CHP Parti Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, partisinin İstanbul İl Başkanlığı’nda basın toplantısı düzenledi. Yargılamaların canlı yayınlanması talebini yineleyen Emre, İBB kreşindeki şiddet iddialarına da değinerek, "Yetkililerimiz hiç vakit kaybetmeden olayın soruşturulmasıyla ilgili burada bu hizmet biriminde 35 kamera var. Kör nokta yok, 35 kamera var ve her yer görülüyor.
Kanunen 15 gün kayıt tutulma süresi var, 3 ay boyunca o kayıtlar tutuluyor" dedi. Emre, Türkiye'nin ABD Başkanı Donald Trump çağrısıyla kurulan Gazze Barış Kurulu'na katılmasını da şu sözlerle eleştirdi: "Bu Birleşmiş Milletler bünyesinde kurulan bir kurul değil.
Bu esasında Trump konseyi. Amaç ne? Orası bir turizm cenneti olacak. İşte deniz kenarında yapılar yapılacak. Bir rant paylaşımı olacak. Bir abonelik sistemi var, parayı ver, koltuğu al. O masada ne işiniz var?"
"VATANDAŞIMIZ GÖRSÜN KİM HAKLI KİM HAKSIZ?"
CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere çok sayıda CHP'li belediye başkanının tutuklu olduğunu hatırlatan Emre, "Türk yargı tarihinin ileride utançla anılacak uygulamalarından birine şahitlik ediyoruz. Biz kendi arkadaşlarımıza güveniyoruz. Siz eğer iddialarınıza güveniyorsanız buyurun TRT'den canlı yapın. 86 milyon yurttaşın erişimine açın, vatandaşımız görsün kim haklı kim haksız" ifadelerini kullandı.
Yargılamaların canlı yayınlanmasına ilişkin MHP'den gelen olumlu açıklamaları hatırlatan Emre, "Bizim bu konudaki bir yasal düzenleme yapılması yönündeki kanun teklifimiz Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi oylarıyla reddetti. Çünkü ortada açıkça bir algı operasyonu var, açıkça insanların zihnini bulandırmak için yapılan bir çalışma var. Dosyadaki gerçeklerle yürüyen kara propaganda uyuşmuyor. Bugünkü düzenin adı ne dediğimizde? Suçluysan Adalet ve Kalkınma Partisi'ne geç, kurtul. Masumsan Cumhuriyet Halk Partisi'nde kal, cezaevine git. Şu an uygulanan tablo o kadar net" ifadelerini kullandı.
Aziz İhsan Aktaş davasına da değinen Emre, "Bakın davanın bir numarası olarak gösterilen kişi Aziz İhsan Aktaş, 700 yıl hapisle yargılanıyor. Bu kişi içeride mi? Değil. Dışarıda, tutuklu değil. Ve bugünkü duruşmanın başlangıcında gördük ki 10’dan fazla koruma verilmiş kendisine. Hepimizin herkesin girdiği kapıların dışında özel VIP salonlardan içeriye alınıyor. Ve bunun karşısında bu kişinin suçladığı insanlar 4 yıla kadar hapisle yargılanan belediye başkanları tutuklu. İşte buradan kimse adalet beklemesin. Bakın Zeydan Karalar, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı. Bu dosyayla direkt ilintili ilişkili olduğuna yönelik hiçbir belirti, hiçbir delil, hiçbir emare dahi yok. Eğer kendisiyle ilgili bir iddia var ise Seyhan Belediye başkanı olduğu dönemde, yetkili yer mahkemesi Adana ama o da Silivri Cezaevi’nde tutuklu bir şekilde yargılanıyor. Burada tabii hukuktan bahsedemeyiz, bu açıkça bir düşmanlıktır" diye konuştu.
Aziz İhsan Aktaş duruşmasına getirilen gazeteci kısıtlamasını eleştiren Emre, şu ifadeleri kullandı: "25 basın mensubunun izlemesine karar verildi. Ve bu 25’in 5’i yabancı, 2’si yerli basın mensubu ve bunların kimler olacağına da yine mahkeme karar veriyor. Eğer siz iddianıza güveniyorsanız koyun kameraları, bırakın herkes gelsin, herkes izlesin. Ve halkın hakemliğinde bu işin kararını direkt halk versin. Şimdi bizim Genel Başkanımız sayın Özgür Özel'in ifade ettiği gibi dosyada en çok işi olanlar cezaevi korkusuyla saf değiştirenler. Sistem çok açık; ya AK Parti'ye katılırsın ya Silivri’ye atılırsın. Bu sistem bugün işliyor. AK Parti'ye katılanlar kurtuldu, dik duranlar bedel ödemeye devam ediyor. Ve biz burada bir bireysel savunma içerisinde değiliz, bu ülkenin adaletini savunuyoruz. Bu ülkenin geleceğini savunuyoruz. Eğer burada bir samimiyet varsa buyurun arkadaşlar. Herkesin erişimine mahkeme salonları açılsın."
"KÖR NOKTA YOK"
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı bir kreşte bir çocuğa şiddet uygulandığı iddiasına ilişkin de konuşan Emre, CHP’nin belediyeler eliyle yurttaşların sorunlarını çözmeye çalıştığını belirterek şöyle konuştu: "Önce şunun altını çizelim, 1 Aralık tarihinde oradaki dikkatli bir eğitmenimiz bir evladımızın göğsündeki bir morluk üzerine onu soruyor, bunun peşine düşüyor, araştırıyor. Çocuğun annesini arıyor, çocuğun annesi ‘ya arkadaşlarla oyun oynarken düşmüştür’ diyor ama bu ifade dahil bütün olan biteni tutanak altına alıyor. Yetkililerimiz hiç vakit kaybetmeden olayın soruşturulmasıyla ilgili burada bu hizmet biriminde 35 kamera var. Kör nokta yok değerli arkadaşlar bakın 35 kamera var ve her yer görülüyor. Kanunen 15 gün kayıt tutulma süresi var, 3 ay boyunca o kayıtlar tutuluyor. Ve buralardaki tüm araştırmalar bizzat bizim tarafımızdan gerçekleştiriyor ama bundan iktidar çevreleri haber olunca manipülatif bir şekilde haberler karalama kampanyası sanki olayın üstü örtülüyormuş gibi haberler sanki kameralarda kör nokta varmış gibi işte değerlendirmeler ve ilk etapta orada ilgili eğitmen herhangi bir şekilde kendisiyle ilgili gözaltı ve tutuklama yokken işte basın çağrılıyor olay yeri inceleme ekipleri bir baskın görüntüsü ve peşine her şey ortada olmasına rağmen o eğitmenin de olayda hiçbir rolü hiçbir eylemi olmadığı görüntüler de görünmesine rağmen tutuklandığını görüyoruz. Şimdi burada amaç çocuğun üstün yararı falan değil, burada amaç başından beri başarılı bulunan, halkta takdir gören o eğitim merkezi ve oradaki pozitif durum. O nedenle bu böyle bir algı operasyonu ortaya çıktı ve bugün de bakıyorsunuz Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı bas bas bağırarak, açıklamalar yaparak insanların zihnini bulandırmaya çalışıyor. Biz çocukları kullanıp siyaset yapmayız, biz hizmet üretiriz."
"O MASADA NE İŞİNİZ VAR"
Gazze’de süren İsrail saldırılarına da değinen ve iktidarın Gazze Barış Kurulu'na katılmasını değerlendiren Emre, şu ifadeleri kullandı: "İsrail'in bir genişlemeci politikası var, arkasında Trump var. Trump aynı zamanda Erdoğan'ın da arkasında ve bu üçlünün bir arada Orta Doğu'ya ilişkin kararlar aldığını uyguladığını görüyoruz. Adalet ve Kalkınma Partisi Sözcüsü Sayın Ömer Çelik'in de açıklaması oldu. Ne diyor? ‘Gazze bir emlak değildir, vatandır. Filistin'i Filistinler yönetmektedir.’ Şimdi yönetmelidir, buraya kadar hepsi tamam değerli arkadaşlar. Bu söze katılıyoruz. Peki arkasında Trump'ın o vatan toprağını bir gayrimenkul olarak tarif etmesi, yeni Gazze projesinden bahsetmesi, ortada işte sözüm ona barış kurulu diye bir kurul kurulması ki bu Birleşmiş Milletler bünyesinde kurulan bir kurul değil. Bu esasında Trump konseyi. Amaç ne? Orayı bir turizm cenneti olacak. İşte deniz kenarında yapılar yapılacak. Bir rant paylaşımı olacak. Peki siz burada kalıcı koltuk arıyorsanız 1 milyar dolar para verip üye olabiliyorsunuz kalıcı olarak. Bir abonelik sistemi var, parayı ver, koltuğu al. Şimdi bir tarafta içeride diyorsunuz ki 'Müslüman kardeşlerimiz katlediliyor, Gazze vatandır, Filistinliler karar vermelidir'. Öte yandan da böylesine kurulan bir masaya ortak olabiliyorsunuz. O masada ne işiniz var değerli arkadaşlar? Madem bir samimiyet var, işte al size samimiyet testi. Özünde emlakçıyım diyen Trump var. Orayı paylaşmak isteyen bir Trump var. Buradan bir kez daha iktidara uyarıyoruz. Siz eğer Gazze vatan diyorsanız o vatanın geleceği Birleşmiş Milletler'in çatısı altında bir organizasyonla orada çeşitli düzenlemeler yapılması lazım. Eğer gerçekten samimiyetseniz orada mağdur olan insanların mağduriyetinin giderilmesi lazım. Siz eğer 'Filistin'i Filistinliler yönetmelidir' diyorsanız Filistinlilerin masada olmadığı, değerli arkadaşlar Filistinliler masada yok. Kıyı turizmi gökdelen ve yatırım fırsatı üzerinden Gazze'yi pazarlayan bir projede sizin ne işiniz var? Eğer siz 'Gazze, Trump'ın dediği gibi emlak değil' diyorsanız orada diyor ya ben özünde emlakçıyım. Ne zaman orayla ilişkin bir ilkeli ve tutarlı tutum takınacaksınız? Orada bir sömürü düzeni var değerli arkadaşlar. Türkiye'nin ihtiyacı olan barışı abonelikle satan otoriterler ligine eklemlenmek değildir. Birleşmiş Milletler ilkeleriyle uyumlu, hesap verebilir, Filistin iradesini esas alan gerçekçi bir diplomasi ihtiyacıdır."
Yorumlar
Kalan Karakter: