6 Şubat depremlerinin ardından üç yılı aşkın süre geçmesine rağmen binlerce dosyanın sonuçlanmaması ve cezasızlık endişesi, hukuk camiası ve mağdur aileleri ortak bir platformda buluşturdu. İstanbul Barosu Başkanı Avukat Prof. Dr. İbrahim Özden Kaboğlu’nun da katılımıyla düzenlenen basın toplantısında, yargılamaların makul sürede tamamlanmaması ve kamu görevlilerinin sorumluluklarının yeterince soruşturulmaması eleştirildi.
Barodan geciken adalet için uyarı
Anne ve babasını depremde kaybeden Avukat Eren Can, sürecin işleyişine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Can, şu ifadeleri kullandı:
“6 Şubat 2023 depremlerinin üzerinden üç yılı aşkın zaman geçti. On binlerce insanımız hayatını kaybetti. Binlerce aile, yakınlarını kaybetmenin tarifsiz acısıyla birlikte adalet arayışını sürdürüyor. İstanbul Barosu olarak, 6 Şubat depremlerinden bu yana deprem davalarının ve soruşturmalarının takipçisiyiz. Çünkü depremde yıkılan her binanın ardında yalnızca bir enkaz değil; alınması gereken kararlar, yapılması gereken denetimler, yerine getirilmesi gereken kamu görevleri ve araştırılması gereken sorumluluklar bulunmaktadır. Deprem davalarında maddi gerçeğin bütün yönleriyle ortaya çıkarılması, sorumluluğu bulunan herkesin hukuk önünde hesap vermesi ve yargılamaların adil ve makul sürede tamamlanması hukuk devletinin gereğidir.”
Sorşturmaların yarım kaldığına ve bilirkişi raporlarının beklendiğine işaret eden Can, açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Bugün geldiğimiz noktada ise hâlâ çok sayıda soruşturmanın sonuçlanmadığını, bazı dosyalarda iddianamelerin hazırlanmadığını, bazı yargılamalarda bilirkişi raporlarının beklendiğini, kamu görevlilerinin sorumluluğuna ilişkin süreçlerde ciddi aksaklıklar yaşandığını gördüklerini belirten Av. Eren Can, ‘Depremde yakınlarını kaybeden aileler, üç yılı aşkın süredir adliye koridorlarında, duruşma salonlarında ve meydanlarda adalet arıyor. Depremde yakınlarını kaybeden aileler iddianamesi hazırlanmayan dosyalardan bilirkişi raporlarının gecikmesine, firari sanıklardan kamu görevlilerinin sorumluluğuna, “iyi hâl” indirimlerinden deprem sanıklarının hangi suçtan yargılanması gerektiğine kadar çok sayıda somut sorunu gündeme taşıdı. İstanbul Barosu olarak bu taleplerin ve adalet arayışının takipçisiyiz. Çünkü deprem davaları yalnızca yaşananların hesabının sorulması bakımından değil, yaşam hakkının korunması ve gelecekte benzer yıkımların yaşanmaması bakımından da kamu yararını ilgilendiren davalardır.’”
Ezgi Apartmanı ve kamu binaları süreci
Ezgi Apartmanı’ndaki tahliye kararlarına tepki gösteren Can, Adalet Peşinde Aileleri Platformu’nun nöbet sürecini hatırlatarak şunları söyledi:
“35 kişinin hayatını kaybettiği dosyada iki sanık hakkında 8 yıl hapis cezasına hükmedildi ve sanıkların tahliyesine karar verildi. Bu kararın ardından depremde yakınlarını kaybeden ailelerin tepkisi ve adalet talebi daha da görünür hale geldi. Adalet Peşinde Aileleri Platformu, Adalet Bakanlığı önünde 11 gün boyunca adalet nöbeti tuttu. Bu nöbet, 21 Eylül'de Adalet Bakan Yardımcısı Can Tuncay ile gerçekleştirilen görüşmenin ardından sona erdi. Görüşmede ailelerin deprem soruşturma ve kovuşturmalarına ilişkin talepleri ve beklentileri ele alındı; tarafların bir ay sonra yeniden bir araya gelmesi konusunda mutabakata varıldı. İstanbul Barosu olarak, ailelerin adalet arayışının kamuoyunda karşılık bulmasını ve yetkili makamlarla doğrudan görüşmeler yapılmasını önemli buluyoruz. Ancak artık sözün uygulamaya dönüşmesi gerekiyor. Deprem davalarında geciken her işlem, adaletin daha da gecikmesi anlamına geliyor.”
Kamu binalarındaki can kayıplarına da değinen avukatlar, İskenderun Devlet Hastanesi örneğini vererek sorumluların yargılanması gerektiğini vurguladı. Açıklamanın devamında baronun temel talepleri sıralandı:
“Depremlerde yıkılan kamu binalarında yaşanan can kayıpları da adalet mücadelesinin önemli bir parçasıdır. 125 yurttaşımızın hayatını kaybettiği ve halen iddianame dahi düzenlenmemiş olan İskenderun Devlet Hastanesi başta olmak üzere, kamu binalarındaki yıkımlarda sorumluluğu bulunan tüm kişi ve kurumların etkin biçimde araştırılması gerekir. Riskleri önceden tespit edilen ve buna rağmen gerekli önlemlerin alınmadığı kamu yapılarında, kamu görevlilerinin sorumluluğunun soruşturma dışında bırakılması kabul edilemez. Kamu binalarında hayatını kaybeden yurttaşlarımız için de etkin, tarafsız ve kapsamlı bir adalet süreci yürütülmelidir. Riskleri tespit etmek, gerekli tedbirleri almak, kamu binalarını güvenli hale getirmek ve yurttaşların yaşam hakkını korumak devletin ve ilgili kamu görevlilerinin temel yükümlülüklerindendir. Deprem davalarının önemli bir bölümünde bilirkişi incelemeleri belirleyici niteliktedir. Bilirkişi raporları yalnızca teknik bir belge değildir; binanın neden yıkıldığının, hangi kusur ve ihmallerin yıkımda etkili olduğunun ve sorumluluk zincirinin ortaya çıkarılmasının temel araçlarından biridir. Bu nedenle bilirkişi raporlarının; bilimsel, tarafsız, denetlenebilir ve multidisipliner bir anlayışla hazırlanması ve yargılamaların gecikmesine neden olmayacak şekilde tamamlanması gerekir. Ve yarın, bu adalet mücadelesinin önemli duraklarından biri olan Rönesans Rezidans davasının duruşması için Hatay Adliyesinde olacağız. Ancak yarınki duruşmaya katılımımız yalnızca tek bir dosyanın takibi anlamına gelmemektedir. Rönesans Rezidans davası vesilesiyle bir kez daha vurguluyoruz: İstanbul Barosu olarak 6 Şubat depremlerine ilişkin tüm soruşturma ve davaların takipçisi olmaya devam edeceğiz. Savcılıklar soruşturmaları etkin biçimde yürütmeli, mahkemeler yargılamaları makul sürede tamamlamalı, bilirkişi incelemeleri geciktirilmemeli, kamu görevlilerinin sorumluluğu bulunan durumlarda gerekli hukuki süreçler işletilmelidir.”
Mağdur ailelerden 'takip edin' çağrısı
Baronun çağrı metninde, henüz iddianamesi hazırlanmayan soruşturmaların sonuçlandırılması, firari sanıkların yakalanması ve yargılamaların adil biçimde bitirilmesi istendi. Metinde, “Ve bütün bunların ötesinde; 6 Şubat depremlerinde hayatını kaybeden her bir yurttaşımızın yaşam hakkının hesabı hukuk önünde sorulmalıdır. İstanbul Barosu olarak, depremde yakınlarını kaybeden ailelerin adalet mücadelesinin yanında olmaya ve deprem davalarının takipçisi olmaya devam edeceğiz. Bugün burada ailelerle birlikteyiz. Yarın Rönesans Rezidans davasında olacağız. Sonraki gün başka bir deprem dosyasının duruşma salonunda olacağız. Deprem davalarında adalet sağlanana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.” denildi.
Rönesans Rezidans’ta yakınlarını kaybeden Avukat Yeşim Toplu, binanın tek başına yıkılmasına dikkat çekerek duygusal bir çağrıda bulundu. Toplu, “Etraftaki tüm binalar sağlamdı. Bir tek bizimki yıkıldı. İnsanlar sesini bile çıkaramadı. Demek ki deprem öldürmedi. Fakat yalnızca Rönesans Rezidans için değil, tüm deprem davaları için söylüyorum. Lütfen takip edin. Lütfen.” dedi.
İskenderun Devlet Hastanesi’nde babasını ve kardeşini kaybeden Yusuf Şanlı ise iddianame hazırlanmamasına tepki gösterdi. Şanlı, şu ifadeleri kullandı:
“Aradan 3 yıl 7 ay geçti. Orada bir iddianame yok. Depremden bir buçuk ay sonra bütün şikayetleri yaptık. Olayda sorumluluğu olanların yargılanmasını istedik ama ifadeleri bile alınmadı. Depremden sonra il sağlık müdürü ve Hatay valisi istifa edip aday adayı oldu. Başhekim yardımcı oldu il sağlık müdürü. Biz intikam peşinde değiliz. Daha çok insan ölmesin diye mücadele ediyoruz. Vicdanı olan, ahlakı olan herkesin hassasiyet göstermesi, Rönesans davasını, Ezgi apartmanını, Rana apartmanını, İskenderun hastanesini kendi davası gibi görmesini istiyoruz. Biz bu mücadeleden vazgeçersek o hastanelerde sizlerin, bizlerin çocukları da can verecek. O hastanenin çürük olduğu bilinerek hem de… Burada mesele sadece yargılama ve cezalandırma değil adalet çağrımızı tekrarlamak için buradayız.”
MCG Tower’daki kaybının ardından davasının hala ‘bilinçli taksir’ kapsamında sürdüğünü belirten Selin Sümbültepe ise cezasızlığa isyan etti. Sümbültepe, “Davamız hala bilinçli taksir üzerinden sürüyor. Üç buçuk yıldır cezasızlığa ses çıkarıyoruz. Adaletin yerinde saydığını görmek bizi sadece öfkelendiriyor. Olası kast deprem davalarında uygulanmayacaksa ne zamana uygulanacak? Biz kıyameti yaşadık. Artık beklemek değil adaletin işlediğini görmek istiyoruz.” şeklinde konuştu.