GÜLPERİ TİBİN-GERÇEK HABERCİ-ÖZEL HABER- Türkiye’de eğitim sisteminde hükümet tarafından atılan adımlar tartışma konusu olmaya devam ediyor. Gündemde yer alan ve kamuoyunun tepkisine neden olan MESEM ve ÇEDES uygulamalarının yanı sıra, ilköğretimden yüksek öğretime kadar eğitimin birçok bölümünde tepki çeken çeşitli gelişmeler yaşandı. İlköğretimde 1’inci ve 2’nci sınıfa giden öğrencilere verilen karnelerin yerine “Öğrenci gelişim raporu” adında belgeler verildi. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından başlatılan uygulama kapsamında öğrencilere 16 Ocak Cuma günü ara tatil için verilen bu belgelerde İstiklal Marşı, Atatürk ve Türk Bayrağı fotoğrafı yer almaması tepkilere neden oldu. İlköğretim düzeyinde MEB’in söz konusu uygulaması dışında yükseköğretimde de yeni bir uygulama gündeme geldi. Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) tarafından üniversitelere gönderilen yazıda, Cuma namazı saatine herhangi bir ders, sınav ya da iş koyulmamasının belirtildiği öğrenildi. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili ve Milli Eğitim Politika Başkanı Suat Özçağdaş, Eğitim Sen İzmir 1 No’lu Şube Başkanı Hamdi Çalık ile Eğitim Sen İzmir Üniversiteler Şubesi Başkanı Lülüfer Körükmez, eğitim alanında yaşanan gelişmelere ilişkin GERÇEK HABERCİ’ye değerlendirmelerde bulundu.

ÖZÇAĞDAŞ: MEB ATATÜRK’E MESAFELİ DURUŞU ARTIK GİZLEMİYOR
Özçağdaş, yaşananlara ilişkin değerlendirmesinde durumun iktidarın siyasi propagandası olduğunu ifade etti. Birinci ve ikinci sınıf öğrencilerine verilen öğrenci gelişim raporlarında Cumhuriyet’in kurucu değerlerinin yok sayıldığını söyleyen Özçağdaş, açıklamasında şunları kaydetti:

“Ara tatile giren öğrencilerimize verilen Öğrenci Gelişim Raporu’nda; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, İstiklal Marşı’na ve Gençliğe Hitabe’ye yer verilmezken, iktidarın kendi siyasi propagandasına yer verilmesi kabul edilemez bir tercihtir. Çocuklarımız Cuma günü karne aldı; birinci ve ikinci sınıf öğrencilerimiz ise gelişim raporu aldı. Ancak bu raporlarda Cumhuriyetin kurucu değerleri yok sayılırken, AKP’nin icraatlarını öne çıkaran bir yaklaşımın benimsenmiş olması, Milli Eğitim Bakanlığı’nın hangi siyasi hatta konumlandığını göstermektedir. Milli Eğitim Bakanlığı, Cumhuriyet değerlerine ve Atatürk’e karşı mesafeli bir tutumu artık gizleme gereği dahi duymamaktadır. İktidar, çocukların alacağı gelişim raporları üzerinden dahi her eve AKP propagandası sokmaya çalışırken, Atatürk’ü eğitimden silmeye cüret etmektedir. Bakanlık yetkileri, eğitim politikası üretmek yerine AKP’nin siyasi propagandasına hizmet edecek şekilde kullanılmaktadır. Ne yaparlarsa yapsınlar, Başöğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve Cumhuriyet değerlerini çocuklarımızın ve yurttaşlarımızın hafızasından silmeleri mümkün değildir.”

ÇALIK: SORUN SİMGELERLE İLGİLİ DEĞİL
Öte yandan Çalık ise Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in göreve gelmesinin ardından eğitimin laik ve bilimsel içeriğinden uzaklaştırılmasına yönelik hamlelerin arttığını vurguladı. Konunun simgeler olmadığını belirten Çalık, hükümetin Cumhuriyet kazanımlarını eğitim alanından silmek üzere hareket ettiklerini söyledi. Çalık, konuyla ilgili değerlendirmesinde şunları kaydetti:
“Malum özellikle Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekinin göreve gelmesinden sonra eğitimin laik, bilimsel içeriğinden uzaklaştırılmasına dönük hamleler arttı. Bu eğitim müfredatındaki maarif modeli müfredatının uygulanmaya başlamasıyla artık tam anlamıyla Cumhuriyetin kazanımlarını, değerlerini eğitim alanından silmek üzere harekete geçtiklerini gösteriyor bu uygulama. Sonuçta elbette konu sadece simgelerle ilgili değil. Yani Atatürk, bayrak bunlar bir şey ifade ediyorlar. Eğitimin içeriğini değiştirme gayreti içerisinde olanlar açısından bunlar esas olarak bunları laik ve bilimsel eğitim simgeleri olarak gördükleri için bunları silmeye çalışıyorlar. Dolayısıyla hafızalardan, toplumsal hafızalardan bu simgeleri çıkarma gayreti içerisindeler. Ancak bu gayretle birlikte esas olarak yapmak istedikleri eğitimi laik ve bilimsel içeriğinden uzaklaştırarak Ortadoğu ülkelerinde dinsel bir zemine çekmek gayreti içindeler. Yoksa sorun sadece simgelerle ilgili bir sorun değil.”
TOPLUMSAL ÇATIŞMALARA ZEMİN OLUŞTURUR
Çalık, eğitim alanında dinileşitirmeye yönelik birçok adım olduğunu belirterek şöyle konuştu:
“Dinselleştirmeye dönük birçok adım var. Bu bakan döneminde de bunlar yoğunluk kazandı. Örneğin, bakan Karaman yurdunda 45 çocuğun tecavüzüyle adı geçen bir vakfından okullarda protokoller kapsamında faaliyet yürütmesine karşı Meclis’te tepki gösteren vekillere ‘Siz onlara tarikat cemaat diyorsunuz, biz onlara sivil toplum kuruluşu diyoruz’ diyerek sahip çıktı. Bu sadece Ensar Vakfı değil, daha bunlardan onlarcası eğitim alanında protokoller kapsamında okullarımızda faaliyetler yürütüyorlar. Biz bunlardan bize ulaşan örneklerinden bir kısmını kamuoyuyla paylaştık. Okullara giriyorlar, umre hediyeli bilgi yarışmaları düzenliyorlar. Bu çok kültürlü, çok inançlı bir toplumda sadece eğitimin bilimsel içeriğine yönelik bir tehdit olmaktan çıkıp, toplumda bir inancı dayatarak diğerlerini baskılamak demektir. Bu durum gerilim kaynağıdır, toplumsal çatışmaları zeminini de oluşturur.”

AHİM KARARINA RAĞMEN ZORUNLU DİN DERSİ UYGULAMASI
Son olarak okullardaki zorunlu din dersi ve ÇEDES uygulamalarına da değinen Çalık, konuşmasını tamamlarken şu ifadeleri kullandı:
“Vakıf – cemaat faaliyetleri dışında zorunlu din dersi uygulamaları AHİM kararlarına rağmen görülüyor. Bu sorunun esas olarak Uluslararası hukuk din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılıp gönüllü kim hangi inanca mensupsa onun gereklerinin yerine getirilmesi gerekirken, bir inancı zoraki diğer inanç grupları üzerinden tahakkümüne dayalı zorunlu din dersi uygulaması. Tabii ÇEDES meselesi de var. ÇEDES projesi kapsamında MEB sadece cemaat vakıflarla değil, bu uygulamayla da eğitim alanında dini kurumların vakıfların yayınların etkinliğini artırıyor. Son 10 yıldır hızla devam eden ve Yusuf Tekin döneminde de hız kazanan bu gelişmeler esas olarak çocukların zihinsel yeteneklerini, bedensel becerilerini geliştirme amaçlı değil. Eğer böyle olsaydı uluslararası göstergelerde çocuklarımızın bilim sanat edebiyat coğrafya tarih gibi uluslararası alanlarda projelerde görünür bir sonuç elde etmesi gerekirdi. Nihayetinde onlarca yıldır faaliyetlerini sürdürüyorlar. Eğitim ne kadar dinileştirilirse laik içerikten uzaklaşırsa bizim uluslararası sıralamalarda ülkemizin yeri daha da gerilere düşüyor. Çocuklara bir yararı olmayan, ülkemizi eğitim kalitesinin gelişmesi açısından bir sonuç getirmeyen bu uygulamalarda bu gayret niyedir. Bu zihniyetle alakalı, bu ülkemizi çağdaş dünyayla buluşturmak değil dinci ya da siyasal İslamcı bir Ortadoğu coğrafyasının denizine sürükleme gayretidir. Daha doğru halkın dini duygularını istismar ederek kendi siyasal iktidarlarını ve istikballerini kurma gayretidir. Ülkemize de bir hayrı yoktur bunların.”

KÖRÜKMEZ: BİLİMSEL İLKELERİN VE LAİKLİĞİN ÖNCELENMESİ GEREKİR
Körükmez ise üniversitelerde Cuma namazı saatlerine göre yapılan düzenlemenin uzun süredir bazı bölümler tarafından istenen bir şey olduğunu ifade etti. İlköğretim düzeyinden yüksek öğretime kadar bilimsel ilkelerin ve laikliğin zarar göreceği uygulamaların hayata geçirildiğini ifade eden Körükmez, değerlendirmesinde şunları kaydetti:
“Bu yeni değil. Uzun süredir üniversitelerde Cuma namazına denk gelen zamanlara ilişkin düzenleme isteniyordu bölümlerden. Ancak YÖK’ün yazısıyla bütün birimlere yerleşmiş oldu. Elbette ki din ve vicdan özgürlüğü ve benzeri hassasiyet gösterilmesinden yanayız ancak bu konuda bu tür bir politika izlenecekse bütün dinler ve inançlarda yapılması gerekir. Öbür türlü sadece bir inancın düzenlemeleri mümkün kılınır ve burada da din ve inanç özgürlüğünden ziyade başka ajandaların olduğuna ilişkin sorular elbette ki oluşur kafamızda. Biz laik ve modern bilimsel eğitimden yanayız. Ebetteki insanların inancaları var ve bunlara saygı göstermeliyiz ancak özellikle yüksek öğretimde, bilim yapılan yerlerde bilimsel ilkelerin ve laikliğin öncelenmesi gerekir. Ancak ne yazık ki ilköğretimden üniversitelere kadar bu ilkelere zarar getirecek uygulamaları görüyoruz. Böyle giderse de ilerleyen günlerde daha fazla görebilir. Ancak hukuk çerçevesinde düzenleme yapılması gerekir ve biz de hukuken kullanabileceğimiz yolları elbette ki kullanırız.”
Yorumlar
Kalan Karakter: