GÜLPERİ TİBİN-GERÇEK HABERCİ-Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milli Savunma Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, gündeme ilişkin basın toplantısı gerçekleştirdi. Toplantı, CHP İzmir İl Başkanlığında düzenlendi. Bağcıoğlu, ülke ve dünya gündemi, Türkiye’nin güvenlik ortamı, Hava Harp Okulu’nda uyuşturucu ticareti yapıldığıyla ilgili başlatılan soruşturma gibi konuları değerlendirdi. Bağcıoğlu, “Rusya – Ukrayna savaşında, kara cephesindeki Rusya Federasyonu kazanımları verilen kayıplar dikkate alındığında sınırlı kalmış; buna karşın Rusya, Ukrayna’nın enerji, ısıtma altyapısı ve tarım ihracat kapasitesini hedef alarak sivil-ekonomik baskıyı artırmıştır” ifadelerini kullandı.
SAVAŞIN YENİ ALANI KARADENİZ OLMAYA DEVAM EDİYOR
Bağcıoğlu, konuşmasına şöyle devam etti:
“Ukrayna ise Rusya’nın petrol rafinerileri ve enerji tesislerine yönelik derinlikli saldırılarla Moskova açısından savaşın maliyetini yükseltmeyi amaçlamaktadır. Savaşta meydana gelen kayıp ve zayiatların yüzde 80’i insansız araç ve dron saldırıları neticesinde meydana gelmiştir. Bu durum taarruzi harekatta insansız araçların aldığı rolü gösterdiği gibi kuvvet korumasında insansız araçlar ve dronlara karşı savunma planlamasının önemini vurgulamaktadır. Savaşın yeni alanı Karadeniz olmaya devam etmektedir. Geçtiğimiz aylarda meydana gelen tankerler ve ticari gemilere yönelik saldırılar, serseri mayınların oluşturduğu tehdit Karadeniz’de deniz güvenliğini ciddi bir şekilde tehdit etmiştir.”
EGE ve DOĞU AKDENİZ
Yunanistan’ın Ege Denizi’nde yoğun şekilde adaları silahlandırmasına ilişkin de konuşan Bağcıoğlu, Lozan ve Paris Anlaşmalarına dikkat çekti. Yapılan silahlandırma çalışmalarının söz konusu anlaşmaların ihlali olduğunu belirten Bağcıoğlu, “Yunanistan’ın Ege Denizi’ndeki gayriaskeri statüdeki adaları artan tempoda silahlandırmaya ve askeri tatbikatlara devam etmesi, Lozan ve Paris Anlaşmalarının doğrudan ihlalidir. Yunanistan’ın bu adalardaki askeri faaliyetlerine ilişkin video paylaşımları uluslararası hukuk ihlallerinim belgesi, kural tanımazlığın göstergesidir. Doğu Akdeniz’in milli hak ve menfaatlerimizin korunması açısından önemi her geçen gün artıyor. GKRY’nin siyasi ve askeri girişimlerinin yanı sıra Lübnan ile münhasır ekonomik bölge anlaşması son dönemin dikkate alınması gereken önemli olaylarıdır. Ayrıca Yunanistan'ın Girit'in güneyi ve Mora Yarımadası açıklarındaki dört alan için işletme sözleşmesi imzalaması ve arama alanını 48.000 kilometrekareden 94.000 kilometrekareye çıkarması da dikkatle takip edilmelidir” diye konuştu.
MAVİ VATAN VURGUSU
Bağcıoğlu, değerlendirmelerinin devamında şunları kaydetti:
“Akdeniz’in en büyük araştırma ve sondaj filosuna sahip olan ülkemizin Doğu Akdeniz’de ‘mevcut durum itibari ile’ araştırma veya sondaj faaliyeti icra etmeyen Suriye ve Lübnan ile birlikte üç ülkeden biri olması da izaha muhtaç bir durum yaratmaktadır. Deniz Yetki Alanlarımızda yapılacak her sismik araştırma faaliyetinin, kazılan her sondaj kuyusunun; uluslararası hukuktan doğan haklarımızın tescili ve devlet uygulaması ile uzun vadeli kazanımların elde edilmesi açısından hayati önemi haiz olduğu da izahtan varestedir. Doğu Akdeniz’de uluslararası hukuk çerçevesinde münhasıran haklarımız olan, ancak 2020 yılı aralık ayından itibaren faaliyet gösterilmeyen bölgelerde, ‘araştırma faaliyeti icra edilerek devlet uygulaması yapılması’, bayrak ve varlık gösterilmesi, milli menfaatlerimiz açısından zorunludur. Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin 1 Ekim 2025 tarihinde yaptığı ‘Türkiye, kendi kıta sahanlığında ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin TPAO’ya tahsis ettiği ruhsat sahalarında petrol ve doğalgaz arama faaliyetlerini planlı şekilde sürdürmekte’ açıklaması da ne yazık ki sahada karşılık bulmamaktadır. Yapılması gereken ‘MAVİ VATAN’ kavramını seçim dönemlerinde hatırlanan bir slogandan çıkarıp ruhuna ve anlamına uygun eylemselliği Doğu Akdeniz'de göstermektir.”
SURİYE’NİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ TÜRKİYE’NİN GÜVENLİĞİDİR
Konuşmasının devamında Suriye’nin toprak bütünlüğünün Türkiye için önemine değinen Bağcıoğlu, 30 Ocak anlaşmasının gereklerinin yerine getirilmesi gerektiğini ifade etti. Bağcıoğlu, konuşmasında şunları kaydetti:
“Suriye’nin toprak bütünlüğü Türkiye’nin güvenliğidir. Bölünmüş bir Suriye; daha fazla istikrarsızlık ve daha fazla göç demektir. Bu çerçevede 30 Ocak anlaşmasının gereklerinin yerine getirilmesi önemlidir. Suriye’de herkes etnik kökenine ya da inancına bakılmaksızın aynı hak ve özgürlüklere sahip olmalı, yönetimde temsil edilmelidir. Bu eşitlik; hak ve özgürlükleri güvence altına alan güçlü bir anayasa, devletin birliğini ve toprak bütünlüğünü koruyan bir düzen, serbest ve adil seçimler yoluyla sağlanmalıdır. Türkiye’nin Suriye konusunda iki temel hedefi olmalıdır: Birincisi; Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması ve tüm toplumsal kesimlerin haklarının anayasal güvence altına alınmasıdır. İkincisi ve en önemlisi; Suriye topraklarından Türkiye’ye yönelik hiçbir tehdide müsaade edilmemesidir. Bu çerçevede, Suriye’de son günlerde artan DEAŞ tehdidinin de ülkemize etkisi dikkatle takip edilmelidir. Türkiye’de bulunan uyuyan terör hücrelerine karşı farkındalık sağlanmalı ve müteyakkız bulunulmalıdır. Önleyici istihbarat ile karşı tedbirler alınmalıdır.”
