DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, TBMM’deki grup toplantısında ekonomi politikalarını eleştiren açıklamalarda bulundu. Babacan, özellikle hayat pahalılığının iftar sofralarında bile hissedildiğini belirterek, ramazan ayında vatandaşların geçim derdine dikkat çekti.
Yıllardır ülkenin ekonomik sorunlarının derinleştiğini savunan Babacan, “Ramazan, soframızdaki nimetin kıymetini bilmek, komşumuzun sofrasında bir eksik varsa onu tamamlamaktır. Maalesef bugün ülkemizde milyonlarca aile iftar sofrası kurarken hesap yapmak zorunda kalıyor. Emeklimiz, asgari ücretlimiz, dar gelirli vatandaşımız, hayat pahalılığı ve gıda fiyatları karşısında çaresiz. OECD verilerine göre 2025 yılında gıda enflasyonunun en yüksek olduğu ülke Türkiye oldu. 2026’nın ocak ayında yıllık gıda enflasyonu yüzde 31 olarak kaydedildi. Bir yılda tam yüzde 31 artış…” ifadelerini kullandı.
Babacan, Türkiye’de et, tavuk ve balık tüketiminin hane halkları için büyük bir zorluk haline geldiğini de rakamlarla ortaya koydu. OECD verilerini paylaşan Babacan, “Sofradaki ekmeğin küçülmesi, anne ve babaların pazarda fileleri dolduramaması, emeklinin etiketlere bakıp sessizce uzaklaşması, kalabalık iftar sofralarının küçülmesi, bolluğun yerini yokluğa bırakması demek. Yine bir OECD verisine bakalım, gün aşırı da olsa sofrasına et, tavuk ya da balık getiremeyen, tüketemeyen hanelerin oranına bütün OECD ülkelerinde bakılıyor ve ülkeler sıralanıyor. Maalesef Türkiye bu listenin en dip noktasında yer alıyor. Oran tam yüzde 40. Yani ülkemizde her 10 haneden 4’ü gün aşırı dahi olsa parası yetip sofrasına et, tavuk ya da balık koyamıyor. Her sene durum daha da kötü oluyor. Gerçekten çok acı. Bir zamanlar bereketiyle, üretimiyle, kendi kendine yetebilme gücüyle anılan bu güzel ülke, bugün yokluğun, yoksulluğun esiri haline geldi.” dedi.
TARIMDA DERİN KRİZ VE ÜRETİCİYE DESTEK ELEŞTİRİSİ
Babacan, tarımda yaşanan üretim kayıplarına da dikkat çekti. Türkiye İstatistik Kurumu'nun son verilerini hatırlatan Babacan, bir önceki yıla göre buğday üretiminin yüzde 13, arpa üretiminin yüzde 25, çavdarın yüzde 20 ve yulafın yüzde 26 oranlarında azaldığını belirtti. Ayrıca soya üretiminin yüzde 17, ayçiçeğinin ise yüzde 11 gerilediğini aktardı. Meyve ve içecek ile baharat üretiminde ise yüzde 30 azalış yaşandığını söyleyen Babacan, “Çiftçimiz üretmiyor, üretemiyor. Eskiden bu topraklar bizi doyurur, bize yeter denirdi. Avrupa’nın en büyük topraklarına sahibiz. Avrupa’nın en büyük tarım alanlarına sahibiz. Ama çiftçimiz ‘ekmesek daha iyi, en azından zarar etmem’ diyor. Türkiye bunu hak etmiyor. Bu ülke yoklukla anılacak bir ülke değildir. Bu millet çaresizlikle sınancak bir millet değildir.” yorumunda bulundu.
Bütçede faize ayrılan kaynağın tarım desteklerinin çok üzerinde olduğuna dikkat çeken Babacan, “2026 bütçesinde faize ayrılan para 2 trilyon 742 milyar lira. Tarıma ayrılan ise 168 milyar. 16 kat fark var. Çiftçimize verilen destekle faizi mukayese ettiğimizde 16 kat fark var. Türkiye’deki milyonlarca çiftçiye, üreticiye, hayvancılıkla uğraşan bütün vatandaşlarımıza verilen desteğin 16 katı bu yılın bütçesinde şu an faize ödeniyor. 2023 seçimlerinde ‘faizi indirdik, daha da indireceğiz’ diye milleti aldatan bu iktidar üreticiyi değil, faizi büyüttü. Dünyanın en yüksek faizine bu ülkeyi mahkum etti. Çiftçiyi desteklemiyor, faizi, borç düzenini destekliyor.” şeklinde konuştu.
Babacan ayrıca, ekonomik krizin temelinde yanlış politikalar ve tarıma yeterli önemin verilmemesinin yattığını savundu. Tarım ve üreticinin desteklenmesiyle enflasyonun düşürülebileceğini belirtti ve “Enflasyonu düşürmek istiyorsanız, çok basit. Polatlı’daki çiftçi Hasan amcaya sorun, Çumra’daki çiftçi Ahmet amcaya sorun bunun hesabını kitabını önünüze on dakikada koyar. Çiftçiye desteği artır. Böylece üretim maliyetleri düşecek. Üretim maliyetleri düşünce gıda, tarım fiyatlarının da nasıl düştüğünü göreceksiniz." dedi.
ANKARA’DA TRAFİK SORUNUNUN NEDENİ: İMAR DEĞİŞİKLİKLERİ
Babacan, konuşmasında Ankara’daki trafik sıkışıklığına da değindi. Şehirdeki yoğunluğun kontrolsüz nüfus artışı ve imar değişikliklerinden kaynaklandığını öne süren Babacan, “Bugün bu salona gelen arkadaşlarımızın çoğu trafik sebebiyle geç kaldı. Niye Ankara’da trafik bu hale geldi? Siz aynı metrekareye 10 kat yerine 20-30 kat izin verirseniz, aynı altyapıya 2-3 kat nüfusu yığarsanız bu şehrin altyapısı bunu kaldırmaz. 3-5 kişi imar değişiklikleriyle para kazansın diye milyonlarca Ankaralı trafikte sıkışıp kalıyor. Böyle şey olmaz” dedi.
Babacan, Türk lirasının değer kaybını simgelemek için cebinden 200 liralık banknot çıkararak yıllar içindeki karşılığını şöyle aktardı: “Meşhur 200 liramızın bugün itibarıyla geldiği hali hatırlatmak istiyorum. Yıl 2009, bu 200 lira tedavüle çıktığında tam 132 dolar ediyordu. Şu anda en yüksek dolar kupürü 100 dolar. Yerli ve milli paramızın şerefini koruduğumuz yıllardı o yıllar. Şu anda sadece 4,5 dolar. En büyük para birimimiz şu anda 5 dolar bile etmiyor. Bir ülkenin parası, o ülkedeki güvenin aynasıdır. 2018 seçimlerinden sonra damat, kayınpeder el ele verip saçma sapan politikalarla piyasayı öngörülemez hale getirdiler. O gün bugündür üreticiyi, tüketici belirsizliğe mahkum hale getirdiler. İsyan büyüyor.”
Babacan ayrıca hukuk ve adaletin yatırım ortamındaki kritik rolüne işaret etti ve iş dünyasının korku ve belirsizlik nedeniyle yatırım yapmaktan çekindiğini savundu. “Türkiye’de sermaye sahibi çok kişiyle görüşüyoruz. Hepsinde korku şu: Acaba bir gün sabahın 06.00’sında benim de kapım çalınır mı, gün gelir şu veya bu sebeple benim de mallarım TMSF’ye gider mi? İş sahiplerinin bu korkusu varken siz ekonomiyi düzeltemezsiniz. Yatırımı, istihdamı artıramazsınız. Ağzınızla kuş tutsanız da bu ülkenin ekonomisini düzeltemezsiniz. Ne kadar adalet o kadar ekonomi, ne kadar hukuk o kadar ekonomi. Bu ülkenin ekonomisi ancak hukukla, adaletle olur” diye konuştu.
Yorumlar
Kalan Karakter: