CHP MYK toplantısı başladı. CHP kaynaklarından edinilen bilgiye göre MYK'de, genel başkan yardımcıları parti programı hazırlıklarına ilişkin sunum yapacak. Partinin gündeminde Diyarbakır'da katledilen Narin Güran da var. Toplantı devam ederken CHP Sözcüsü Deniz Yücel yaptığı açıklamada, ''Daha Narin kızımız bulunmamışken, bir AKP Milletvekili çıkıyor 'Bildiğim her şeyi söyleyemem, aile dostum' diyor. Bunun üzerine gerçekleri saklayan bu kişiye bir kişi de çıkıp sen ne biliyorsun da anlatmıyorsun? diye sormuyor. Erdoğan diyor ki, 'Bir çocuğun naaşı üzerinden siyaset yürütülmez' Evet, çok doğru 'Bir çocuğun naaşı üzerinden siyaset yürütülmez' de, sen Berkin Elvan’ın annesini seçim meydanlarında yuhalattığını ne çabuk unuttun Sayın Erdoğan!'' dedi.
İşte açıklamanın tamamı:
Ordu İl Jandarma Komutanlığı’nda görevli Jandarma Astsubay Çavuş Mehmet Fatih Çangır, görevi başındayken motosiklet çarpması sonucu yaralanmış ve sonrasında kaldırıldığı hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit düşmüştür.
Şehidimize Allah'tan rahmet, ailesine sabırlar diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun.
MYK toplantımız halen devam ediyor. Bugünkü toplantımızda, az sonra değineceğim ülke gündemine ilişkin başlıkların dışında, parti programımızın hazırlıkları ile ilgili de görüşmeler yaptık.
Parti programımız, iktidara geldiğimizde 22 yıllık tahribatın ülkeyi sürüklediği karanlık tablodan ülkemizi nasıl refaha çıkaracağımızın, yol haritası olacaktır.
Bu nedenle üzerinde titizlikle çalışıyoruz.
Parti programımız sadece Cumhuriyet Halk Partisi üyeleri için değil bütün Türkiye için büyük bir önem taşıyor.
Çünkü bugün parti programını hazırlayan kadrolar yarın hükümet programını hazırlayacak.
Hükümet programını hazırlayacağımız günlerin ilk adımlarını atmanın bilinciyle büyük gururla çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Değerli arkadaşlar;
Büyük bir toplumsal bunalım yaşıyoruz.
Ülke gündeminde sürekli, toplumun ahlaki değerlerine ve vicdanına dokunan konular var.
Bunun yanı sıra, artık kronikleşen ekonomik buhran, işçisinden emeklisine, memurundan esnafına, çiftçisinden dar ve orta gelirlisine kadar herkesi çaresiz bıraktı.
Toplumda büyük bir mutsuzluk ve umutsuzluk hali mevcut…
Akıllarda ödenemeyen faturalar, kredi kartı borçları, kiralar ve mutfak masrafları var.
Vatandaş geleceğinden umutsuz…
Sokakta durum böyleyken, sarayda ise durum toz pembe…
Cumhurbaşkanı yardımcısı Cevdet Yılmaz’a göre “enflasyonla mücadelede kısa vadeli zorluklar yaşanabilirmiş!”
Sayın Yılmaz’ın enflasyonla mücadele edildiğini düşünmesi bir garabet, uzun vadeli zorluklardan haberinin olmaması ise ayrı bir garabet!
Anlaşılan iktidar partisi üyelerinin saray ekonomisi dışında, ekonominin gerçeklerinden, bilhassa da sokağın gerçeklerinden haberleri dahi yok!
Enflasyonla mücadele neden sokakta hissedilmiyor, neden mutfaklarda hissedilmiyor?
“Enflasyonu kademeli bir şekilde düşürürken, büyümeye de devam ediyoruz” demek tam anlamıyla vatandaşın aklını, zekasını hafife almaktır.
Siz hangi ekonomik reformu yaptınız?
Hangi kurumun özerkliğini güçlendirdiniz de, hem enflasyon düşecek hem de büyüme devam edecek.
