Faruk Bildirici: Çatışmasızlık bölge gazeteciliğinde yeni alanlar açtı

Medya Ombudsmanı, 15 gazeteciyle yaptığı görüşmede sansür ve tutuklamaların sürmesine rağmen haber gündeminin yaşam odaklı konulara kaydığını aktardı.

Medya Ombudsmanı Faruk Bildirici, çatışmasızlık sürecinin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki habercilik pratiklerine yansımalarını mercek altına aldı. Bildirici, bölgeden 15 gazeteciyle gerçekleştirdiği mülakatların sonuçlarını kamuoyuyla paylaşarak, silahların susmasının haber dilini ve içerik önceliklerini dönüştürdüğünü ancak baskı mekanizmalarının devam ettiğini vurguladı.

Bildirici'nin değerlendirmelerine göre, PKK'nin silahlı gücünü çekmesi ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile DEM Parti milletvekilleri arasındaki temaslarla şekillenen süreç, Kürt gazetecilerin "terörist" damgasından kurtulmasına olanak tanıdı. Bu değişim, muhabirlerin sadece çatışma ve şiddet odaklı değil; işsizlik, ekoloji, kadın hakları, kültür-sanat ve yerel yönetimler gibi toplumsal yaşamın farklı katmanlarına dair haberler üretebilmesine zemin hazırladı.

Bildirici, görüştüğü meslektaşlarına çatışmasızlığın gazeteciliği nasıl etkilediğini sordu. Alınan yanıtlar, haber alanının genişlediğini gösterirken aynı zamanda erişim engelleri, gözaltılar ve yargı baskısının sürdürüldüğünü ortaya koydu.

Bildirici, sürecin yarattığı dönüşümü şu sözlerle özetledi:

“İlk olarak “terörist” nitelemesiyle anılmaktan kurtuldular. Çatışma ve şiddet haberlerinden uzaklaştıkça da yaşamın farklı alanlarından haberlere yönelebilecekler. Hatta ilk örnekleri görülmeye başlandı bile”

Güvenlik odaklı habercilikten yaşam odaklıya geçiş

Gazeteciler, çatışmalı dönemin sona ermesinin kırsal alanlara erişimi kolaylaştırdığını ve güvenlik gerekçeli kısıtlamaların azaldığını belirtti. ANKA Diyarbakır Temsilcisi Ahmet Ün, bombalar ve operasyonlar yerine yurttaşların günlük sorunlarının görünür hale geldiğini ifade ederken, tarım, sağlık ve eğitim alanlarında daha derinlemesine haber üretilebileceğine dikkat çekti.

Ahmet Ün, yeni dönemin sunduğu imkanları şöyle anlattı:

“Bombalar, operasyonlar ve ölümler yerine yurttaşların gündelik hayatlarına dokunan sorunlar daha görünür hale gelecektir. Daha önce güvenlik gerekçeleriyle ulaşılması zor olan kırsal alanlara rahatlıkla gidebilecek, ekonomi, sağlık, eğitim ve tarım gibi alanlarda yaşanan sorunlara daha fazla odaklanabileceğiz. Emeklilerin, işsizlerin, çiftçilerin ve ihtiyaç sahibi insanların sesini daha güçlü duyurma imkânı bulacağız. Kültür, sanat ve spor gibi çatışmalı dönemlerde geri planda kalan alanlar da medyada daha fazla yer bulacaktır”

Gazeteci Abdurrahman Gök ise bu dönüşümün kalıcı olabilmesi için toplumsal hafızanın inşasına vurgu yaptı. Gök, geçmiş travmaları tetiklemeden kalkınmayı denetleyen yapısal bir gazeteciliğe kapı aralandığını belirterek, bunun ancak kalıcı bir çatışmasızlıkla mümkün olacağını söyledi.

Abdurrahman Gök, sürecin getirdiği fırsatı şu şekilde yorumladı:

“Geçmişi unutturmadan, travmaları tetiklemeden toplumsal hafızayı inşa eden ve kalkınmayı denetleyen yapısal bir gazeteciliğe kapı aralandığını, ama kalıcı bir çatışmasızlıkla bu kapının ardına kadar açılması gerektiği düşünüyorum”

Sansür ve otosansür bariyeri

Haber konularının çeşitlenmesine rağmen gazeteciler, basın özgürlüğü önündeki engellerin kalkmadığına işaret etti. Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Felat Bozarslan, gazetecilerin uzun yıllar boyunca fişlendiğini ve ötekileştirildiğini hatırlatarak, yeni dönemin yoksulluk ve göç gibi konuları konuşmak için bir fırsat sunduğunu belirtti.

Gazeteci Hatice Kamer ise bilgiye erişimin kolaylaşmasına rağmen gerçeğe ulaşmanın zorlaştığını dile getirdi. Kamer, artan sansür ve otosansürün etik gazeteciliği tehdit ettiğini, gençlerin riskli gazetecilik mesleği yerine influencer olmayı tercih ettiğini ifade etti.

Hatice Kamer, yaşadıkları zorlukları şu sözlerle aktardı:

“Bilgiye erişimin kolaylaşırken gerçeğe ulaşmak zorlaştı. Tüm bu etkenler etik ve doğru gazeteciliği daha zor hale getiriyor. Yeni nesil, bu zorluklarla uğraşıp gazeteci olmaktansa “influencer” olmayı tercih ediyor; çünkü riskleri az, getirisi fazla ve popülerliği sağlıyor. İşimiz artık daha zor ve adeta görünmeyen yel değirmenleriyle savaşıyoruz.”

İrfan Aktan, PKK'nin silahlı mücadeleyi bırakmasının Kandil ve Rojava'da söyleşi yapılabilmesini sağlayan kısmi bir rahatlama yarattığını ancak iktidarın eleştirel gazeteciliğe yönelik baskısını derinleştirdiğini vurguladı. Aktan, T24’e erişim yasağı getirilmesi, Halk TV ve TELE1’e el konulması gibi uygulamaları örnek göstererek tutuklamaların devam ettiğine dikkat çekti.

İrfan Aktan, baskı araçlarının değişen yüzünü şöyle özetledi:

“Öte yandan bu süreçte iktidarın ve yargının eleştirel gazeteciliğe yönelik baskıcı uygulamaları derinleşti. LGBTİQ+ bireylerin sorunlarına ilişkin haberler gerekçe gösterilerek T24’e erişim yasağı getirilmesi, patronunun ticari faaliyetleri gerekçe gösterilerek Halk TV’ye, öncesinde TELE1’e el konması, Kürt meselesi dâhil, çeşitli alanlarda yaptıkları haberler nedeniyle pek çok gazetecinin yargılanmaya, tutuklanmaya devam edilmesi bunun en görünür örnekleri.”

Belirsizlik ve 'süreç bozgunculuğu' kaygısı

Gazeteci Mahmut Oral, süreçteki belirsizliğin muhabirler üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu belirtti. Oral, iktidarı veya DEM İmralı Heyeti'ni rahatsız edebilecek herhangi bir haberin "süreç bozgunculuğu" yaftasıyla karşılanabileceği endişesini taşıdıklarını ifade etti.

Mahmut Oral, mesleki riskleri şu ifadelerle dile getirdi:

“ iktidarı veya onun süreçteki Kürt partner aktörlerini az da olsa üzebilecek, rahatsız edebilecek bir yazı, haber, hatta imada bile “süreç bozgunculuğu” yaftasını sırtlamak pekâlâ mümkün. Bu yük de bölgedeki gazeteci için hayli ağır. Kaldı ki süreç boyunca hem iktidardan hem de DEM İmralı Heyeti’nden bu yönde pek çok açıklama da yapıldı. İşimiz zor iş vesselam”

Gazeteci Metin Yoksu, çatışmasızlığın tek başına gazeteciliğin özgürleşmesi için yeterli olmadığını, ekonomik güvence ve bağımsız çalışma ortamının şart olduğunu vurguladı. Yoksu, barışın toplumsal karşılığının eleştirel gazeteciliğin nefes alabilmesiyle sağlanabileceğini savundu.

Metin Yoksu, gerekli koşulları şöyle sıraladı:

“Bağımsız gazetecilik açısından mesele, yalnızca haber konularının değişmesi değil, gazeteciliğin kimin tarafından ve hangi koşullarda yapılabildiğidir. Gazetecilerin politik görüşlerine göre ayrıştırılmadığı, kişisel ilişkiler yerine mesleki yeterliliğin ve etik ilkelerin belirleyici olduğu çalışma ortamına ihtiyaç var. Çatışmasızlık, gazeteciliğin özgürleşmesi için fırsat olabilir; ancak gazetecilerin işsiz, güvencesiz ve dışlanmış kaldığı bir düzende bu fırsat kendiliğinden gerçekleşmez. Barışın toplumsal karşılığı, yalnız silahların susmasıyla değil, eleştirel gazeteciliğin de özgürce nefes alabilmesiyle sağlanır.”

Mezopotamya Ajansı muhabiri Zeynep Durgut ise toplumun barışın imkanlarıyla buluşabilmesi için gazetecilik önündeki engellerin kaldırılması gerektiğini belirtti. Durgut, savaş haberlerinin ötesine geçerek demokratik çözüm yollarını anlatan bir habercilik anlayışına ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.

Zeynep Durgut, hedeflenen habercilik modelini şu sözlerle açıkladı:

“Sürecin gerçek amacına ulaşabilmesi ve toplum tarafından sağlıklı bir biçimde değerlendirilebilmesi için öncelikle gazeteciliğin önündeki engellerin kaldırılması gerekiyor. Yıllardır savaş, çatışma ve ölüm haberlerini takip ederken dahi kaygı duyan Türkiye halklarına artık barışı, birlikte yaşamı ve demokratik toplumu esas alan bir habercilik anlayışını ulaştırmanın zamanı geldi. Toplumun yalnızca çatışmalarla değil, barışın imkânlarıyla, demokratik çözüm yollarıyla ve ortak yaşamın olanaklarıyla da buluşması gerekiyor.”

İLGİLİ HABERLER