Uluslararası Para Fonu (IMF), Türkiye'nin Mali Şeffaflık Değerlendirmesi raporunu yayımlayarak kamu maliyesindeki yapısal boşluklara işaret etti. Raporda, Türkiye Varlık Fonu bünyesindeki varlıkların mali tablolarda yer almaması, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı'nın (TOKİ) finansal verilerinin kamuya kapalı olması ve deprem sonrası harcamaların gerçekleşme tarihleriyle uyumsuz raporlanması öne çıkan başlıklar oldu.
Değerlendirmede, Türkiye'nin 2021'de program bütçesine geçişi ve tahakkuk esaslı Uluslararası Kamu Sektörü Muhasebe Standartları'nın uygulanması gibi adımlarla ilerleme kaydettiği belirtildi. Hükümetin 2017'den itibaren vatandaş bütçesi yayımlaması ve ek bütçe uygulamalarına geçmesi olumlu bulunurken, mali risk yönetimi alanında son on yılda sınırlı gelişim sağlandığı vurgulandı. Makroekonomik risk analizlerinin hassasiyet testleriyle sınırlı kaldığı ve tüm riskleri birleştiren tek bir özet raporun henüz oluşturulmadığı kaydedildi.
Raporun en çarpıcı bölümlerinden biri, Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulamasının devlete yüklediği maliyeti ortaya koymasıydı. IMF, döviz kurundaki sert düşüşün hükümete GSYİH'nin yüzde 4,2'sine denk gelen bir maliyet getirdiğini belirtti. Bu maliyetin bir kısmının bütçeden karşılanırken, diğer kısmının Merkez Bankası zararlarına yansıyarak bankanın özkaynaklarının eksiye düşmesine neden olduğu ifade edildi.
Konuya ilişkin raporda şu değerlendirmeye yer verildi:
“Kurda yaşanan sert değer kaybı, nihayetinde devlete GSYH'nin yüzde 4,2'sine karşılık gelen bir maliyet yüklemiştir. Bu maliyetin bir bölümü bütçeden karşılanırken bir bölümü de Merkez Bankası'nın zararlarına yansımış ve bankanın özkaynaklarının GSYİH'nin yüzde 2,9'u kadar negatif seviyeye gerilemesine yol açmıştır. KKM uygulaması aşamalı olarak sona erdirilmektedir. Bununla birlikte bu uygulama, alışılmışın dışındaki politikaların önemli mali riskleri fiilî yükümlülüklere dönüştürebileceğinin çarpıcı bir örneğini oluşturmaktadır.”
Deprem harcamaları ve varlık fonunda şeffaflık sorunu
IMF, 2023 depremleri sonrası yeniden inşa harcamalarının raporlanmasında ciddi metodolojik sorunlar bulunduğunu tespit etti. Resmi rakamlara göre 2023'te GSYİH'nin yüzde 3,6'sına ulaşan deprem harcamasının, fiilen sadece yüzde 0,8'inin o yıl gerçekleştirildiği belirtildi. Bu durumun bütçe açıklarının doğru hesaplanmasını engellediği ve sonraki yıllardaki harcamaların olduğundan düşük gösterilmesine yol açtığı uyarısı yapıldı.
Raporda, deprem harcamalarının raporlanmasına ilişkin şu ifadeler kullanıldı:
“Bu rakamlar ödenekler açısından doğru olmakla birlikte, fiilî harcamalar açısından ilk yıllardaki harcamaları önemli ölçüde yüksek, sonraki yıllardaki harcamaları ise düşük göstermektedir. Bunun bütçe açıklarına da karşılık gelen etkileri bulunmaktadır. 2023 yılı için raporlanan GSYİH'nin yüzde 3,6'sı tutarındaki harcamanın yalnızca yüzde 0,8'lik kısmı fiilen gerçekleştirilmiştir.”
Türkiye Varlık Fonu'nun (TVF) durumu da eleştirilen başka bir başlık oldu. GSYİH'nin yüzde 29'u değerindeki kamu varlığının barındırıldığı fonun mali bilgilerinin sınırlı olduğu, denetim raporlarının kamuoyuyla paylaşılmadığı ve fonun hükümetle ilişkilerinin net olmadığı belirtildi. Benzer şekilde, GSYİH'nin yüzde 2,6'sına denk gelen varlıklara sahip TOKİ'nin mali tablolarının kamuya açık olmadığı ve Sayıştay'dan şartlı görüş aldığı kaydedildi.
TVF ile ilgili şeffaflık eksikliğine dair raporda şu tespitler yapıldı:
“Bilanço büyüklüğünün bu önemli bölümü hiçbir mali raporda yer almamakta ve kamuoyuna yalnızca sınırlı bilgi sunulmaktadır. Fon, egemen varlık fonlarının yönetişimine ilişkin Santiago İlkeleri'ne uyum sağladığını belirtmesine rağmen erişilebilir mali bilgiler sınırlıdır. Bu bilgiler faaliyet raporları ile dipnot içermeyen ve denetlenmemiş mali tablolardan oluşmaktadır. Denetim raporları yurt içinde kamuoyuna açıklanmamakta; fonun varlık ve yükümlülüklerinin niteliği ile hükümetle ilişkileri konusunda da açıklık bulunmamaktadır. Bu sorunlar, büyüklükleri itibarıyla makroekonomik açıdan kritik önem taşımaktadır.”
IMF, tespit edilen bu eksikliklerin giderilmesi için dört ana öneride bulundu. Bunlar arasında; Devlet Mali İstatistikleri raporlamasının tüm kamu sektörünü kapsayacak şekilde genişletilmesi, merkezi yönetim kuruluşlarını içeren yıllık mali tabloların Sayıştay denetiminden geçirilmesi, mali hedeflerin bütçe belgelerinde açıkça ilan edilmesi ve demografik değişim dahil tüm riskleri kapsayan yıllık bir mali risk raporu hazırlanması yer alıyor.