Denizolgun'un ölümüne ilişkin 6 şüpheli hakkında 3 ayrı dava açıldı

Süleymancılar Cemaati eski liderinin şüpheli vefatına dair soruşturmada, delil karartma ve sahtecilik suçlamalarıyla özel doktoru ile Adli Tıp Kurumu personeli yargı karşısına çıkacak.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Bürosu, Arif Ahmet Denizolgun’un 7 Eylül 2016’daki vefatına yönelik iddialar üzerine yürütülen soruşturmayı derinleştirdi. Elde edilen yeni bulgular ışığında hazırlanan iddianameyle birlikte, olaya müdahil olan kişiler hakkında farklı suç tiplerinden üç ayrı kamu davası tesis edildi.

Soruşturma kapsamında Denizolgun’un tutuklu bulunan özel doktoru N.D. “yalan tanıklık” suçundan, Adli Tıp Kurumu’nda görevli İ.Ç, Ç.K. ve S.Ç. ise “belgede sahtecilik” suçlamasıyla mahkemeye sevk edildi. Ayrıca A.G.D.K. ve H.T.K. hakkında “suç delillerini yok etme” gerekçesiyle ayrı bir dava dosyası oluşturuldu.

Kayıp telefon soruşturması eş ve damadı kapsadı

Dosyanın en kritik ayaklarından biri, olay yerinden alınan cep telefonunun akıbetine ilişkin gelişmeler oldu. İddianameye göre, Denizolgun’un vefatının ardından olay yerinden toplanan cep telefonu üzerinde parmak izi incelemesi yapıldıktan sonra Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/6477 sayılı soruşturma dosyasına intikal ettirildi. Tereke işlemleri çerçevesinde İstanbul Anadolu 13. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 4 Mayıs 2017 tarihli kararıyla telefon da dahil olmak üzere bazı eşyalar Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş’e teslim edildi.

Cihazın izi Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen başka bir soruşturma sırasında Hilmi Tuna Kuriş’in ikametinde yapılan aramada kayboldu. 30 Eylül 2026 tarihli tutanakta, eski bakanın telefonuna ulaşılamadığı belirtildi. Telefonun IMEI bilgileri ve fotoğrafları Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’ne gönderilse de cihaz ele geçirilemedi.

Başsavcılık, telefondaki mesaj içerikleri, fotoğraflar ve notların ölüm soruşturmasının aydınlatılması açısından hayati delil niteliği taşıyabileceğini vurgulayarak cihazın kasten yok edildiği sonucuna vardı. Bu kapsamda Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş ve Hilmi Tuna Kuriş hakkında “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” suçundan dava açılması talep edildi.

İddianamede tanık olarak dinlenen avukat Abdurrahim Çelik’in ifadeleri de sürece yön verdi. Çelik, tereke eşyalarını bir çuval içinde teslim aldığını, içeriğine bakmadığını ancak liste bulunduğunu belirtti. Tanık, Hilmi Tuna Kuriş’in yönlendirmesiyle çuvalı Kısıklı’daki bir eve götürüp oradaki bir kişiye teslim ettiğini beyan etti.

Savcılık değerlendirmesinde, Hilmi Tuna Kuriş’in telefonu aldığını kabul ettiği, Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş’in ise tereke eşyalarıyla ilgilenmediğini savunduğu ancak kendisine teslim edilen emanetin muhafazasından sorumlu olduğu kaydedildi. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 2 Ekim 2026 tarihli iddianamesiyle söz konusu şüphelilerin cezalandırılması istendi.

Mezar açılarak yeniden inceleme yapılmıştı

Süreç, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 18 Ağustos’ta yaptığı açıklamayla kamuoyunda geniş yankı bulmuştu. Açıklamada, Eylül 2016’da vefat eden Arif Ahmet Denizolgun’un ölümü ve otopsi işlemlerinin şüpheli olduğuna dair iddialar üzerine Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri gereği fethi kabir (mezar açma) kararı alındığı duyurulmuştu.

Bu karar doğrultusunda başsavcı vekili, cumhuriyet savcısı, İstanbul Adli Tıp Kurumu uzmanları ve olay yeri inceleme ekipleri 19 Ağustos’ta mezar başında toplanmıştı. Görevlilerce açılan mezardan alınan ceset parçaları incelenmek üzere Adli Tıp Kurumu’na nakledilmiş ve örnekler 20 Ağustos’ta tekrar defnedilmişti.

Başsavcılık 26 Ağustos’ta yaptığı ikinci açıklamada, otopside “şüpheli ölüm” tespiti yapıldığını bildirmişti. Süleymancılar Cemaati’nin şu anki lideri Alihan Kuriş’in de aralarında bulunduğu şüpheliler hakkında “adam öldürme” suçundan soruşturmanın çok yönlü sürdürüldüğü ifade edilmişti. Mezar açma sonrası elde edilen veriler raporlama amacıyla Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kuruluna gönderilmişti.

İLGİLİ HABERLER