TSK’NIN KÖK ANALİZ YAPMASI GEREKİR
Bağcıoğlu, Hava Harp Okulu’nda görevli bazı sözleşmeli el ve erbaşlar hakkında uyuşturucu madde temin etme, kullanma ve kullanımı kolaylaştırma suçlarından yasal işlem başlatılması hakkında da konuştu. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin toplumun aynası olduğunu ifade eden Bağcıoğlu, TSK’ya olayın sebeplerine dair derin bir kök inceleme çalışması yapılması ve tedbirlerin alınması çağrısında bulundu. Bağcıoğlu konuyla ilgili açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Son günlerde basında yer alan haberlerde, Hava Harp Okulu’nda görevli bir kısım sözleşmeli erbaş/er hakkında ‘uyuşturucu madde temin etme, kullanma veya kullanımını kolaylaştırma’ suçlarından yasal işlem başlatıldığı öğrenilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri toplumumuzun aynasıdır ve insan kaynağına dahil edilen personel de vatandaşlarımızdan oluşmaktadır. Ne yazık ki son yıllarda toplumun her kesiminde ortaya çıkan uyuşturucu madde temin ve kullanımı sorununun TSK personeline de sirayet etmesi üzücü ve kabul edilemez bir durumdur. Bu durum özelinde sorulması gereken soru şudur: Bu personelin mesleğe kabul sürecinde alınan askerliğe elverişlilik / TSK’da görev yapar raporu aşamasında uyuşturucu kullanımları neden tespit edilememiştir? Eğer uyuşturucu kullanımına askere girdikten sonra başlamışlarsa — ki olayın Harp Okulu’nda vuku bulduğu düşünüldüğünde konunun daha da vahim bir hâl aldığı açıktır — göz bebeğimiz olan böyle bir kuruma bu uyuşturucu nasıl sokulabilmiştir? Sorun, adli bir olay olması nedeniyle kendi mecrasında ele alınacak; suçlu bulunanlar için kanunların öngördüğü cezalar ve yaptırımlar uygulanacaktır. Ancak yapılması gereken, TSK’nın bu olayın sebeplerine yönelik gerçekçi bir kök analiz yapması ve analiz neticesinde ortaya çıkması muhtemel sistemsel ve kurumsal hataların giderilmesine yönelik tedbirleri ivedilikle almasıdır. Bu aşamada, Millî Savunma Bakanlığı’na konuya ilişkin yürütecekleri incelemede yardımcı olmak maksadıyla; askere elverişlilik / mesleğe girişte alınan TSK’da görev yapar raporlarının düzenlenmesi süreçlerinde asker hastanelerinin kapatılmasının ve disiplinin sağlanmasında askeri yargının kaldırılmasının ne gibi olumsuzluklar yarattığına yönelik bir incelemeyle konuya başlanmasını tavsiye ederiz.”
ÖNCE KUVVET YAPISI HEDEFLERİNE ULAŞILMALI
Bağcıoğlu, deniz kuvvetleri için inşa edilen gemilerin ihracına ilişkin de şu değerlendirmeleri yaptı: “Kısa süre önce Deniz Kuvvetleri için üretilen Akhisar sınıfı Açık Deniz Karakol Gemisi’nin yapılan tüm uyarılara rağmen Romanya’ya satılmasının ardından, iki İstif sınıfı firkateynin (İzmir ve İçel) yurtdışına satılması gündeme gelmişti. Bu gemilerin inşası; tehdit değerlendirmeleri, harekât ihtiyaçları, personel projeksiyonları ve hizmet dışına çıkarılacak platformların ikamesi esas alınarak, uzun yıllara yayılan analitik ve bilimsel çalışmalar sonucunda planlanmıştı. Bu yanlış karardan dönülmesi; ihraç edilecek gemilerin ancak Kuvvet Yapısı hedeflerine ulaşıldıktan sonra ya da millî hedeflerde gecikmeye yol açmayacak şekilde eş zamanlı inşa edilmesi suretiyle değerlendirilmesini şiddetle tavsiye etmiştik. Millî güvenliğimizi doğrudan riske atacak; sahadaki caydırıcılığımızı ve diplomatik manevra kabiliyetimizi zayıflatacak bu kararın, tarihî bir sorumluluk doğuracağını vurgulamıştık. Millî Savunma Bakanlığının, TSK’nın ihtiyaçlarını önceleyecek bir ihraç rejimi uygulanacağı yönündeki geçtiğimiz haftalardaki açıklaması, sürecin başından itibaren yaptığımız önerilerle uyumludur. Bu yanlıştan dönülmüş olması memnuniyet vericidir; zira zamanında atılan doğru bir adım, ileride telafisi mümkün olmayacak zararların önüne geçer. Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin muğlak açıklamasından sonra Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan bu açıklama endişeleri biraz olsun gidermiştir. Hep vurguladığımız gibi, önce kuvvet yapısı hedeflerine ulaşılmalı daha sonra gemi ihracı yapılmalıdır. Süreci takip etmeye devam edeceğiz.”
AFET MÜDAHALESİ GERÇEKÇİ TATBİKATLARLA SINANMALIDIR
Afete hazırlık çalışmalarıyla ilgili de konuşan Bağcıoğlu, 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremleri hatırlattı. Türkiye Afet Müdahale Planı’nda TSK’nın esas çözüm ortağı olarak tanımlanması gerektiğini vurgulayan Bağcıoğlu, konuşmasının devamında şu ifadeleri kullandı:
“6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş Depreminde hayatını kaybeden yurttaşlarımızı bir kez daha rahmetle anıyor, yakınlarını kaybedenlere sabır diliyorum. Depremin ardından geçen üç yılda, afet yönetimine dair birçok konuda değerlendirme yapıldı ama ne yazık ki temel yanlışlar giderilmedi. Mevcut Türkiye Afet Müdahale Planı’nda (TAMP), TSK ‘esas çözüm ortağı’ olarak değil, yalnızca ‘destek çözüm ortağı’ olarak tanımlanıyor. Bu, büyük bir eksikliktir. Afetlerde, bölgedeki mülki amirlerin etkisiz hale geldiği durumlar olabilir. Böyle anlarda TSK birlik komutanları, kanunla tanımlanmış şekilde, talimat beklemeksizin inisiyatif alarak müdahale yetkisine sahip olmalıdır. TSK İnsani Yardım Tugayı önceki işlevine kavuşturulmalı, ayrıca ilave olarak yurdun değişik bölgelerinde, afetlere müdahale konusunda özel eğitim almış, lojistik kabiliyeti yüksek, araç ve teçhizatı eksiksiz sivil asker uzmanlardan oluşmuş istihkam birlikleri teşkil edilmelidir. İstanbul gibi denize kıyısı iller için afet sonrası kurtarma ekiplerinin ve yardımların deniz yoluyla ulaştırılması ile tahliye maksatlı kullanılmak üzere belirlenen noktaların güçlendirilmesi yapılmalıdır. Yardım getirecek gemiler şimdiden belirlenmeli, denemeler yapılmalı ve periyodik olarak görevlendirme listesi güncellenmelidir. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, yaşanabilecek kriz durumlarında kesintisiz iletişim sağlayacak tedbirleri almalıdır. Yoğun kullanım talebi bahane olamaz, GSM şirketlerinin oluşacak yoğunluğu dikkate alarak şimdiden tedbirler alması zorunludur. Devletin tüm kurumlarını içine alan, afet anında ortak karar ve hızlı veri paylaşımı yapabilecek dijital bir bilgi yönetim sistemi hayata geçirilmelidir. Seferberlik veri tabanlarının benzeri, afetler için de kurulmalıdır. Nerede kaç iş makinesi var? Kaç personel eğitilmiş? Hangi birlik ne kadar sürede intikal edebilir? Bunların hepsi önceden bilinmeli ve test edilmelidir. Yıllık afet seferberlik tatbikatları ile afet müdahalesi ciddiyetle ve gerçekçi tatbikatlarla sınanmalıdır.”
CHP’li Bağcıoğlu’ndan harp okulunda uyuşturucu temini çıkışı: TSK’ya kök analiz çağrısı!
CHP İzmir İl Başkanlığı’nda aylık gündem değerlendirme toplantısı gerçekleştiren CHP Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, Hava Harp Okulu’nda bazı sözleşmeli er/ erbaşların uyuşturucu ticareti yaptığına ilişkin soruşturma başlatılmasına ilişkin konuştu. Ayrıca Bağcıoğlu, Suriye’deki gelişmeler, Rusya – Ukrayna savaşı ve Türkiye güvenliği gibi konularda da değerlendirmelerini paylaştı.
Yayınlanma :
27.02.2026 11:37
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: