CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İBB Başkanı ve CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasına giden sürecin ilk günü olan 19 Mart'ın birinci yıl dönümünde Halk TV'de Özel Röportaj'da gazeteciler Seda Selek, Fikret Bila ve Kürşad Oğuz'un sorularını yanıtlıyor.
Özgür Özel'in yaptığı açıklamaların satır başları şöyle:
Şimdi bir iddiayı yalanlamanın basit bir yolu var. Hatta ben o kadar iddialıyım ki bu konuda; basın toplantısının sonunda da arkadaşlara dedim; Türkiye’deki tapu sorgusu yapmaya yetkili herhangi bir yerden, bütün tapu daireleri, belediye başkanlıkları, ilçe ilgili ilçe belediye başkanlığı, büyükşehir belediye başkanlıklarından ve hatta en basiti Çevre Şehircilik Bakanlığı’ndan bunlara bakılır.
Ben ‘duydum, böyle bir tapu var’ demiyorum. Bu işlemin ID numarası diyorum. Yani bu şu demek: Nasıl ben mesela şimdi tutup da Sayın Selek’in TC numarası budur diyorsam; değilse, ‘bunlar hayal mahsulü, yalan’ demeyecek. ‘Benim TC’m bu’ diyecek veya ‘O TC başkasına ait’ diyecek. O TC’yi girdik, bakın hiçbir şey çıkmıyor, diyecek. Benim kendisiyle ilgili iddialarımdan hiçbir tanesi böyle ‘duydum, yaptım, ettim’ değil. Olunca söylüyorum. Mesela ‘yat’ meselesi; duyduğumuz bir konu ama isbata muhtaç bir konu. Ama şu ID numarası, 1 numaralı örnek; Akın Gürlek’e ait İstanbul, Kartal’da, Esentepe’de İnönü Caddesi 151D’de 10106661 ada numaralı, 551 parsel numaralı Avrupa Konutları’nda bir daire, emsal değeri de 26 milyon 250 bin lira. Bu yok, diyecek. Bu ID bana ait değil, diyecek. Bugüne kadar ben şimdi devletin elinde bu sorgunun imkânının olduğu 12 tane tapu söylemişim, dört tane de sattığını söylemişim. Evet. Bir tanesi yanlış olacaktı da bu vakte kadar beni tutacaklardı. Beyefendiye destek atan iki kişi var; o da kendine destek değil, bana husumet. Bir tanesi Süleyman Soylu, tweet’ini retweet etmiş. Hani Süleyman Soylu diyordu ya; o dedikten sonra dünya kadar AKP’liyle her türlü münasebetimiz oluyor. Hani demişti ya; ‘Bundan sonra Özgür Özel’e selam veren bizden değildir.’ Kendini dinlemeyen kimse olmadı. Akın Gürlek’e selam veren bir kendisi var. Bir de MHP’de bir genel başkan yardımcısı var, onun da kişisel husumeti var bize.
Yüksek yargı çevreleri, Ankara çalkalanıyor. İddialar, "zaten vardı, ispatlandı" diye. AK Parti'deki temel duygu biz bu yükü taşıyamayız. Yargıdaki temel söylem, bunu ben biraz önce yayın öncesi sizlere de söyledim. Duyuyor musunuz? Görüyor musunuz? Ankara'da konuşuluyor. Yargı çevresindeki temel söylem, "söyleniyordu, ispatlandı".
Ortak laf böyle yalanlama olmaz. Yalanlama ne? Bunlar hayal mahsulü diyor. "Ben terörle mücadele eden bir kişiydim" diyor, ezbere bak. Ve diyor "bu beni yıpratmaya ve hedef göstermeye yöneliktir." Ya terörle mücadele eden kişi derler, ben dün akşam iftarda beraberdim. Kolunu vermiş, ayağını vermiş, evladını vermiş. Hep beraber kucaklaştık.
Hepsinin taleplerinin vücut bulduğu 18 kanun teklif var senin partin tarafından mecliste bekletiliyor. Sen terörle mücadele eden kişiye sahip çıkacaksan o sahip çıkılacak adam sen değilsin. 16 tane tapu biriktirmiş adam. Ömrü boyunca aldığı bütün maaşların 10 katına kadar daire ya da satılmış daire bulunan, daha bunun yanında ayrıca şey bundan ibaret değildir. Biz de veriyoruz. Onun verdiğinin aynısını ben de veriyorum mal beyanı olarak.
Kendimin, eşimin, kızımın varsa tapular, varsa arabalar, TL ve döviz bazındaki bütün mevduat hesapları, takı varsa takı, pırlanta varsa pırlanta, altın varsa altın gramı gramına hepsini sorar devlet.
'GÜRLEK MAL VARLIĞINI AÇIKLASIN' ÇAĞRISI
Açıklasın mal varlığını. Bakın ben, benim mal varlığım Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde, meclisin elinde, devletin elinde. Toplam ailemizde üç tane ev var; Manisa'da, İstanbul'da bir de Ankara'da. Ankara'daki de daha çok yeni alındı tadilat madilat oluyor, misafirhanede kaldım 17 yıl. Ankara'da.
İki tane araba var. Biri yani 5-6 yıllık bir araba eşimin, bir tanesi de 3 yıllık bir araba benim. Birinin değeri 1,5 milyon lira, birinin değeri 900.000 lira falan. İki tane mütevazı sokak arası dükkan var bütün Manisalılar bilir. Sağlık ocağının yanında hani eczane dışında bir işe yaramayacak, gittiğim mütevazı dükkan.
İş Bankası'nda bir hesabım var eczane. 1999'dan beri onu kullanıyoruz. Vakıfbank'tan, Halkbank'sına da gelen param belli. Mal varlığım orada. O malların her birini edinirken bu hesaptan parayla ödedik. Kuruşu kuruşuna, ellerinde incelesinler.
Şimdi Akın Bey'in mal varlığını görelim. Mal varlığı derken, benim mal varlığımdaki gibi devletin sorduğu gibi TL cinsinden mevzuat, mevduat, döviz cinsinden mevduat, bütün aileye ait olan bütün gayrimenkuller ve varsa takımaka altın maltın, hatta pahalı saat varsa bilmem ne, onu da bildirecek.
Devlet bunları istiyor. Verdiği mal varlığını bir açıklayalım, görsün. Beynin verdiğim ID'lerin olmadığını bir göstersin. Bakın, saat ben 1:30'da çıkacağım canlı yayında bütün Türkiye'nin önünde ID numarasıyla bütün hareketlerini söyleyeceğim, adres adres vereceğim. Cevap; "ben terörle mücadele ettim, beni hedef gösteriyor." Böyle bir cevap yok.
Sayın Özel, sizi, Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek konuyu yargıya taşıyacağınızı söyledi. Yarın öbür gün dava açıldığında ve mahkeme sırasında sonuçta ne var, ne yok, hangisi doğru, hangisi gerçek, bunların mahkeme safhasında belgeleriyle ortaya çıkması gerekmiyor mu?
Birincisi, söylediği şu söz var, sondaki söylediği söz; "elinde bu belgeler varsa yargıya gitseydi" diyor. Ben gittim yargıya. Bir hakimle, bir İstanbul Başsavcısına karşı yargıya gitmenin yolu HSK'ya gitmektir. Hakimler Savcılar Kurulu'na gittim. Ben beş dedim, yedi tane başvurum varmış bekleyen. İşlem yapmadıkları.
Akın Gürlek hakkında şikayette bulunuyorsun, HSK diyorlardı, Akın Gürlek'in elinde bakan bir şey yapamıyor, o oluyor bu. Ben bir açıklama yapınca koşuyor, Erdoğan'la görüşüyor. AK Parti camiası ne diyor? Direk Erdoğan'la görüşüyor diyor. Herkesin rahatsız olduğu bir yapısı vardı. Erdoğan'a zarar veriyor diyor. Şimdi bu yükü nasıl taşıyacağız diyorlar. Ama net bir şey var, net bir şey.
Benim gördüğüm bir şey var, benim gördüğüm bir şey var. Bu kişi hakkında yaptığımız bütün iddialar HSK'da bekliyordu, bu kişi HSK'nın başına getirdiler şimdi Adalet Bakanı yaparak. Davacı kadı olursa Allah yardımcın olsun demişler. Düşünebiliyor musunuz? Şimdi kadı davacı olmuş bizden. Birinci yaklaşım bu. İkincisi bana diyor ki "Hadi git mahkemeye." O zaman hodri meydan diyorum. Halk TV ekranlarından hodri meydan diyorum. Eğer bu işten çekinmiyorsan, "Mahkemeye ver" diyor ya, mahkemeye vereceğim kendisini. Dokunulmazlığına kaçtı ya. İki tane yol var, bu dokunulmazlıktan kurtulması için. Birincisi yargılanması için istifa etmesi, yargılanması ve göreve dönmesi lazım. İkincisi daha basit, görevinde kalabilir. 400 imza lazım. 140'ı bizde var. 138 tanesi bizde var. Geri kalanı da AK Parti'de var. Akın Gürlek'in hakkında bir soruşturma komisyonu kurulması için 400 imza yetiyor, hatta 300 imza önce yetiyor, 400 imzayla da Yüce Divan açılıyor. Madem yargıdan kaçmıyor, madem alnı açık, değil de, hadi Anayasa Mahkemesi yargılasın onu Yüce Divan sıfatıyla. Yapacağı şu, Erdoğan'a diyecek ki: "Ben bu yükün altında ezilemem. Özgür Özel'in iddiaları yönünden ben yargılanmak istiyorum." Bugün için bir bakanın yargılanabileceği yer Anayasa Mahkemesidir, hodri meydan. Benim mal beyanım ellerinde. Açsınlar döksünler. Onun mal beyanını bir görelim, açılsın dökülsün. Örneğin bu ID mal beyanında yoksa, bu ID bu malı sattı demektir, ama o da görülür. O zaman hesabında parasını göreceğiz kardeşim. Bu paraları bir yerlere sakladın mı, koydun mu, aldın mı, yaptın mı? Elimizde 450 milyon TL'lik edinilmiş mal ya da satıp da alınmış parası var.
Tapunun bir numarası bu. Evet. Akın Gürlek, Akın Gürlek hani tapu dolabının karşılığı yok deyince ama siz tapudan aldığınızı... Bu numara, tapudaki karşılığının numarası. Diyecek ki: "Bu numara bana böyle bir işlemim olmamıştır" diyecek.
Vaktiyle biz başvurduk bunlar için. Mal beyanına bakın falan dedik. O zaman önceki Adalet Bakanı başkandı. Erdoğan üzerinde de bu gelip gidip "Aman ha o dosyayı soruşturmasınlar falan" diye Akın Bey baskı yapıyordu.
"BU ŞÜPHEYİ ORTADAN KALDIRMAK ADALET BAKANI'NIN ELİNDE"
"Nereden buldun" diye kendisine soruyoruz. Onun açıklaması lazım. "Nereden buldun" kanunu öyle bir kanundur zaten. Bir malı edindiysen... Bakın ben biraz önce kendi adıma nereden bulduğumu söylüyorum. Ben ne mal edindiysem, ne araç aldıysam, sattıysam o hesaplardan resmi hareket de yaptım. Bunun aldığı bazı yerlerde senetle ödendi diyor. Senet verildi. Seneti kim karşıladı, kim bozdu, kim ödedi, kim düzenledi, kim aracılık etti? Bunların hepsi izaha muhtaç. Ha, yani şimdi nasıl Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarımız için kendisi gerçi yalan yanlış ifadeler de bulundu. İlk göreve geldiği gün A Haber'e çıktı. Sayın gazeteciler sordu. Dedi ki, "Soruşturma dedi makul şüpheyle başlar" dedi. Oysa soruşturma basit şüpheyle başlar. Kovuşturma makul şüpheyle başlar. Yargılama için makul şüpheye ihtiyaç var. İddianamenin kabulü gerekir.
Makul şüphe. Soruşturma basit şüpheyle başlar. Ben şimdi bir soruşturma başlasın diye basit bir şüpheyi ifade ediyorum. Ben de milletvekiliyim ya, milletin vekili olarak şöyle bir basit şüpheye sahibim. Beyefendinin görev yaptığı çok kritik mahkemeler oldu ve görev yaptığı çok kritik bir Cumhuriyet Başsavcılığı görevi oldu. Bu görev sırasında çok sayıda kişi kendisine mal varlıklarına çöküldüğünü, bu malları geri almak için itirafçı olmalarının telkin edildiğini ve mal varlıklarının bir kısmının verilmesi gerektiğini söylediler. Avukatların aracılık ettiğini, çantacıların gidip gittiğini, İBB Borsasının kurulduğunu söylediler.
İBB iddianamesini yazan, kalemi tutan acaba parmağını mı yalamış? Bu basit şüphe. Bu şüpheyi ortadan kaldırmak Adalet Bakanı'nın elinde. Ben bunu niye soruyorum? Normal şartlarda kendisi İstanbul Cumhuriyet Başsavcısıyken ben bu şüphelerimi HSK'nın önüne koyuyordum. Sayın Devlet Bahçeli bana dedi ki: "Artık Akın Gürlek siyasi." Akın Gürlek'i, işte yemin töreninde CHP'liler neden engel oluyor?
Özgür Bey ve arkadaşları sorular sorsun ona, dedi. Her ne kadar bugün MHP'nin Genel Başkan Yardımcısı bana en duyduğu hürmetle, körü körüne Akın Gürlek'e sahip çıkmaya çalışıyorsa da biri, o ikisinden biri, ben soruyorum şimdi. Devlet Bey soru sor dedi, soru soruyorum. Bekleyin Akın Gürlek versin cevabını. Ben basit bir şüpheye sahibim. Kamu görevi yaptığı sırada çok önemli mal varlıkları, çok önemli tutukluluklar, serbest kalmalar, itirafçılıklar, geçmişte FETÖ borsaları, şimdi İBB Borsası... E, bir tane mal birden bu kadar, on katına, yüz katına, on tane savcı bir araya gelecek, 190 yıl çalışacaklar, kazandıkları paradan bir bardak su bile içmeyecekler. Ancak bu mal ediniliyorsa çıkacak.
AKP içinde bir rahatsızlık var. Ya esas şöyle bir rahatsızlık var; Kürşat Bey, siz siyaseti her biriniz çok yakın takip ediyorsunuz. Örneğin, bir önceki İçişleri Bakanı nereden geldi? İstanbul Valiliğinden geldi. İçişleri Bakanı'nı İstanbul Valisi'nin bürokratı getirdiler, İçişleri Bakanı yaptılar. AK Parti'nin bir evladı olan Bülent Turan yıllarca grup başkanvekilliği yaptı. AK Parti siyasetinde, yani Bülent Turan'la ben aynı görüşlerde değilim. Çok da kavga ettim ama kendisiyle bir hukukum var, bir centilmenlik hukukum var.
Ben nasıl Cumhuriyet Halk Partisi'nde saatin vidasından, içindeki en küçük çarktan geliyorsam, AK Parti'nin siyasetinden de Bülent Turan geliyor. Bülent Turan geldi, Bakan Yardımcısı oldu. Üstüne geldi, İstanbul Valisi Bakan oldu. Sonra işi gücü bıraktı, Bülent Turan'la uğraştı. En sonunda bakan değişti, gitti. Bülent Turan yerinde duruyor. Ama mesela Bülent Turan İçişleri Bakanı olmuyor da bu sefer Erzurum Valisi geliyor Bülent Turan'ın üstüne. Bu sefer bu AK Parti'nin siyasetçileri, "Ya biz bunca zaman, Allah biliyor işte, her bir tanesi kendi teşkilatlarında ilçe başkanlıklarını süpürerek başladılar. Sobaya odun çekerek başladılar. Biz yıllarca siyaset yapacağız, saatin vidasından buraya kadar geleceğiz, atanmış birisi yine tepemize atanacak."
Ben şu anki İçişleri Bakanı'na bir şey söylemek için söylemiyorum, eskisinin pozisyonundan söylüyorum. AK Parti siyaseti şunu tartışıyor şu anda: "Ya bu kadar emek, bu kadar gayret, bu kadar teşkilata hizmetin hiçbir karşılığı yok, hep atanmışlar, hep atanmışlar." Bir önceki atanmış geldi, hepimizi rezil etti, gitti. Yani o İçişleri Bakanı'nın gidişi gidiş mi? İçişleri Bakanı geldi ve yıllarca emek vermiş siyasetçilere iftiralar atarak, hakaretler yaparak, kuyusunu kazarak, muhalefete bilgisiz dırarak, basına "zor sorular sorun da zor kalsın" diyerek, onu yaparak bunu yaparak tutunmaya çalıştı.
Şimdi benim AK Parti siyaseti ile ilgim alakam yok. Ama bir hakkaniyet açısından baktığınızda, bir parti bu yükü taşıyamaz, kaldıramaz. Hep atanmışlar, hep atanmışlar.
Cumhurbaşkanı Erdoğan vazgeçer mi sizce Akın Gürlek'ten?
Ya şimdi Akın Gürlek özel bir durum. En kuvvetli bağ, insanların birbirleriyle suçları üzerinden bağlandığı bağdır. Anne ile bebeğin göbek bağından daha kuvvetli olduğu durumlar vardır. Birbirlerinden besleniyorlar, birbirlerini var ediyorlar, birbirine vadediyorlar. O Erdoğan'a yeniden Cumhurbaşkanlığı için rakibini ve rakip partisini yok etmeyi vadediyor. Erdoğan da ona her türlü hukuksuzluğa rağmen korunmayı vadediyor.
O birinci vadin işte Ekrem İmamoğlu'na iddianameyi düzenledi, bilmem ne yaptı, o da gitti onu bakan yaptı, korumaya aldı. Onun dediği herkesi bakan yardımcısı yaptı, boşalan yerlere aşağıdan istediklerini yaptı. Bakın, memlekette iki tür adam var. Bir tanesi sizin, bizim okuduğumuz meselelere, "Ya kardeşim böyle olur mu?" diyenler. Mesela diploma davasında, diploma davasında şerh koyan hakimi Kahramanmaraş'a sürmeleri, ihaleye fesat karıştırma davasındaki hakimi Kahramanmaraş'a sürmeleri, Beylikdüzü davasında beştir, oyalayan hakim savcıya "Hadi mütalaanı ver" deyip vermeyince karar açıklayan hakimi Diyarbakır'a sürmeleri, almak davasının hakimini, Ekrem Bey'i haklı gören, tak, Samsun'a sürmeleri, efendim Akın Gürlek'e hakaret davasında muhalefet şerhi yazan hakimi İş Mahkemesi'ne ağır cezadan ya da Asliye Hukuk'tan buraya sürmeleri, asliye cezadan sürmeleri, İBB soruşturmalarına bakan mali şube müdürünü gidip de Başakşehir'e ilçe belediye emniyet müdürü yapmaları, almak davasında istinaf heyetini başka dairelere göndermeleri, bilirkişi davasında hakimi başka mahkemeye sürmeleri.
Şimdi burada sekiz tane, "Ben talimatla iş yapmam, doğrusunu yaparım, alınan karara şerh koyarım" diyeni darmadağın ediyor. Sonra bir mahkeme daha görülüyor, dokuzuncusu, "Hadi bakalım, muhalefet şerhi yaz." Böyle bir hukuk düzeni kurulmuş durumda memlekette. Bunların her birini buralara dağıttıran Akın Gürlek'in "bu istediğimiz gibi karar vermiyor, dediğimizi yapmıyor, bu şerh yazdı" demesi...
Bu ülkede de bir yaz bir kış kararnamesiyle hakimlerin, savcıların yeri değişir, coğrafi güvence vardır ve çok büyük bir ahlaki sorunları, hırsızlıkları, kişisel ahlakları gibi şey yoksa yerlerinin değiştirilmeyeceği garantisi vardır. Bırakın yaz ve kış kararnamesini, bu arkadaşlar sadece mahkemede bir karara şerh düşmüş diye, "Ya bu doğru değil, ben aksi düşünüyorum" demiş diye sürülüyor bu arkadaşlar. 3 gün sonra, 5 gün sonra, 7 gün sonra...
Cumhurbaşkanı yardımcılarını, Meclis Başkanı'nı suçlamak için bir şey demiyorum. Her fırsatta herkese anlatıyorum diyorum. Bugün de mesaj attım diyorum. Hatta şunu söylüyorum; ya bizim Cumhuriyet Halk Partisi'nin 2011-2015 Cezaevi İzleme İnceleme Komisyonu vardı. Ben, Veli Ağbaba, Nurettin Demir. Türkiye'nin bütün cezaevlerini geziyorduk, hak ihlali var mı diye bakıyorduk. Orada da şeyi de ayırmıyorduk. Hani sağ örgüt, sol örgüt, o dur, bu dur falan. Gözümüzü kapıyorduk, hak ihlali var mı diye bakıyorduk. Bugün AK Parti üç kişilik bir heyet kursa, iyi hukukçuları var ellerinde. Bu heyet gitse, İBB tutuklularını dinlese, sana, ailene, kardeşine, çocuğuna, bunların özgürlüklerini veya sana şantaj yapıldı mı, tehdit oldu mu? Bir rapor çıkarsa. Bana getirmesin raporu ya.
Yani Erdoğan'a götürsün, partinin yetkili kurullarına götürsün, kendi vicdanına götürsün. Ama şöyle bir şey söylüyorum; şu anda Türkiye'de Erdoğan'ı yenme suçundan dolayı ve gelecekte Erdoğan'ın iktidardan edilme ihtimaline karşı siyaseti de normal yapmadıkları için öyle bir işe giriştiler ki bizim iktidarımız el değiştiremez. Devir teslim bizim için görevi devredip eve gitmek değildir. Kendilerince söylüyorlar işte şu riskimiz var, bu riskimiz var diyorlar, hapse gireriz diyorlar, çorap söküğü gibi gelir diyorlar, bütün bürokratlar konuşur diyorlar falan diyorlar, filan diyorlar. Bu meseleyi öyle bir hale getirdiler ki Ekrem İmamoğlu'nu içeride tutmak ve Cumhuriyet Halk Partisi'ne, Cumhuriyet Halk Partisi'nin kadrolarına iktidar yüzü göstermemek için büyük bir kumpasın içine girdiler. Giderken öngöremedikleri şekilde hiçbir şey bulamadılar. Girerken bulacağız diye düşünüyorlardı. Çünkü kişi kendinden bilir işi. Ona dediler ki, "Kim yapıyorsa İstanbul'la bir işi, bunlar ondan alıyordur yüzde 10-15'ini, 20'sini." Öyle yaptılar. Bakın bugün açık söylüyorum. Bugün ben yemin koydum ortaya. Çıksın biri de desin ki "Ben de yemin ederim" yok. Ben diyorum ki Havuz medyası dediğimiz, başta Sabah gazetesi olmak üzere TMSF'nin elindeki o zaman işte Kanal 24'leri, takvimleri bilmem bütün gazeteleri, bunların AK Parti tarafından, AK Parti'ye müzahir yayın kuruluşları haline gelmesi için Binali Yıldırım başkanlığında, Binali Yıldırım yönetiminde bir havuz oluşturuldu. Bunu bilmeyen mi var Türkiye'de? Kamu müteahhitleri bu havuza gönüllü katkı yaptılar, gönüllü tırnak içinde. O havuzdan medya egemenliği sağlandı. Binali Bey bununla AK Parti çevrelerinde Erdoğan'ın güvenini kazandı. Binali Bey'in en büyük mahareti, Ulaştırma Bakanı'yken ve AK Parti'nin en önemli ihaleleri Ulaştırma alanındayken o yıllarda, ulaştırmada kamudan ihale alan müteahhitler bir havuza katkı yaptılar. O havuzda havuz medyası oluşturuldu. Bu olmadıysa Allah benim belamı versin. AK Parti'den bir kişi de çıksın "bu olmadı" diye bir yemin etsin de göreyim. Böyle bir şey olmadı desinler. Bunu herkes biliyor, bunun böyle olduğunu biliyor. Bakın 17-25 Aralık'ta dört bakanın evlerinden, çocuklarının evlerinden ayakkabı kutularında para çıktı. Önce FETÖ'cüler koydu dediler, aynı bugünkü refleksle "terörle mücadele ediyorum, hedef gösteriyorum" diye. Günün sonunda FETÖ'nün koyduğu paraları faiziyle geri istediler. FETÖ koydu dedikleri, ilk refleks söyledikleri parayı. Erdoğan ne dedi böyle bir programda biliyor musunuz? Döndü bu paralardan bahsediliyor, Türkiye bunları konuşuyor. Erken vade diyor ki; "Devletin, hazinenin, kamunun cebinden para çıkıyor mu?" diyor. "Kamunun cebinden para çıkmıyorsa yolsuzluk yoktur" diyor. Yani diyor ki, "o toplanan paralar başkaları tarafından toplandı, belediye bütçesinden alınmadı. O yüzden de yolsuzluk yoktur" diyordu Erdoğan. Bunu normalleştiren, o paranın varlığını kabul eden ve o paraya meşruiyet atfeden birisi Erdoğan.
Bizim hiçbirimizin bakın, bir arkadaşımızın çocuğunun kulağındaki küpeye dedektör tuttular "altın mı" diye. Altın olanı söktüler, aldılar. Kumbaradaki paraları döktüler. 30.000 dolar mı ne çıkmış, yurtdışına giden kim? 3.000 dolar mı çıkmış, 30.000 dolar mı çıkmış? Sarı bir zarfta onu söylediler. Onu kanıt diye söylediler. Hangimizin, hangisinin balya balya paralar çıktı? Çıktığını gösterdikleri Gaziosmanpaşa Belediyesi'nden o videosu stok video çıktı. Ben TRT... ben ben Gazi Osman Paşa aramasını izliyorum, TRT veriyor. Gazi Osman Paşa Belediyesi'nde gizli kasa bulundu. "Ne alakası var ya" demişim. Gökhan Zeybek diye bağırdım böyle bakın. Gökhan Zeybek dedim. Özel kalemi aradı, Gökhan Zeybek geldi. "Belediyede kasa ne gezer" dedim. "Olmaz efendim belediyede kasa" dedi. Gökhan Zeybek aradı. Belediye başkanı gözaltında, belediye meclisinden bildiği birini dün gibi. AK Parti'den döneminden kalmış kasa dediler. Kasayı AK Parti koymuş ne koyuyorsa içine, koca bir kasa. Dedim ki "Dolar ne işi gezliyor?" "Dolar yokmuş" dediler. "Arama tutanağını getirin" dedim. 15 dakikaya arama tutanağı, WhatsApp fotoğrafı geldi. Diyor ki, "Belediye başkan makamının arkasında gizlenmiş, önceki dönemden kalan bir kasa açıldı, içinden belediyeye ait resmi mühür ve devir teslim sırasında başkana yapılan sunum, o sunumu da önceki belediye başkanına da borcun bu kadar, alacağın bu kadar, olan işte hard disk mi CD mi ne çıktı." "Nasıl oluyor?" dedim ya. Bu sefer "Şevket" diye bağırdım. Şevket Bey geldi basın danışmanımız, basın müşaviri partinin. "TRT'ye sorun kardeşim" dedim. "Dolar çıkarıyorlar, kasa arama tutanağı bu." Demişler ki, "Elimizde arama anına ilişkin görüntü yoktu, stoktan. Stok videoda da tesadüfen dolar çıkıyor kasadan. Ekrana bir karış yazmışlar Gaziosmanpaşa Belediyesinde gizli kasa bulundu, doları veriyor polisler. Onlar stok görüntüymüş, bugünün değilmiş. Onlar bilmem ne mafyasının, uyuşturucu mafyasının dolarlarıymış.
AKP sözcüsü Ömer Çelik "Bunların hepsi herhangi bir belge konulmayan, havada kalan iddialar." dedi, açıklamalarınızla ilgili...
Hangi belge konulacak? Bu belgeden ne anlıyor? Yani bu bu bu daha belge değil de ne yani? Ömer Çelik, bu belge değilse ben senin alnına ne yapıştırayım? Yani daha bunu belgeden saymıyorsa, ben alnına ne yapıştırayım Ömer Çelik'in yani? Onu soruyorum. Ona soruyorum, diyorum ki bak burada 12 tane tapu var, 12 tane. Hepsi Akın Gürlek'in. Aha bu belge değilse ne belge? Sen bu belge sahte diye açıklayaydın. De ki bu belge sahte. Yok, öyle demiyor mu, açıklıyor. Demez, yiyemez ki nasıl diyeceksin?
Özgür Özel'in silgisi sürekli kaleminden önce bitiyor. Bu gidişle CHP'yi tarihten silecek, diyor.
Silgisi kaleminden önce bitiyor kötü bir şey değil ki. Silgi bitiyor, kalem yazıyorsa iyidir. Kalem bitiyor, silgi devam ediyorsa kötüdür.
Şunu şunu kastı yani siz el yükselttikçe baskının da artma ihtimali yüksek. Olur. Ee Zaten Zaten şöyle bir şey var, ellerinden geleni ardlarına koymasın dediğim bu. Benim Ömer Çelik'e dediğim şu: "Ben size karşı doğruları söyledikçe, mücadele ettikçe, dik durdukça siz saldırıyorsunuz ya, devam edin kardeşim. Çünkü millet görüyor bunu, millet görüyor bunu." Sen tapıya belge değil diyorsun yani. Bana şunu diyecek, şunu diyecek. Bizim Adalet Bakanımızın, Özgür Özel'in bahsettiği gibi tapuları yoktur, hiç olmamıştır, almamıştır, satmamıştır, geliriyle mütenasip bir mal beyanı vardır, ya da elden çıkardığı malların paraları karşılığı şunlardır. Bunu söylesin bana. Yani daha ne olacak? Ben Özgür Bey, Ömer Bey'in yaptığı açıklamalar bu ikinci kez oldu. Açıklamanın sonunu işte sizle ilgili olarak "CHP'yi tarihe gömecekler" diye bitiriyor. Acaba bu sözden CHP'ye bir kapatma davası olasılığı algılanabilir mi? Böyle bir duyumunuz var mı? Buna karşı bir hazırlığınız var mı?
Şimdi, 47 yıldır 1. parti olmamıştık. O söylediği Özgür Özel'in genel başkanlığında girilen ilk seçimde 1. parti olduk, Ömer Bey'in önündeki son ankette de 1. partiyim. Benim masamdaki tüm anketlerde neredeyse 1. partiyim. Biri hariç, küsuratlı bir şeyle AKP'ye müzahir bazı arkadaşların şeyinde var. İkincisi, partiyi kurdular, 23 yıldır iktidar oldular. Hep 1. oldular. Ne diyorlardı? "Yendik de yendik, yendik de yendik." Son seçimi kim kazanmış Ömer Bey? Siz hiç Özgür Özel'i yenebildiniz mi Ömer Bey? Siz hiç Özgür Özel'in genel başkan olduğu seçimde galibiyetiniz var mı Ömer Bey? Siz hiç Ekrem İmamoğlu'nu yenebildiniz mi Sayın Erdoğan? Ekrem İmamoğlu dört kere yarıştı, kazandı. Özgür Özel'in genel başkanlığında şurada söylemiştim, arenada söylemiştim, Ecevit gibi girdiğimiz, Ecevit'in girip de kazandığı gibi, ikisi yerel ikisi genel, 4 seçimden 70'lerde 1. parti çıktı.
Yorumlar
Kalan Karakter: