Kamuoyunda “Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü Davası” olarak bilinen ve aralarında 5’i tutuklu 7 CHP’li belediye başkanının da bulunduğu 200 sanıklı davanın ilk duruşması ikinci haftasında devam ediyor.
İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Cezaevi yerleşkesinde görülen yargılamada dün, beşinci duruşma günü gerçekleştirildi. Davada toplam 28 tutuklu sanık savunmasını tamamladı.
RIZA AKPOLAT SAVUNMA YAPTI
Bugünkü 6. duruşma gününde; hakkında 415 yıla kadar hapis cezası talep edilen Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat savunma yaptı.
Akpolat şunları söyledi:
"Ben, Beşiktaş halkının iradesiyle iki dönem üst üste, her iki seçimde de rekor oylarla seçilerek göreve getirilmiş bir belediye başkanıyım. Fakat gelinen noktada, karşınızda bu iradeyi temsil eden bir siyasetçi olarak değil; bir yılı aşkın süredir özgürlüğünden mahrum bırakılmış bir yurttaş olarak bulunuyorum. Hakkımda, örgüt üyeliği, ihaleye fesat karıştırma, rüşvet ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama gibi son derece ağır suçlamalar ileri sürülmektedir.
Canımı dişime takarak, ailemden feragat ederek, gecemi gündüzüme katarak hizmet ettiğim Beşiktaş Belediyesinin yaklaşık bir yıldır yalnızca bu iddialarla gündeme getirilmesi, benim için yalnızca bir suçlamadan ibaret değil; en derin bir vicdani yaradır.
Bugün karşınızda duran şahsımın bu sorumluluk bilinci ve görev aşkı ise tesadüflerin değil, yıllara yayılan bir siyasal ve kamusal emeğin sonucudur."
"Benim için en üzücü olan şey; başarısı 2024 yılında Beşiktaş halkı tarafından tescillenmiş bir başkan olarak makamın ve belediyenin yaklaşık 1 senedir bu iddialarla gündemde olmasıdır" diyen Akpolat şöyle devam etti: "Cevabını veremeyeceğim hiçbir iddia, çürütemeyeceğim hiçbir iftira yoktur. 75 yaşında hasta babamın gözleri önünde gözaltına alındım ve ilk günden itibaren suçlu muamelesi gördüm. Suç örgütü lideri ilan edilen Aziz İhsan Aktaş ile beni aynı otobüste yan yana götürdüler, topluma bir mesaj vermeye çalıştılar.”
"İTİRAFÇILIKLA SUÇLANDIM"
"Tam bir yıldır maruz kaldığımız hukuksuzlukları düşündüğümde ve televizyon ekranlarında bu kadar yalanın nasıl bu derece fütursuzca söylenebildiğini gördüğümde, tüm bu organize kötülük karşısında nasıl mücadele edeceğimi düşündüm. Tek kişilik hücremde bir tartışma programı izlerken, '40 sayfalık bir itiraf yazdığım' yalanının günlerce, aylarca servis edildiğine tanık oldum. O kadar kendinden emin konuşuluyordu ki, beni ziyarete gelen avukatlarım ve ailem, olası bir tahliye ihtimalinde dahi insanların benim itirafçı olduğuma inanabileceğini söylemek zorunda kaldı. Geldiğimiz nokta, yaşadığımız çürümeyi açıkça göstermektedir.
İşte bu koşullarda, tek kişilik hücremde ülkemin tarihini, geleneklerini düşündüm. Yunus Emre’yi, Tapduk Emre’yi, Hacı Bektaş Veli’yi ve daha nicelerini hatırladım. Nasıl ki 13. ve 14. yüzyıllarda bu topraklarda insanlığa ışık oldularsa, bugün de bana yol gösteren yine bu değerler oldu. Hatırladıkça, yaşadıklarımızın ne kadar tanıdık olduğunu gördüm. Çünkü adalet ve demokrasi mücadelesi, insanlık tarihi kadar eskidir.
"YAKIN TARİH HAFIZALARDA"
"Ülkemizin yakın tarihinde yaşanan davalar; sonradan suçsuzluğu ortaya çıkan, özgürlüğü elinden alınan, hastalanan, intihara sürüklenen nice insanın hikâyesi hâlâ hafızalardadır. Daha da geriye gittiğimizde, darbe dönemlerinde işkencelerde kaybedilen, öldürülen insanlar da bu ülkenin bağımsızlığı için bedel ödemiş vatan evlatlarıdır. Aynı idam fermanıyla Anadolu’ya çıkan Mustafa Kemal gibi.
"AVUKATIM ÇOCUĞUNU KAYBETTİ"
13 Ocak’ta benim yaşadığım sürecin çok daha ağırları daha sonra başkalarına da yaşatılmıştır. Öyle ki, gözaltı işlemi için yapılan baskında, uzun süredir çocuk tedavisi gören ve nihayet hamile kalan kayınbiraderimin eşi, aynı zamanda avukatım olan sevgili Sibel çocuğunu kaybetmiştir. Eşe, çocuğa ve aileye yönelmenin bizim geleneğimizde yeri yokken, hepimize adeta seri katil muamelesi yapılmasının nasıl acı sonuçlar doğurduğu tarif edilebilir olmaktan bile ötedir. Bu hususu bugüne kadar ajitasyon olarak lanse edilmemesi için hiçbir mecrada dile getirmedim, ilk kez huzurunuzda paylaşıyorum.
“Bugün karşınızda olmamın sebebi, kimliği gizli tutulmuş itirafçıların beyanları, sonradan itirafçıya dönüştürülmüş bazı kişilerin iftiralarıdır. Bugün bu salonda bulunan sanıkların birçoğu benzer şekilde yargılanmaktadır.
Bu durum bir eksiklik değil, bu dosya için bir zorunluluk. En ufak bir somut durum ortaya konsa, aslında anlatılanların bir balon olduğu ve gerçekle temas eder etmez patlayacağı görülecektir.
İddialı ama içi boş, hiçbir anlam ifade etmeyen cümleler…. Güya ben onlarca suç işlemişim. 578 sayfanın 400 sayfasından fazlası bana ait. Ortada bir suç yok. O kadar temelsiz ki hemen ortaya çıkacak… Peki, bu yaşananlara neden ihtiyaç duyuldu?
Hepsi birbiri ardına iftiracı oldu. Başka insanlar bunlardan dolayı gözaltına alındı. İnsanlara çektirilen bu zulmün sebebi tamamiyle bu iftiracıların “duydum” şeklindeki beyanlarıdır. Bunları söyleyerek tutukluluk durumlarını değiştirmişlerdir. İsimler belli, herkes biliyor. İtirafçı olanların yüzde 99’u tahliye edildi.
Güya beraber işlediğimiz suçlardan yargılanıyoruz ama o arkadaşların hiçbiri aynı suçlardan yargılanmıyor.
Önce mal varlığıyla, şirketleriyle ve tabii ki bizim bilmediğimiz bir çok sayıda tehdit edilen Aziz İhsan Aktaş itirafçı olmuştur. 13 Ocak’tan Mayıs başına kadar hiçbir beyanda bulunmazken bir anda konkordato uzatma talebi karşılanmayacağı ve temiz eller operasyonu haberleriyle tavır değiştirmiştir. Hatta Elazığ Belediyesi’nden de göstermelik dosyalar istenmiş, bu konudaki tehdit görünür hale gelmiştir. 12 Ocak gecesine kadar kimsenin tanımadığı, kamudan yüzlerce ihale alan bir iş insanı bir anda suç örgütü liderine dönüşmüştür.
O güne kadar iş yaptığı kurumlarda yaptığı bir aksaklık gündeme gelmemiş, yapılan tüm denetimlerde herhangi bir bulguya rastlanmamışken bir anda her şey tersine dönmüştür. Bununla birlikte itirafçı olmuş 9 nolu koğuştan kardeşlerinin olduğu yere götürülmüştür. Daha sonra Mustafa Mutlu itirafçı olmuştur. Gözaltına alındığında eşi 8 aylık hamileydi. Eşinin deport edilme kaygısıyla Aziz İhsan Aktaş’la beraber beyanlarda bulunmuşlardır. Mal varlığı ile tehdit edilmiş. En son annesi ile tehdit edilip çocuklarının Çocuk Esirgeme Kurumu’na bırakılabileceği ihtimalini “koğuşundaki” arkadaşlarına anlatmıştır. Bunların sonucunda kendi hazırladığı birçok dosyayı Emirhan Akçadağ ve Ozan İş’e vermiş, kendisi arka planda durup ifadelerin büyük bölümünü bunlara verdirmiştir.”
"İTİRAFÇI OLANLAR KAPININ KOLUDUR"
"Bu kişilerin silsile halinde ‘itiraf’ etmesi bir şey değiştirmeyecektir. Biz kendimize güveniyoruz ve o kararlılıkla buradayız. İtirafçı olanlar kapının koludur, bizim davamız kapının kendisiyledir."
Mahkemenin, tutuklu sanıkların savunmalarının ardından tutukluluk durumlarına ilişkin ara karar vermesi bekleniyor.
BUGÜNE KADAR DURUŞMADA NE OLDU?
Davada, iddianamede “suç örgütü lideri” olarak gösterilen Aziz İhsan Aktaş tutuksuz yargılanırken, 33 sanık tutuklu bulunuyor. 5 günde Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara dahil 28 tutuklu sanığın savunması alındı. Kalan tutuklu sanıkların da dinlenmesinin ardından tutuksuz sanıkların beyanlarına geçilecek.
Yorumlar
Kalan Karakter: