Dorukhan Büyükışık dosyasında 26 şüpheliye ek dava: Demir çubukla öldürüldüğü iddiası

İzmir’de 2018’de ölü bulunan Dorukhan Büyükışık’ın dosyasına sunulan ek iddianamede, ölümün demir çubukla darp sonucu gerçekleştiği değerlendirildi ve delil karartma suçlamasıyla 25’i tutuklu 26 kişi yargılanacak.

Takvim'in haberine göre İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu, Narlıdere’deki inşaat şantiyesinde hayatını kaybeden Dorukhan Büyükışık’a ilişkin soruşturmayı derinleştirerek yeni bir iddianame hazırladı. Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma talebi ve Yargıtay kararı sonrası yeniden ele alınan dosyada, ilk soruşturma aşamasındaki usulsüzlükler ve delil kayıpları detaylandırıldı.

Hazırlanan 263 sayfalık ek iddianamede, Büyükışık’ın sırt bölgesine sert bir cisimle vurularak öldürüldüğü kanaatine varıldı. Savcılık, olay yerindeki kamera kayıtlarının eksik teslim edilmesi, biyolojik örneklerin geç gönderilmesi ve telefon incelemelerindeki aksaklıklar gibi durumları "sistematik delil karartma" olarak nitelendirdi. Bu kapsamda, aralarında şantiye yöneticileri, bekçiler ve kamu görevlilerinin de bulunduğu 26 şüpheli hakkında "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" ile "yalan tanıklık" suçlarından dava açıldı.

Savcılıktan demir çubukla darp değerlendirmesi

Ek iddianamenin en kritik bölümü, ölüm nedenine ilişkin yapılan teknik analizlerden oluşuyor. Savcılık, otopsi bulguları, giysilerden alınan örnekler ve tanık ifadelerini bir araya getirerek Büyükışık’ın yüksekten düşmediğini, darp edildiğini savundu.

İddianamede şu ifadeler yer aldı:

“Maktulün sırt bölgesine sert ve etkili bir şekilde demir çubukla vurularak darp edilmek suretiyle öldürüldüğünü değerlendirmiştir.”

Ankara Jandarma Kriminal Laboratuvarının raporunda, Büyükışık’ın kıyafetlerinin sırt ve bel bölgelerinden demir elementi partiküllerine rastlandığı belirtilmişti. Ayrıca cesedin bulunma pozisyonunun doğal bir düşme senaryosuyla örtüşmediği, başının istinat duvarı üzerinde ve inşaat demiri altında kaldığı kaydedildi.

Kamera kayıtları ve delil zincirindeki kopukluklar

Soruşturmadaki en büyük handikaplardan biri güvenlik kamera görüntüleriydi. Şantiyede çok sayıda kamera bulunmasına rağmen, soruşturma dosyasına yalnızca 8 dakika 54 saniyelik sınırlı bir görüntü girdi. Sirius Kriminal tarafından hazırlanan raporda, incelenen videoların tarih ve saat bilgilerinin değiştirilmiş olabileceği tespit edildi.

İddianamede bu duruma ilişkin şu değerlendirme yapıldı:

“Olayın oluş biçimini doğrudan gösterebilecek nitelikteki dijital delil kaynağının ve teslim zincirinin belirlenememesi soruşturmanın en önemli delil kayıplarından biri olarak değerlendirilmiştir.”

Ayrıca Büyükışık’a ait cep telefonunda dokuz hatalı desen denemesi olduğu tespit edilirken, parmak izi incelemeleri için uygun açıdan fotoğraf çekilmediği belirtildi. Biyolojik örneklerin ise olaydan yaklaşık 13 ay sonra laboratuvara gönderilmesi, üçüncü kişilere ait izlerin tespit edilmesini imkansız kıldı.

Şüphelilerin konumu ve yalan tanıklık iddiaları

21 Mayıs 2026’da İzmir merkezli 9 ilde düzenlenen eş zamanlı operasyonla 26 şüpheli gözaltına alındı. Son firari şüpheli İbrahim Kazmacı’nın Edirne’de yakalanmasıyla tüm zanlılar tutuklandı. Ancak iddianame hazırlandığı tarihte Duygu Öztürk Özkan tahliye edilmişti.

İddianamede, tanık Veli Şenol’un ifadelerindeki çelişkiler de öne çıktı. Şenol’un, Büyükışık’ın babasıyla yaptığı görüşmede olaya şahit olduğunu söyleyip dövülme anını anlatırken, resmi ifadelerde İzmir’de olmadığını belirttiği kaydedildi. Adli Tıp Kurumu raporunun sesin Şenol’a ait olduğunu teyit etmesi üzerine hakkında "yalan tanıklık" suçundan dava açıldı.

Savcılık, delil zincirindeki kırılmaların münferit hatalarla açıklanamayacağını vurgulayarak, 25’i tutuklu 26 şüphelinin cezalandırılmasını ve davanın İzmir 21. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen asıl cinayet davasıyla birleştirilmesini talep etti.

İLGİLİ HABERLER