İlahiyatçılardan siyasi transferlere tepki: Makam helal olmaz, kul hakkı yenir

Emekli müftü Gani Aşık ve ilahiyatçı-yazar İsrafil Balcı, sandık sonuçlarına yönelik müdahaleleri dini ve ahlaki açıdan değerlendirerek bu durumun affı olmayan bir kul hakkı ihlali olduğunu belirtti.

31 Mart yerel seçimlerinin ardından yaşanan belediye başkanlığı transferleri ve görevden almalar, sadece hukuki değil dini boyutuyla da tartışma konusu oldu. Cumhuriyet’in haberine göre, İstanbul’da dokuz ilçe belediye başkanının CHP’den AK Parti’ye geçmesi ve 15 kişinin görevden uzaklaştırılması süreci, ilahiyatçılar tarafından sert bir dille eleştirildi.

Emanete ihanet ve siyasi dolandırıcılık

Belediye başkanlığının seçimle kazanılan bir emanet olduğunu vurgulayan emekli müftü Gani Aşık, seçilen ismin dönem sonuna kadar partisinde kalmasının ahlaki bir zorunluluk olduğunu ifade etti. Aşık, konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

“Belediye başkanlığını hangi partinin adayı kazanmışsa dönem sonuna dek başkanlığın o parti ve o kişide kalması ahlaken ve siyaseten zorunluluktur. Başkanın parti değiştirmesi ne bahane ile olursa olsun ahlak ve siyasi namus duygusu ile bağdaşmadığı gibi, emanete ihanet etmiş ve seçmenlerini de siyaseten dolandırmış olduğu için de doğallıkla kul hakkı yemiş olur.”

Aşık, bu süreçleri organize edenlerin sorumluluğunun da büyük olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:

“Yüce Yaratan, kendisine karşı işlenen günahları affedebileceğini ama kul hakkını asla. Bu tür operasyonları organize edenlerin vebali, partisini ve seçmenini satan başkandan az değildir.”

Baskı altında alınan kararların dini geçerliliği yok

İlahiyatçı-yazar İsrafil Balcı ise siyasetçilerin tutuklama, şantaj veya tehdit gibi yöntemlerle iradeleri dışında karar almaya zorlanmasının dinen meşru olmadığını vurguladı. Balcı, baskı unsurlarının hak ihlali olduğunu belirterek şöyle konuştu:

“Siyasetçi ya da herhangi bir bireyin, özellikle de kamu adına yetkiyi elinde bulunduran güç veya idare tarafından baskıyla, şantajla, kumpasla, idari yaptırımla veya başka yollarla iradesi dışında bir tercihe zorlanmasının ne dinen ne ahlaken ne vicdani ne de insani bir izahı olabilir. Bu, düpedüz hak ihlalidir ve dinen en temel kul hakkı kategorisindedir.”

Balcı, yurttaşın verdiği temsil yetkisinin menfaat karşılığında değiştirilmesini katışıksız bir ihanet olarak nitelendirdi. Yargı veya idari yetkinin siyasi rant sağlamak için kullanılmasının İslami adalet anlayışıyla bağdaşmadığını belirten Balcı, “Yargının veya idari yetkinin yaptırım aracına dönüştürülmesi ve bu yolla siyasi rant sağlanmasının dinen hiçbir meşru temeli yoktur. Aynı zamanda dinen ve hukuken görevi kötüye kullanmaktır” dedi.

Kamu kaynaklarının kullanımı hırsızlıktır

Oylama öncesi kişilerin otellerde tecrit edilmesi ve baskı altında tutulduğu iddialarına da değinen Balcı, böyle bir ortamda alınan kararların dini açıdan geçerli sayılamayacağını ifade etti. Balcı, “Böyle bir durumda alınan kararda şeklen çoğunluk sağlanmış gibi gözükebilir, ancak bunun dini açıdan hiçbir geçerliliği yoktur. Bu bir hukuk cinayetidir, yargının siyasallaşmasıdır ve hiçbir vicdan tarafından kabul edilemez bir durumdur” şeklinde konuştu.

Soruşturmaların kapatılması veya menfaat karşılığında taraf değiştirilmesi ihtimaline ilişkin net bir çizgi çizen Balcı, “Düpedüz rüşvettir, bu yolla elde edilen makam asla helal olamaz” dedi. Balcı, sözlerini şu şekilde tamamladı:

“Bu şartlarda görevlendirilen kişi de onu bu göreve getirenler de veya şeklen bunun zemini oluşturanlar, buna göz yumanlar, her kim varsa hepsi dinen vebal altındadır.”

Meşru olmayan yolla elde edilen makamın aldığı kararların dini geçerliliğinin bulunmadığını belirten Balcı, hukuken hak edilmemiş makama gelen kişinin kamu kaynaklarını kullanmasını ise “düpedüz kamu hakkının gaspı ve hırsızlık” olarak tanımladı.

İLGİLİ HABERLER