Türk lirası, döviz karşısında değer kaybetmeye devam ederken,
Ülkede can ve mal güvenliği kalmamışken,
Hukukun üstünlüğü, yerini üstünlerin hukukuna bırakmış, bağımsız ve tarafsız yargıya rahmet okunurken,
AKP yöneticileri hala kendilerinin bile inanmadığı açıklamalar yapmaya devam ediyorlar.
Şatafatınızdan, makam araçlarınızdan, lüks otellerinizden, markalı saatlerinizden, istakozlu akşam yemeklerinizden, çifte maaşlarınızdan, huzur hakkınızdan kısmadan, büyümeyi enflasyonla mücadelenin önünde tutan orta vadeli bir programla bu işin olmayacağını da,
Orta Vadeli Planla ekonomik buhranın faturasını işçiye, emekçiye, emekliye kısaca, dar gelirliye çıkardığınızı da gayet iyi biliyorsunuz.
Vatandaşın kursağındaki ekmeğe el uzatıyorsunuz ama iş kendinize gelince, lüksünüzden, şatafatınızdan vazgeçmiyorsunuz!
İtibardan tasarruf olmaz diye bir şey tutturmuşlar.…
Olur kardeşim…
İtibardan da tasarruf olur…
İsraftan da tasarruf olur…
Lüksten ve şatafattan da tasarruf olur…
Bakın, Cumhurbaşkanlığı sarayının sadece ağustos ayında yaptığı harcama 1 milyar 798 milyon 969 bin lira!
Cumhurbaşkanlığının 1 aylık harcaması 900 bin öğrencinin KYK kredisine denk…
Cumhurbaşkanlığı 1 günde 58 milyon 31 bin,
1 saatte 2 milyon 417 bin,
1 dakikada 40 bin 299 lira harcadı!
Bu saray, 3 emekli maaşını 1 dakikada harcayan bir kara delik…
AKP iktidarı emeklilerle dalga geçmenin ötesinde, emeklilerden vaz geçmiş durumda.
Emeklilerin aylık 12.500 TL ile geçinmesini beklemek, emeklilere “siz yaşamayın” demek…
Değerli arkadaşlar,
Bu zihniyetin gözü öyle kör olmuş ki; Erdoğan’a göre Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik durumun müsebbibi Gezi olaylarıymış!
Ben ekonomistim diye atıp tuttuğu günleri,
“Faiz sebep, enflasyon sonuç” diye ahkam kestiği günleri,
Ekonominin başına geçirdiği muhteris damadını,
Gözlerinden ışık saçan, sürekli sırıtmaktan başka bir iş bilmeyen bakanını,
Kur Korumalı Mevduat hesaplarına ödenen milyarlarca lira faizi,
Gömlek değiştirir gibi merkez bankası başkanı değiştirdiği günleri unutmuş; ekonomik krizin sorumlusu Gezi olayları öyle mi?
Sayın Erdoğan!
Bunu bile iddia edebilecek kadar insicamını yitirmiş durumdasın!
Görüyoruz ki; gezi olaylarından hiç ders almamışsın. Ekonomideki beceriksizliğinizin, basiretsizliğinizin faturasını yeşile, doğaya, yaşam tarzına sahip çıkan insanlara yıkma gayretindesin.
Gezi olaylarının ekonomiye olumsuz bir etkisi olduysa, o da Can Atalay, Osman Kavala ve Tayfun Kahraman gibi isimleri, haksız yere, hukuksuz yere, kumpas davalarıyla Silivri zindanlarında tutsak etmenizden kaynaklanmaktadır.
Bir ülkede hukuk olmazsa, adalet olmazsa, yargı bağımsızlığı olmazsa o ülkede ne ekonomi düzelir, ne de demokrasi olur.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını tanımayan bir ülkeye ne yabancı yatırımcı gelir, ne yerli yatırımcı yatırım yapar, ne de ülke parasının değeri olur!
Bütün bunlar yetmiyormuş gibi şimdi de; oğul Bilal Erdoğan çıkmış ekonomiyle ilgili akıl veriyor.
Neymiş efendim, EYT felaketmiş...
Neymiş efendim kandırılmışmış….
Neymiş efendim siyasetin, popülizme zorlamasıymış…
Bana bak Bilal Erdoğan!
