinin gerçek yüzü.

'AK Parti ve matruşka gibi iç içe geçtikleri çeşitli boyutlardaki ortakları devlet değil'

AK Parti ve matruşka gibi iç içe geçtikleri çeşitli boyutlardaki ortakları devlet değil. Devlet kurumdur, siyasetçiler gelip geçe Türk devleti ebed müddettir. O nedenle her geçen gün eriyen partilerinin seçim kazanma stratejilerine devlet denmez. Partizanlıkla devlet farklı şeylerdir. Devletin trolü gibi atanmışlarınızın abuk sabuk sözlerini devlet aklı diye satmaya çalışamazsınız. Yönetenlerin beceriksiz, ciddiyetsiz olması devleti beceriksiz, ciddiyetsiz yapmaz.

'Kurumların parti organı gibi çalışması devleti AK partili yapmaz'

Kurumların parti organı gibi çalışması devleti AK partili yapmaz. Makbul vatandaş olabilmenin tek şartının AK Partiyi desteklemek sanılması devletin değil iktidardaki partinin ne kadar sorunlu olduğuna ve devleti ne kadar tahrip ettiğini gösterir. Doğru yönetim Sayın Erdoğan'ın sınıfta kaldığı, birçok konunun yanında aynı zamanda ülkemizin kaynaklarının nasıl ve kim için harcandığıyla da ilgilidir.

Bakın ilk günden bu yana ısrarla takip ettiğimiz bir konu var. İşsizlik bu kadar artarken esnafımız kapısına kilit vururken Türkiye o beş müteahhidine mahkum etmeyin diyoruz. Millete hepi topu 53 milyar lira destek olduk diye övünürken o beş müteahhide onun kat kat üstünde garanti parası ödüyorlar.

'Bu cefakâr millet seni sandıkta aya değil eve gönderecek haberin olsun'

Kendi esnafının feryadını duymayıp Japon esnaf zorda diye haber yapan bu zihniyetin patronu döndü dolaştı düşündü taşındı geliri azalan müteahhidin yardımına koştu. (Havalimanı kararına tepki) Havalimanlarını işleten şirketlerin, 2020 yılı içinde düzenlenen ve vadesi 31 Ocak'a ötelenen faturalarının iptaline karar verdi.

2021-2022 dönemine ait kira bedellerinin de 2 yıl boyunca, yüzde 50 indirimli uygulanmasına karar verdi. Mesela, yıllık 1 milyon 300 bin yolcu garantisi verdiği havaalanını, sadece 7 bin 235 yolcu kullanınca, milletin kesesinden 60 milyon lira ödeyen iktidar, bununla da yetinmeyip, fatura iptal edip, kirada indirim yaptı. Beş bin lira, 10 bin lira, kira ödeyen esnafımıza, 750 lira kira yardımı yapan iktidar, bu kararla, o beş müteahhidine milyarlarca liralık kıyak yaptı. Yine milletini duymadı.

Sayın Erdoğan millete gelince cebinde akrep var müteahidine gelince buyur dükkan senin diyorsun. Utanmadan yokluk çeken milletinin adına çay atıyorsun .Yazıktır, günahtır. Seni o makamlara getiren o kodamanlar değil millettir millet. Senin artık milletimize verecek bir şeyin kalmadı. Bunu kabullen artık. Algı karın doyurmuyor Sayın Erdoğan. Siyaset iletişimiyle ay sonu gelmiyor. Yapay gündemler faturaları ödemiyor. Karar merci yalnızca millettir. Sen bu kafayla gitmeye devam edersen bu cefakâr millet seni sandıkta aya değil eve gönderecek haberin olsun.

Türkiye’yi yönetenlerin işi, yarım akıllarıyla, ülkemizin potansiyeli önünde engel olmak değil her bir vatandaşının işiyle, gücüyle, sorunlarıyla ilgilenmek, çözüm bulmaktır. Ülkemizdeki dezavantajlı gruplar içinse, sorunlar maalesef daha da büyük. Mesela engelli vatandaşlarımız, iş fırsatlarından, kent mimarisine kadar birçok alanda sorun yaşıyorlar. Bakın, Türkiye’de görme engelli, ortopedik engelli, işitme engelli milyonlarca vatandaşımız yaşıyor.

Resmi kayıtlara göre 2 buçuk milyon, bağımsız araştırmalara göre ise 9 milyona yakın engelli vatandaşımız var. Biz bu insanlarımıza engelli diyoruz. Ancak biraz yakından bakınca, kendilerini dinleyince görüyoruz ki engelleri yaratan aslında idareciler. Ülkemizin, şehirlerimizin, sokaklarımızın, hepimizin ortak yaşam alanı olduğunu unutuyoruz. Aslında engel olan bizleriz.

Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’ne de imza atılmış, ama adım atılmamış. Tanıdık geliyor mu? Aynı İstanbul Sözleşmesi’nde olduğu gibi. Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesine imza atıyorsan, bunun gereğini yapacaksın. İmza attığın sözleşmenin, tek bir maddesini bile es geçmeden, gerekenleri harfiyen uygulayacaksın. Devlet ciddiyeti bunu gerektirir. Maalesef hemen her alanda gördüğümüz ciddiyetsizliği, engelli Hakları Sözleşmesi’nde de görüyoruz.

İşte o nedenle, bu hafta Milletin Kürsüsü’nde engelli bir kardeşimizi ağırlayacağız. Engellerin yıkamadığı, yıldıramadığı, vazgeçiremediği Aysun Karaemir, engelli vatandaşlarımızın sesini Türkiye’ye duyuracak. Meclisin televizyonu, sesini kesmeye çalışsa da o gür sesi herkes duyacak. Buyur Aysun kardeşim, söz de kürsü de senindir.

YORUMLAR

  • 0 Yorum