Deniz Göktaş New York Times'a: Cezaevinde bir saniye bile pişman olmadım

"Ölü Deniz" gösterisi nedeniyle 88 gün tutuklu kalan komedyen, ABD'li gazeteye verdiği röportajda otosansür baskısını ve cezaevi deneyimini anlattı.

Komedyen Deniz Göktaş, "Ölü Deniz" adlı stand-up gösterisi sonrası yaşadığı tutukluluk sürecini ve mizahın sınırlarına yönelik tartışmaları The New York Times muhabiri Jason Zinoman’a değerlendirdi. Gösterinin YouTube’daki 15 milyonluk izlenme sayısına ulaşmasının ardından hakkında soruşturma başlatılan ve Türkiye’ye dönerek gözaltına alınan Göktaş, mahkeme sürecindeki duruşunu ve cezaevi günlerini paylaştı.

Göktaş, kariyerinin ilerleyen dönemlerinde otosansürün etkisiyle korkaklaştığını hissettiğini ve bu durumun kendisinde ikiyüzlülük yarattığını belirtti. Tutuklanma riskini göze alarak ifade özgürlüğü konusunda bir duruş sergilemek istediğini vurgulayan sanatçı, savunmasının cezaevinde kalma süresini uzatabileceğini bilmesine rağmen özür dilemeyi reddettiğini aktardı.

Göktaş, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Önceliğim bir an önce dışarı çıkmak değildi. Özür dileyen bir tavır takınmak istemedim. İfade özgürlüğü sadece buranın sorunu değil, dünyanın birçok yerinde insanlar konuştuklarında cezalandırılmaktan ya da toplumun tepkisinden korkuyor. Komedi yapan diğer insanlara bir örnek göstermek istedim. Özgürce konuşabilirsiniz. Korkmak zorunda değilsiniz. Üç ay hapiste kalmak korkunç ama bunun, bir sanatçının bir ilkeyi savunmak için dayanamayacağı bir şey olmadığını göstermek istedim.”

Cezaevi süreci ve yan hücredeki gazeteci

Tutukluluğunun ilk gününde beklenmedik bir huzur bulduğunu anlatan Göktaş, bu dönemin hayatındaki en iyi uykularından birini uyuduğu zaman dilimi olduğunu söyledi. Yan hücrelerinde ünlü halk müziği sanatçısı Haluk Levent ile birlikte, kendi tutuklanmasını sosyal medyada alkışlayan gazeteci Cem Küçük’ün de bulunduğunu belirten komedyen, bu süreçte empati kurmamanın zorluğuna değindi.

Göktaş, yaşadıklarını şöyle özetledi:

“Gösterilerime gelen öğrenciler, emekliler günlük hayatlarında benden daha cesurken ben giderek daha korkak hale geliyordum. Bu bana ikiyüzlü hissettiriyordu. Kendi gösterimin kapanışında çalan, 'davasını satan bir şair' hakkındaki o şarkıyı dinlerken kendimle ilişkilendirmek kötü hissettiriyordu. Yeniden kendimi iyi hissetmek için, sonuçları ne olursa olsun bana komik gelen şeyleri söylemeye geri döndüm. Biraz romantik gelebilir ama hücredeki ilk günümde hayatımın en iyi uykusunu uyudum. Yaşadıklarımdan bir saniye bile pişman olmadım. Tutukluluk süreci, yaşamımda kendimi en az yalnız hissettiğim dönemlerden biri oldu.”

“Üç ay boyunca yan hücrelerimde ünlü bir halk müziği sanatçısı ile benim tutuklanmamı sosyal medyada alkışlayan bir gazeteci vardı. Zamanımı onunla empati kurmamaya çalışarak geçirdim ama zordu çünkü komşumdu.”

Türkiye ve ABD'de sansür karşılaştırması

Röportajda ABD’deki komedyenlerin maruz kaldığı baskılara da değinen Göktaş, Jimmy Kimmel ve Stephen Colbert gibi isimlerin yaşadığı sansür tartışmalarını hatırlatarak iki ülke arasındaki farkları yorumladı. Türkiye’de hem iptal kültürünün hem de hapis cezasının varlığına dikkat çeken Göktaş, ABD’li meslektaşlarının daha özgür görünse de gelecekte benzer sorunlarla karşılaşabileceğini öngördü.

Göktaş, bu konudaki görüşlerini şu sözlerle dile getirdi:

“ABD’li komedyenlerin sosyal medyadaki linç kültüründen ve tepkilerden yakınmasına bakınca; övünmek istemem ama bizde iptal kültürü (cancel culture) de var, hapis de... ABD’li komedyenler çok daha özgür görünüyor ancak gelecekte iki ülke arasında benzerlikler oluşabilir.”

Sanatçı, gösterisindeki devasa kafa maketinin giyotinle kesilmiş bir kafayı temsil ettiğini ve şovun ölüm ile sansür etrafında şekillendiğini açıkladı. Savunmasında Amerikalı komedyen Lenny Bruce’a atıfta bulunan Göktaş, mizah anlayışının Doug Stanhope, George Carlin, Louis C.K., Sarah Silverman, Joe List ve Jerrod Carmichael gibi isimlerden beslendiğini belirtti.

Cezaevinde geçirdiği süre zarfında 20 dakikalık yeni materyal hazırladığını ve bunları önümüzdeki yıl sahnede kullanmayı planladığını kaydeden Göktaş, komedinin otoriter yapıları tek başına deviremeyeceğini ancak insanlara psikolojik destek ve direnme gücü verebileceğini savundu.

Göktaş, komedinin işlevine dair şunları söyledi:

“Komedinin yapabilecekleri sınırlıdır. İnsanlara empati, motivasyon ve konuşma cesareti verebilir. Hepsi bu. Bir nevi psikolojik destektir.”

Yaşadıklarının kendisini nasıl değiştirdiğini değerlendirmek için henüz erken olduğunu belirten Göktaş, en olumsuz koşullarda bile özgürlük hissini korumanın mümkün olduğunu ve basit deneyimlerle yaşamdan tatmin olunabileceğini vurguladı.

Olayın gelişimi ve yargı süreci

Deniz Göktaş’ın Harbiye’de sahnelediği ve 24 Haziran’da yayımlanan "Ölü Deniz" gösterisi hakkında soruşturma başlatılmıştı. Soruşturmayı takip eden Göktaş, 2 Temmuz’da yurt dışı tatilini yarıda keserek Türkiye’ye dönmüş ve İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alınmıştı. Emniyetteki görüntüleri basına yansıyan komedyen, 3 Temmuz’da "cumhurbaşkanına hakaret" ve "halkı kin ve düşmanlığa tahrik" suçlamalarıyla tutuklanarak Tekirdağ Çorlu’daki Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne gönderilmişti.

İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi’nin 28 Ağustos’ta verdiği tahliye kararına rağmen Göktaş salıverilmemiş, barodan atanan avukat eşliğinde SEGBİS üzerinden "suçu ve suçluyu övme" iddiasıyla yeniden tutuklanmıştı. Savcılığın itirazının kabul edilmesiyle tutukluluğu devam eden Göktaş’ın iddianamesi 63 gün sonra hazırlanabilmişti. Hakkında 12 yıl 2 aya kadar hapis cezası istenen komedyen, 88 günün sonunda çıkarıldığı ilk duruşmada 19 ay 10 gün hapis cezasına çarptırılarak tahliye edilmişti.

İLGİLİ HABERLER