Bu işler seni aşar!
EYT dediğin şey emektir, alın teridir, hak ve hayat mücadelesidir!
Sen, Cumhurbaşkanının oğlu olmak dışında, hiçbir vasfı olmayan bir adamsın!
Gemiciklerle anılan, paraları sıfırlamakla anılan, “Bilal’e anlatır gibi” cümlesinin öznesi olan bir adam, binlerce emekçinin hak mücadelesiyle, alın teriyle ilgili ahkam kesemez.
Sana bir şey söyleyeyim;
Felaket olan ne biliyor musun?
Felaket olan EYT değil, felaket olan AKP iktidarının ta kendisidir.
İnsanda birazcık ama gerçekten birazcık utanma olur.
Utanma demişken…
Bilal Erdoğan kadar ekonomiden anlayamasa da, Mehmet Şimşek de bazı değerlendirmelerde bulunmuş...
Markete gitmiş...
Hayat pahalılığıyla tanışmış...
Vatandaşlar dert yanınca Türkiye'nin en büyük sorununun geçim sıkıntısı olduğunu anlamış...
Ne diyelim... Günaydın...
Sorunu göreve geldikten bir yıl sonra teşhis etmiş.
Fiyatlar artıyormuş ama yavaş artıyormuş...
Bu hiç kimsenin fark edemediği bu müthiş tespitleri nedeniyle kendisini tebrik ediyoruz.
Bunları söylerken biraz olsun utandı mı merak ediyoruz.
Ekonomistler ciddi bir devalüasyon riskinden söz ediyor, döviz krizi endişesini dile getiriyor.
Kira sorunu büyüyor.
İşsizlik artıyor.
Asgari ücret, yoksulluk ücretine dönüştü.
Emekli feryat ediyor.
Bakan bey daha markete yeni gitmiş, çarşı pazardaki durumu daha yeni görmüş.
Vallaha Bravo…
Hal böyleyken AKP sözcüsü Ömer Çelik, "Erken seçim olmayacak, seçim zamanında yapılacak" diyor.
Çok ama çok yanılıyor…
Çünkü halk geçinemiyor.
Bu halk bir 3,5 sene daha bu ağır ekonomik koşullara dayanamaz.
Geçim olmazsa, elbette seçim olur.
Erken seçimden korkuyorlar, çünkü Erdoğan'ın kazanamayacağını biliyorlar.
Erken seçim istemiyorlar, çünkü sokağa bile çıkamıyorlar.
Erken seçimden çekiniyorlar, çünkü söyleyecek sözleri, yapacak icraatları yok.
Emeklinin tepkisinden, öğrencilerin feryadından, kadınların eleştirilerinden rahatsızlık duyuyorlar.
Artık AKP'nin masallarını dinleyecek bir kitle yok…
Bu ülkede artık yeni sayfalar açılacak,
Türkiye’de değişim başladı, bunun önünde kimse duramaz…
Değerli arkadaşlar,
Bu ülkeyi çocuklar için güvenli bir yer haline getiremediğimiz her günü sorgulamamız gerekiyor.
8 yaşındaki Narin’i toprağın altına gönderen bu organize kötülükle, hukuk önünde hesaplaşmadan, yeni Narinlerin ortaya çıkmasını engelleyemeyiz.
Bunun için de etkili bir soruşturma bağımsız ve tarafsız bir yargılama olması gerekiyor.
Ama bizde ne oluyor?
Daha Narin kızımız bulunmamışken, bir AKP Milletvekili çıkıyor “Bildiğim her şeyi söyleyemem, aile dostum” diyor.
Bunun üzerine gerçekleri saklayan bu kişiye bir kişi de çıkıp sen ne biliyorsun da anlatmıyorsun? diye sormuyor.
Erdoğan diyor ki, “Bir çocuğun naaşı üzerinden siyaset yürütülmez”
Evet çok doğru “Bir çocuğun naaşı üzerinden siyaset yürütülmez” de,
Sen Berkin Elvan’ın annesini seçim meydanlarında yuhalattığını ne çabuk unuttun Sayın Erdoğan!
Adalet Bakanı, Galip Ensarioğlu'na bildikleri soruldu mu?" sorusuna "Galip Bey bu konuda ne demek istediğini basın mensuplarına açıkladı, burada dosyanın gizliliğine vurgu yaptı” diyor.
Soruşturmanın gizliliği devam ederken televizyonlarda çarşaf çarşaf ifadelerin yayınlandığını bilmediğimizi zannediyor…
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı ise 19 gün boyunca ortada yoktu.
Kendisine hiçbir şey sorulamadı.
Çünkü 8 yaşında bir çocuğun can verdiği, 2 yaşında bir bebeğin istismara uğradığı günlerde kendileri Bodrum’da tatildeydi…
Bakın Değerli Arkadaşlar
Narin kızımızın naaşının bulunmasının ardından, evet yayın yasağı kaldırıldı ama soruşturmanın gizliliğinin devam ettiği unutuldu.
Ya da unutturuldu…
Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen bütün soruşturmalar kural olarak üçüncü kişiler açısından gizlidir.
Soruşturmanın tarafları açısından da, hâkim kararı ile gizliliğe karar verilebilir.
Ancak ortada hukuk ile açıklanamayan bir durum var.
Mesela delil toplama aşamasında çok ciddi zaafiyetler var.
Jandarma, adeta halkın beyanı üzerinden bir soruşturma yürütüyor.
Yönlendirmelerle delil topluyor.
Arama çalışmalarını yine köyde yaşayan ve bu cinayetin şüphelilerinin yönlendirmeleri doğrultusunda yapılıyor.
Soruşturmadaki belgelerin, ifade tutanaklarının, delillerin yayınlanması, ne yazık ki bazı delillerin karartılmasına, şüphelilerin ifadelerini organize etmesine sebep oldu.
Tüm bunlar da; etkin bir soruşturma yapılmasını engelledi.
Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, çocuklarımızın geleceğinin güvencede olabilmesi için bu dosyayı sonuna kadar takip edeceğiz.
Bu dosyanın unutturulmasına izin vermeyeceğiz.
Çünkü biliyoruz ve uyarıyoruz eğer gerçek sorumlular hukuk karşısında hesap vermezse başka Narinler olacak…
Değerli arkadaşlar,
Kurduğu her cümlede gerici zihniyetini ilan eden
Attığı her adımda, laik, demokratik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ne duyduğu nefretini ayan beyan ifşa eden,
Ve maalesef Milli Eğitim Bakanlığı’nın başında olan bir kişi var.
Türkiye’de eğitimde “sessiz bir devrim” gerçekleştirdiğini söylemiş.
Bu ifade küstahça, pişkince ve şuursuzca söylenmiş bir itiraftır.
Pırıl pırıl çocuklarımızı imzaladığı protokollerle cemaat ve tarikatların kucağına iten, tüm okullarımıza adeta medrese müfredatını sokan bu zatın her hamlesi bir gericilik örneğidir, her hamlesi Milli Eğitime ihanettir!
Yusuf Tekin’in başında olduğu Milli Eğitim Bakanlığında;
Öğretmene atama yok ama “foncu” diyerek hakaret etmek var.
Öğretmen maaşlarında eşitlik yok, ama protesto hakkını kullanan öğretmeni yerlerde sürüklemek var.
Bilimin esamesi yok ama Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli saçmalığıyla çocuklarımızı laik, çağdaş ve bilimin ışığındaki eğitimden uzaklaştırmak var.
ÇEDES denen ucube projelerle körpe yavrularımızı tabut başında ağlatmak var.
Bak Yusuf Tekin bunun adı “sessiz devrim” değildir; bunun adı olsa olsa “Çağdaş ve Laik Türk Milli Eğitim sistemine, darbe girişimidir.”
Ama hiç heveslenme, o darbe girişimin asla ve asla başarıya ulaşmayacak.
Değerli arkadaşlar,
Eğitim sistemimizdeki bir garabetten daha bahsedeceğim.
Geçtiğimiz günlerde “Taşımalı Eğitim Yönetmeliği’nde” yapılan değişiklikle, taşımalı eğitimin kapsamı 50 kilometreden 30 kilometreye düşürüldü.
Tasarruf adı altında çocuklarımızın “eğitim hakkı” ellerinden alınıyor.
Birçok veli çocuğunu okula göndermemeyi düşünüyor.
Neden mi?
Çünkü AKP İktidarının yıllardır besleyip palazlandırdığını tarikat ve cemaatlerin yurtlardaki baskılarını biliyorlar.
Bu değişiklik ebeveynlere “çocuğunu okutursan cemaate teslim edeceksin, etmezsen de okutamayacaksın” seçimini dayatıyor.
Çok yakın geçmişte tarikat ve cemaat yurtlarında çocuklarımızın yaşadıklarını hepimiz biliyoruz.
Yeri okul olan ama bu kaygılarla okula gönderilmeyen çocuklarımız ne yapacak?
Ya gidip çalışacak ya da evlendirilecek.
Bakın buradan AKP iktidarının uyarıyoruz…
Bu yaptığınız çocuk işçi sayını arttırır.
Erken yaşta evliliklerin önünü açar…
Çocuklarımızın geleceğinin tarikatların, cemaatlerin elinde yok olmasına neden olur.
Değerli Arkadaşlar,
Geçen hafta okullar açıldı...
Veliler çaresiz..
Milyonlarca çocuk okula boş beslenme çantası ile gidiyor.
Geçen yıl bir beslenme çantasının haftalık maliyeti yaklaşık 200 lira iken bu yıl, yüzde 282'lik artışla bu rakam 750 liralara fırladı.
21'inci yüzyılda açlıktan okulda bayılan, fenalaşan öğrenciler karşısında insan olan herkesin vicdanı sızlar...
Ama AKP'nin sızlamıyor...
MEB, bütçesini gelişim çağındaki çocukların yemeğine değil tarikat ve cemaatlere aktarmayı tercih ediyor.
Çocuklara tercih ettiğiniz cemaatleriniz, tarikatların batsın…
AKP iktidarı, tarikatleri cemaatleri besleyen, çocukları aç bırakan iktidar olarak tarihe geçmiştir.
AKP iktidarları, çocuk yoksulluğunun iktidarlarıdır…
Buradan söz veriyoruz. İktidara geldiğimizde çocuk yoksulluğunu bitireceğiz, okul çağındaki çocuklarımızın beslenme sorununu çözeceğiz.
AKP iktidarının eğitim sisteminde bıraktığı hasar, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında hızla giderilecek,
Kapanan köy okulları, kadrolu ve güvenceli öğretmen atamaları yapılarak nitelikli bir hale getirilerek yeniden açılacaktır.
Değerli Arkadaşlar,
Hamas terör örgütünün 7 Ekim 2023’te başlattığı saldırılardan bu yana İsrail’in yaptığı katliamlar, işlediği savaş suçları neticesinde, çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere, 40 binden fazla insan hayatını kaybetti.
İsrail’in uygulamış olduğu devlet terörü o kadar çığırından çıkmış durumda ki; keskin nişancıyla aktivistleri dahi katlediyor.
6 Eylül’de Ayşenur Ezgi Eygi’yi başından vurarak katleden İsrail, kadınlardan, çocuklardan o kadar korkuyor ki her gün onlarca çocuk ve kadının üzerine bombalar yağdırıyor, Ayşenur Ezgi Eygi gibi aktivistleri keskin nişancılarıyla katlediyor.
Türk ve ABD vatandaşı olan Ayşenur Ezgi Eygi için Amerika Birleşik Devletleri de soruşturma başlattığını cılız birtakım açıklamalarla duyurdu.
Bu olay bize şunu gösterdi; ABD için kendi vatandaşı olsa dahi; bir Türk’ün ölümü mühim bir mesele değildir.
Ayşenur Ezgi Eygi’nin davasının takipçisi; Türkiye Cumhuriyeti olmalıdır.
Değerli arkadaşlar,
Daha önce de belirttiğimiz gibi AKP ve Erdoğan yüzünden Türkiye Cumhuriyeti pasaportu gün geçtikçe değer ve itibar kaybediyor.
Ülkeye doldurdukları sığınmacı ve kaçaklardan dolayı Avrupa Birliği ülkeleri Türk vatandaşlarına, değil vize vermeyi vize randevusu dahi vermiyor, yapılan başvuruların çoğunu reddediyor.
2023 yılında Türk vatandaşlarının 170 bin Schengen başvurusu reddedildi.
Bu 170 bin vize reddinin 55 bini Almanya’ya ait.
Almanya 2023 yılında en çok Türk vize başvurusunu reddeden ülke konumunda.
Hal böyleyken, 16 Eylül’de tüm kara sınırlarında pasaport kontrolüne başlayan Almanya bu uygulamayı 6 ay sürdürdükten sonra uzatıp uzatmamayı tekrar değerlendirecek ve emin olun ki Almanya bu uygulamayı uzatacaktır.
Her ne kadar Almanya Ankara Büyükelçiliği konuyla ilgili açıklama yaparak “Türkiye için vize prosedürü normal şekilde işleyecek” dese de Türk Vatandaşları bu durumdan etkilenecektir.
Çünkü İran geçtiğimiz hafta ülkesinde bulunan 2 milyon Afgan kaçağı sınır dışı edeceğini açıkladı.
Ancak nereye sınır dışı edeceğini açıklamadı.
2 milyon Afgan’ın da önemli bir bölümünün Türkiye’ye, Türkiye üzerinden Avrupa’ya yönelmesi de kuvvetle muhtemeldir.
Kaldı ki, Almanya Ankara Büyükelçiliği “vize verme sürecinin normal olarak işleyeceğini” açıklasa da şu an normalleşmiş olan; her 3 başvurudan 1’inin reddedilmesi ve alınamayan randevulardır.
Bu konuda Almanya’yı eleştirmiyoruz.
Alman yöneticiler ülkelerini korumaya çalışıyor.
Bizim ülkesini korumayan, koruyamayan, açık kapı politikasıyla ne idüğü belirsiz onbinlerce sığınmacı ve kaçağı ülkesine dolduran; Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinden vize alamamamızın neden olan Erdoğan ve AKP’yi eleştiriyoruz.
Katil midir, terörist midir, tecavüzcü müdür, hırlı mıdır, hırsız mıdır belli olmayan milyonlarca Suriyeli, Afganistanlı, Iraklı, Pakistanlıyı ülkeye dolduran AKP ve Erdoğan yüzünden artık milletimiz sokağa çıkmaya çekinir oldu.
Arkadaşlar, Akkuyu Nükleer Santrali’nin inşaatında işe girmiş, çalışan IŞİD militanı yakalandı.
Var mı daha ötesi?
Avrupa ülkeleri bize niye vize versin?
Sayın Basın Mensupları,
Dün Lübnan'a bir saldırı gerçekleştirildi.
Saldırıda tek kurşun sıkılmadan, 12 kişi öldü 2 bin 800 kişi yaralandı.
Ağırlıklı kanaat saldırıyı İsrail'in yaptığı görüşünde.
Aynı anda yaklaşık 3 bin çağrı cihazını patlatan bir siber saldırı Hizbullah'ı felç etti.
Savaş kavramı, bu saldırı ile başka bir boyuta taşınmıştır.
Adamlar tek tuşla, tek mermi atmadan, çağrı cihazlarını patlatarak 3 bin kişiye zarar veriyor,
Bizim akıl küpleri "anayasanın 4. maddesi olsun mu, laiklik olsun mu olmasın mı" derdinde...
Milli telefonumuz yok, milli yazılımımız yok.
Bunları üretecek insan kaynağını yetiştirmekle yükümlü Millî Eğitim Bakanlığı ise çocuklarımızı tarikatlere, cemaatlere teslim etmiş; sınıfta kefen sarma, ağıt yakma eğitimi veriyor.
Son yaşanan olaylara ve küresel gelişmelere baktığımızda açıkça görüyoruz ki; artık teknolojik gelişmeleri takip etmek neredeyse bir varoluş mücadelesi haline gelmiştir.
22 yıllık iktidar sarhoşluğundan, bu küresel tehlikeyi göremeyen AKP İktidarına sesleniyoruz:
Siz de, yönetme biçiminiz de, söylemleriniz de çağdışı kaldınız…
Türkiye’yi sizin çağdışı karanlığınızdan biz kurtaracağız.
Yorumlar
Kalan Karakter: