Yargı süreçlerinin siyasallaşmasından Milli Eğitim Bakanlığı’nın tartışmalı açıklamalarına, İsrail-İran geriliminden yerel yönetimlere yönelik operasyonlara kadar birçok konunun ele alındığı programda, özellikle Ekrem İmamoğlu ve Kuşadası Belediyesi üzerinden yürütülen yargısal süreçler dikkat çekti.
Gazeteci Serdar Öztürk, devam eden davaların hukuki bir zeminden ziyade siyasallaştığını vurgulayarak, "Sanki süreç gittikçe siyasallaşıyor. Bir sinir savaşı gibi sanki." şeklinde konuştu. Öztürk'ün değerlendirmeleri, yargı bağımsızlığına dair endişelerin altını çizerken, siyasi rekabetin mahkeme salonlarına taşındığı yönündeki iddiaları güçlendirdi.
"BİR SİNİR SAVAŞI GİBİ SANKİ"
Serdar Öztürk, Ekrem İmamoğlu davası ve İBB dosyası etrafında şekillenen yargısal süreci sert sözlerle eleştirdi. Mahkemelerin delil üzerinden değil, gerginlik üzerinden yürütüldüğünü savunan Öztürk, "Yani sağına Sonuna baktığım zaman benim için her iki taraf için de beklenildiği gibi başladı. Ben yargı tarafının yani yargılayan tarafın biraz daha bu kadar sert olmayacağını ilerleyen zaman içinde bu sertliğin bir biçimde yargılananları kuşatacağını düşünüyordum ama tam tersi oldu. Daha ilk gününden ilk saatinden ilk dakikasından itibaren itibaren. Çok gergin, çok müthiş gergin hem de," dedi.
Öztürk, sürecin hukuktan uzaklaştığını belirterek şu çarpıcı tespiti yaptı: "Ve her iki tarafın da geri adım atmadığı biraz hukukla da çok ilgisi olmayan tartışmalarla iki tarafın da gerildiği hukuksuzlukların tartışılacağı yerde o elini mi kaldırdı, bu bacağını uzattı gibi onun yanına iki tane jandarma koydular, bunun yanına beş tane şunu yaptılar. Öbürlerini gazetecileri köşeye attılar gibi. Hukuki tartışmaların dışında dışında bir mahkeme devam ediyor. Belki de öyle olmasını istiyorlar. Yani belki de bilerek yapıyorlar. Çünkü sonuçta yani ceza mahkemeleri delil üzerinden, delillerin doğruluğu ya da yanlışlığı üzerinden, hakimlerin onlara bakarak vicdani kanaatleri sonucunda bir ceza verdiği ya da ona göre bir karar verdiği bir süreç olması lazımken sanki süreç gittikçe siyasallaşıyor. Mesela bu hafta da hadi Türkiye'de Ramazan Bayramı haftası olduğu için yani hafta sonuna bayram olduğu için 3 günlük falan şey vermişler. Mahkeme devamını vermişler. Yani bayramdan sonra kalmış demek. Ben bu haftaki o 3 duruşmada da 3 günlük duruşmada da bu gerginliğin devam edeceğini hatta artacağını düşünüyorum. Yani artacağını düşünüyorum derken kasıt şu. Mahkeme heyeti delilleri, sanıklara isnat edilen suçları ve onların savunmalarını, avukatların söyleyeceğini öyle ya savcılığın iddianamesine karşı avukatları da bir savunma yapacak. Onları falan bir kenara bırakmış böyle çok yüzeysel yani tamamen idari sayılabilecek konularla ilgili bir takım girişimlerde bulunuyor. Bir sinir savaşı gibi sanki. ki böyle. İki taraf içinde. Sinir savaşı. Ben yargılamanın çok hızlı gideceğini düşünüyorum."
Ahmet Nesin ise bu davaların temelinde siyasi hedeflerin yattığını belirterek, "Benim benim bir düşüncem var. Bilmiyorum aynı fikirde olur musun? Gerçi buna bu konuyu seninle konuştuk. Ama bu hem programın ada olabilir. Hem de bu davanın bence gerekçesi bu. Çünkü ben hep, Ergenekon Balyoz davalarına, bakıyorum. Aynı mantık çıkıyor. Ben Ergenekon'un bir dava, darbe davası olduğunu hep, savundum. Ama, o darbe davasına teğmenleri soktuğunda "Bu iş beraate gidecek." diye yazılar yazdım aylarca. Hoca. Çünkü yani teğmenle darbeyi yan yana koyamazsın. Darbenin hızlanması ya da yavaşlanması için yavaşlaması için teğmenin hiçbir fonksiyonu yoktur. Yüzbaşının yoktur. Albayın yoktur. Ne kadar 27 Mayıs Albaylar Darbesi dense de gene de orada başka bir şey var. Şimdi bu dava için şöyle bir şey diyebilir miyiz? O bizden hep kavgayla bitecek. Yani hiç hukuki şeyler pek konuşulmayacak. Erdoğan seçilene kadar davası. Erdoğan'ın rakibini rakibini yok etmişsin. Hırsız diyerek sana atfedilen şeyleri daha önce belediye başkanı iken sonra birden bire gemicikler almaya başlamışken sana atfedilen şeyleri karşı tarafa suç olarak göndermişsin. 20 milyar rüşvet verdi dediğin şirketin en yüksek bütçesi 5 milyar. Hakim bile soruyor ya olabilir mi böyle bir şey diyor. Avukat soruyor pardon. En yükseği ne kadar diyor? 5 milyon. 20'yi nasıl verdi diyor. 1 milyar 300'lük şey belediyeden alacak için 2 milyar rüşvet verildiği falan filan. Böyle komik bir şey. Peki onun için de belediye başkanını alıyorsun görevden. Rakibini alıyorsun görevden. Peki ona rağmen Erdoğan kaybederse ne olacak o zaman?" diye sordu.
Öztürk, Nesin'in sorusuna şu şekilde yanıt verdi: "Şimdi bu soru bu mahkemenin ya da bu konuşmaların, bu davanın, bu iddianamenin kuruluş amacına ters. Çünkü bu dosyaların açılma amacı ısrarla söylediğim şey Erdoğan'ın aday olma problemi yok. Ama seçilme problemi var. Seçilme problemi var. Seçilme probleminin önünde kendisini avantajlı duruma geçirebilmek için karşısına rakip olarak çıkma olasılığı olan herkesi tırnak içinde bunu bir daha söylüyorum, herkesi. Yani ben sadece İmamoğlu, Ekrem İmamoğlu için söylemiyorum. Olası siyasi rakiplerinin kendisinden daha fazla oy alma olasılığı olan ve böylece de cumhurbaşkanlığı seçimini kazanma olasılığı olan herkes için geçerli olduğunu söylüyorum bu taktiğin. O yüzden bu davadan çıkacak sonucu ya da çıkması beklenen sonucu Erdoğan'ın kafasındaki bu kazanma stratejisine uygun değilse davanın bitip bitmemesi Erdoğan için çok bir önem taşımıyor. Şunu söylemek istiyorum. Erdoğan'ın bir defa siyasi rakibi olarak karşısında gördüğü kişilerin bu İmamoğlu için de geçerli. Önce bir diploma davası çıktı. Bu yani ne diyorlar şimdi davanın tam adı İmamoğlu suç örgütü. İmamoğlu suç örgütü davası olmasa dâhi ortada bir İmamoğlu'nun diploma davası var. Bu bu mahkemeden bağımsız olarak yürüyen bir dava. Zaten o davanın sonucunun diplomanın iptali sonucuna varması İmamoğlu'nun önündeki en büyük engel. Yani diploma yok. Çünkü milletvekili olmak için yeterli kriterlerin arasında üniversite mezunu olmak yok ama Cumhurbaşkanı adayı olmak için üniversite mezunu olmak gibi bir kriter var. Siz o kriteri ortadan kaldırdınız mı? Yani o kriteri sağlayacak nedeni ortadan kaldırdınız mı? İmamoğlu ister bir gün ceza alsın, ister 100 gün ceza alsın. Fark etmez. Diploması yeterli olmadığı için aday olamayacak. Bildiğim kadarıyla o dava sonuçlandı ama üst mahkemede. Üst mahkemeye yani. Ama orada şöyle bir sıkıntı var. Siz İmamoğlu'nu aday yapmadınız diyelim. Diplomasını yüzünden. Ama İmamoğlu'nun dışarıda olması sizi ya da beni aday olarak gösterdiklerinde sizinle ya da benimle beraber yan yana durması o istemesi o bir risk. Yani aslında ikinci önlem olarak İmam adaylığı değil, İmamoğlu aday olmasa bile aday gösterilecek birini kazandırma olasılığına karşı böyle bir dosya açıldı ve devam ediyor işte şimdi. Ben onun için bunun da çok uzamayacağını yani cumhurbaşkanlığı seçimi tamamlandıktan sonra İmamoğlu davasının düşeceğini ya da beraatla sonuçlanacağını bunların çok hesap edildiğini düşünmüyorum. Bu olasılıkta vardır. Vardır. Ama orada mesele şu. İmamoğlu'nu içeride tutmak. Mümkün olduğunca içeride tutmak. Yani cezaevinde tutmak. Çünkü bakıyorsunuz işte yeni Adalet Bakanı'nın bakan seçildikten sonra yaptığı açıklamalara şimdi mahkeme başladığında yapılan uygulamalara bakıyorsunuz. Bütün mesele İmamoğlu'nun etrafını kuşatmak. Yani örneğin avukatlarla olan görüşmesini, yani dışarıya İmamoğlu adına bir şeyler götürebilecek olanları bir çembere aldılar. Şimdi de duruşma sırasında aynı şeyi yapmaya çalışıyorlar. Bence İmamoğlu bunun farkında. Bence Cumhuriyet Halk Partisi de bunun farkında. Mutlaka bir B, C, D planları vardır. Ama İmamoğlu da bunu yırtmak istiyor. Çünkü gördüğüm kadarıyla da İmamoğlu Cumhurbaşkanlığı adaylığından vazgeçmiş değil. Şunu söylemiyor. Ben haksız da olsa tırnak içinde söylüyorum, haksız da olsa diploma ya da bu davadan mahkum olup aday olamayacak duruma gelsem bile bunu bir başkasını desteklemek yönünde kullanacağım kendi popülaritemi ya da da kendi oy potansiyelimi kullanacağım henüz demiyor. Hayır demiyor. Bunu bunu da geçen gün işte Özge Öz'le bir röportajında okudum. Orada o da bu mantığa şu şöyle bir yanıt veriyor. Eğer İmamoğlu'nu adaylığı konusunda geri adım atarsak bundan sonrakilerin de başına aynı şey gelir. Mantıken doğru sayılabilecek bir şey. Yani sizin 1 numaralı adayınızı devre dışı bırakabilen bir güç, ikinciyi, üçüncüyü, dördüncüyü de bırakabilir. Zaten Mansur Yavaş'tan falan görüyoruz. İkinciyi de rahat bırakmıyorlar. Olası ikinci adayı da. Onun için oradaki o direniş noktası ya da direnç noktası kurmaları makul geliyor bana."
KUŞADASI OPERASYONU VE SİYASİ HEDEFLER
Öztürk, Kuşadası Belediyesi'ne yönelik operasyonu da siyasi bir hamle olarak değerlendirerek, sürecin Ekrem İmamoğlu'nun Cumhurbaşkanlığı adaylığıyla ilişkilendirilmeye çalışıldığını iddia etti: "Bence B planı dediğim gibi C planı, D planı vardır. Olmaması mümkün değil çünkü sonuçta ana muhalefet partisi ve sizin adayınız seçimin sonucunu belirleyecek. Şimdi sadece böyle bakmayalım. Mesela hafta içinde Kuşadası Belediyesi'ne operasyon yapıldı. Kuşadası Belediyesi operasyonu Kuşadası sadece yine tırnak içinde söylüyorum. Sadece Kuşadası Belediyesi'ne yapılmadı. Çünkü benim öğrenebildiğim kadarıyla Orada şikayetçi pozisyonunda olanların ifadelerindeki en büyük bu işin büyütülmesi büyütülmek istemesinin nedeni bizden Ekrem İmamoğlu'nun Cumhurbaşkanlığına destek vermek amacıyla rüşvet istendi. Kelimeleri ya da cümleleri. Yani bir nevi Kuşadası Belediyesi'ne yapılan operasyon Ekrem İmamoğlu'yla da ya da Ekrem İmamoğlu'nun Cumhurbaşkanlığı adaylığıyla da ilintilendirilmesi gerekiyordu. Öyle oluyor. Neden? Çünkü orada ifade veren de bir iş adamı. Sonuçta birkaç tane iş adamı yani ihaleye giren müteahhit iş adamı. Benzer şekilde Aziz İhsan Aktaş dosyasında daha önce konuşmuştuk bunu ama yine demek yarar var. Siz Adana Belediye Başkanı Zeydan Karalar'ı aynı iş adamının verdiği ifade nedeniyle tutukladınız mı? Sonra tahliye etseniz bile tutukladınız ve operasyon yaptınız. Aynı ifadede adı geçen Şimdinin AKP'li Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu'nun dosyasını ise ayırdınız. E Zeydan Karalar'a yaptığınız muameleyi Aydın Büyükşehir Belediye diye başkanına sizin partiliniz diye yapmadınız. Ya da size transfer oldu diye yapmadınız. Şimdi de hem Aydın Büyükşehir Belediye Meclisi'nde AKP'li olan artık Özlem Çerçioğlu'na muhalefet eden CHP grubunun grup sözcüsü bu önemlidir. Yani Cumhuriyet Halk Partisi adına Aydın Büyükşehir Belediyesi'nde sözcülük yapan grup başkan vekili olarak Kuşadası Belediyesi'ne ve Kuşadası Belediye Başkanına Ömer Günel'e operasyon yapıyorsunuz. Şimdi benim gazeteci olarak genel bir tavrım vardır. Bu kıyıda belediye başkanlığı yapanları çok savunmam. Yani Çeşme, Kuşadası, Bodrum, Marmaris şöyle diyeyim rantın çok yüksek olduğu 1 m² arsanın bile çok değerli olduğu yani çok paranın döndüğü yerlerde Belediye başkanları göz yumarak bir takım memurların, onların, bunların falan neyse buralarda rant işi çoktur. O yüzden çok savunmam yani çok savunmam. Ama burada bir taşla birkaç kuş vuruluyor. Bir defa Cumhuriyet Halk Partisi'nin Aydın Büyükşehir Belediyesindeki grup başkan vekili devre dışı bırakıldı. Yani grubun başı o grubu toplayan, o gruba "Arkadaşlar bunu yapacağız." diyen, öyle değil mi? Her belediye meclisinden önce siyasi parti grupları toplanıyor. O günkü gündem hakkında ne konuşacaklarına karar veriyorlar, ne oy vereceklerine karar veriyorlar. Bir defa bunu devre dışı bırakıyorsunuz. İki, Kuşadası Belediye Başkanı Cumhuriyet Halk Partisi'nin muhtemelen önümüzdeki dönem Aydın Büyükşehir Belediye Başkan adayı Ömer Günel. Yani parti içinde bunu herkes biliyor. Ömer Günel gelecek dönem Aydın Büyükşehir Belediye Başkan adayı CHP'nin. E Çerçioğlu daha önce söylemiştim AKP'nin verdiği bir söz yok ve Aydın'dan AKP adına Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olmayacağına göre CHP'nin de gelecek dönemde Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olacak ismin önünü kestiniz mi? Etti 2. Yani meclis başkan vekilliğinden grup başkan vekilliğinden Bir devre dışı bıraktınız. Peşinden gelecek dönem için bıraktınız. Şimdi bir de üçüncüsü var. O da ne? O dosyayı, o iddiaları sizin Cumhurbaşkanı adayınızın dosyasıyla ilintilemek. Yani bu tek tek bir hamleyle birden fazla iş yapabilme ya da birden fazla suç yaratabilme çabası. Ki bunu Aydın'da birtakım gazeteciler yazdı. Hatta belgeleriyle yazdılar. Ben de okumuştum. Audi marka araçla Aydın'a gelip özel görevlendirilip Kuşadası'nda Kuşadası Belediye Başkanı ve Kuşadası Belediyesi hakkında belge, bilgi, delil toplayan bir grup vardı. Ağırgiller bunlar. Bunlar bir taraftan bir kişiyi sanki yolsuzluk yapıyor gibi göstermeye çalışırken Öbür taraftan 3 yıl sonrasını, 5 yıl sonrasını da düşünüyorlar ve aynı zamanda Kuşadası'ndan Aydın'a bir şey İstanbul'a ya da Cumhurbaşkanlığı seçimine bir köprü kurmaya uğraşıyorlar. Orada tek amaç yok yani. E muhtemelen de cuma günü gözaltına aldılar. İki gündür gözaltında. Mahkemeye falan da gitmedi. Yazık günah değil mi? çağırsanız ifadeye gelebilecek bir Belediye başkanını cuma akşamı, cumartesi akşamı bu akşamda hadi en iyi ihtimal yarın çıkarılacağını düşünelim adliyeye. Üç gece nezarette yatıracaksınız. Sonuçta Türkiye'nin önemli ilçelerinden biri. Ha bir de bir başka özelliği daha var. Yarın aynı zamanda Ekrem İmamoğlu davasında ikinci haftası başlayacak. Yani Kuşadası operasyonu halkın gözünde biraz geri düşüyor. Ve siz o arada yine mahkemede çıkacak tartışmalar, ne bileyim bir takım kararlar sonucunda oradaki tartışma yürütürken buradan Kuşadası Belediye Başkanı sessiz sedasız tutuklayacaklar. O yüzden söylüyorum yani A planının dışında B, C, D planları vardır ama öte taraftan da size bu bu davranışı yapanların da belli ki C D E F planları var. Ve bu plan tamamen bana göre Erdoğan'ın aday olması durumunda kazanması üzerine kurgulanıyor. Bu bir politik şey değil. Tavır değil. Yani siyaseten yapılan bir şey değil. Çünkü öyle olsa işte Erdoğan'ın geçtiğimiz hafta kendi grubunda yaptığı konuşmada "Emeklilere müjdeyi vermek istiyorum." deyip zaten aldıkları paraları 3 gün önce yatırmayı çok büyük bir işmiş gibi sunması beklenemezdi yani. Erdoğan öyle bir siyasetçi değil, başka şeyler söylerdi. Ne bileyim ₺4.000 değil de "₺1.000 da ben verdim." derdi. Ya da "Bunu şuraya çıkarıyoruz." derdi. Demek ki o alanda çok hareket kabiliyeti kalmadı. Kalmayınca yani şöyle söyleyeyim kendinizi yükseltemeyince rakibinizi aşağı çekmek kalıyor. Başka çaresi yok. Paçasından tutup aşağı çekiyorsunuz. Cumhuriyet Halk Partisi bunun farkında mı? Farkında. Ama belki konuşuruz bilmiyorum. T da gidiyor Erdoğan'ın bence hala en yakın arkadaşı siyaseten böyle arada bir çıkış çıkış yapıyormuş gibi falan görünen Bülent Arınç'la baş başa görüşüyorlar. Ne diyeyim ben şimdi?"
"BU BİR DEMOKRASİ MÜCADELESİ OLAMAZ"
Ahmet Nesin, CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in ev hapsi önerisini demokrasi bağlamında sorgulayarak, "Özgür Özel önemli bir , demokrasi adına önemli bir şey söyledi. Belediye başkanlarımızı ve diğer arkadaşlarımızı tutukluyorsunuz. Bari dedi, tahliye edin. Ev hapsine tahliye ev hapsi. Hapis. Hapis devam. Demokrasi anlayışımız bu mu oldu bizim? Şimdi sen bir arkadaşın tutuklansa onun için "Ev hapsi." diye demokrasi mücadelesi eder misin? Demokrasi mücadelesi midir? Bizde bu demokrasi mücadelesinin bir eksikliği mi var diye düşünüyorum. Bence var. Sen ne düşünüyorsun?" şeklinde bir değerlendirme yaptı.
Serdar Öztürk, bu görüşe hak vererek şunları söyledi: "O cümlenize katılıyorum. Bu bir demokrasi mücadelesi olamaz. O o konuda kesin. Ama dediniz ya B-C-D planı. Ben de dedim ki: İmamoğlu'nu sadece ceza evinde tutmak istemeleri değil, onun etrafını iyice kapatmaları gerekiyor. Sanırım orayı delmek için bir plan bu. Yani Özgür Özel de sonuçta cezaevi yerine, Silivri yerine evinde kalsın, dışarı çıkmasın derken kafasındaki şey demokrasi değil. Ya da demokrasiyi savunmak değil. Hukuku savunmak değil. Diyor ki Silivri'de bir Cendere'nin içine alınmaya çalışılıyor. Buna karşı bir şey yani Kanseri gösterip sıtmaya razı ediyorlar ya da vereme razı ediyorlar diyelim yani. Eskilerin deyimiyle. En azından eve çıkarsa işte bu avukat kısıtlamasıydı, ziyaretçi yasaydı ya da ne bileyim Adalet Bakanlığı'ndan izin alıp ziyaret etmek diye milletvekilleri için söylüyorum. Bunları aşarız diye düşünüyor herhâlde. O da İmamoğlu'nun aday olamaması durumunda evinden dahi olsa çünkü Bildiğim kadarıyla evinde ziyaretçi kabul edebiliyor. Kendisi dışarı çıkamıyor. Evinde kamerayla çekim yapıp gayet rahat mesajlarını verebilir diye düşünüyorum. Böyle bir ortam oluşmasını istiyorlar. İktidar da bunun farkında olduğu için İmamoğlu'nun etrafındaki cendereyi sadece cezaevinde değil mahkeme salonunda da mümkün olduğunca daraltmaya çabalıyor. Yani orada da Özge Özel'in kötünün iyisini tercih etmesi bir taktik olabilir. Yani tamam biz yarın için Ekrem İmamoğlu'nun adaylığı hukuki anlamda ortadan kalktı. A şahsını, B şahsını ya da kendisi aday oldu. İmamoğlu'nun ona cezaevinden destek olabilmesi bir ise bir ise evinde hapis ev hapsindeyken destek olabilmesi sekiz. O avantajı kullanmak istiyor, olabilir. Bence o bir taktiksel bir hamle. Eğer dediğiniz gibi demokrasiyi canım cezaevinde değil de evinde çeksin, bu demokrasidir anlayışına çok sahip olmaması, olmaması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü İmamoğlu cezaevindeyken bütün yük herkesin gözünün önünde Özgür Özel'de. Özgür Özel'de. Hafta sonu, hafta sonu dediğim dün Uşak'taydı. Benim bazı arkadaşlarım da gidip izleme olanağı bulmuşlar. Son 3 gün içinde yani cuma, cumartesi, hatta perşembe günü de dahil programına şöyle bir baktım. Yani insanın fiziki olarak da ruhsal olarak da çok zorlayan bir tempo."
MEB'İN KREŞ AÇIKLAMALARI VE LİYAKAT TARTIŞMASI
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in kreşlerle ilgili yaptığı ve LGBTİ+ karşıtı ifadeler içeren açıklamaları, Ahmet Nesin'in sert tepkisine neden oldu. Nesin, "Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin demiş. Özgür Özel sözü neresinden anlıyor bilmiyorum ama biz kreşleri kapatmaya falan çalışmıyoruz arkadaşlar. Hukuktan bir şeyler kaçırmaya çalışan insanlara engel olmaya çalışıyorum. LGBT'lilere bu kreşlerde ders veren zihniyetten çocukları korumaya çalışıyorum. Siz ne kadar rahatsız olursanız olun ben bunları yapmaya devam edeceğim. Çünkü ben bu milletin bağrından çıkmış bir kardeşinizim. Şimdi LGBT'lilerden bahsedip Özgür Özer sözü neresinden anlıyor, bana müthiş bir kara mizah gibi geldi." diyerek durumu eleştirdi. Nesin ayrıca, "İnsanın cinsel yaklaşımı partiyle şey yapılabilir mi böyle bir şey? Bana kalırsa hiçbir şeyle karşılaştırılamaz. Yani adı üstünde özel hayat. Hani o onlara da girmek istemiyorum ama biz muhafazakar diye tırnak içinde tanımlanan ne videolar da gördük. O zaman özel hayat senin o konuları kapatmaya çalışırken Yani devletin işi bu mudur? Devlete ne? Bir sürü soru işareti var. Bence gereksiz bir açıklama, gereksiz bir tartışma. Çok böyle özlendi de durmaya değmez gibi geliyor bana" dedi.
Nesin, liyakat eksikliğine de değinerek şunları ekledi: "Bu hem dinci hem milliyetçi taifenin Osmanlı'yı benimseyenleri Osmanlı'nın yaptığı her şeyi benimsiyorlar mı? Nereye gideceğimi anladın galiba. Yeniçeriler şeye giderken savaşa giderken civelek taburunu ben mi koydum? Maaşlı devletin maaş ödediği civelek taburu var. Ya ama o bir şey mi ya? Yani o hadi nasıl profesör oldu diyoruz işte. Öbürü Nasıl gazeteci oldu diyoruz. Emekli tüm general Ahmet Hakan'ın programında ya da CNN'deki bir programda İran'dan atılan füzeleri İran devleti atmıyoruz diyor ve buna güvenmek lazım. Orada iki ordu var. Onlardan birisinin içerisindeki birisi Türkiye'yi sevmiyorsa o fırlatmış olabilir dedi. Ama ya hepsini anladım da bir sevmeyen bir kişi füze gönderiyor başka bir ülkeye. Yani bu bunu söyleyen bir emekli tüm general. Nasıl bunu tüm tüm general yapıyorlar ya? Yani ben böyle bir insan işte nasıl gazeteci oluyor, nasıl dekan oluyor 3 yıllıkta işte nasıl 18 aylık, 20 aylık bir herif? Herif diyorum ne yapayım başka türlü anlatamıyorum. Ağır ceza hakim oluyor. Nasıl oluyor bu yani?"
Serdar Öztürk ise MEB'in açıklamalarına dair şu yorumu yaptı: "Bu konu aslında bir bir ara çok tartışılıyordu. Şimdi gündemden düştü gibi. Kreş ve anaokulu. İki kavram. Yani Milli Eğitim Bakanlığı'nın zaten kreşlere karışma şansı ya da hakkı yok Milli Eğitim'in. O daha çok anaokulu yani eğitim veriliyorsa karışabiliyor ya da ruhsatlandırma yapabiliyor. Karışamadığı yere de böyle bir leke sürmeye çalışmış gibi geliyor bana. Kaldı ki kimin tercihinin ne yönde olduğunu işe alırken nasıl bileceksiniz? Onu bir ölçecek bir şey mi var? var yani. Bir ölçüt mü var? Özgü Özel'le ne ilgisi var? Yorum yapmayacağım çünkü yani hakikaten ülkenin ya da Türkiye'nin konuşulacak o kadar konuştuğu varken Milli Eğitim Bakanlığının saçma sapan bir konuşması üzerine çok da değerlendirme yapmak doğru değil gibi geliyor bana. Her gün çıkıp bir şey söylüyor. O nasıl profesör olduğunu, profesörlükten nasıl kendisine yol açıldığını, kadro oluştuğunu Nasıl Milli Eğitim Bakanı olduğunu falan filan anlatsın daha iyi. Ne işi var bilmediği konularda da konuşuyor."
Öztürk, atamalarla ilgili olarak da, "Yargıtay üyesi, sonra Anayasa Mahkemesi üyesi, şimdi başkan vekili olunuyor yani. Evet. Yani 25 yılda hızımız dört katına çıktı bu işlerde. E muhtemelen. Değil mi? Evet, muhtemelen böyle. Ya ona hazırlanıyor. Dediğim gibi yani biz dışarıdan eleştiriyoruz. Başkaları da eleştiriyor. Yapılanları onaylamadığını söyleyenler de var. Ama bir taraftan da görüyoruz ki iktidar kendi kafasındaki planını ister eğitim alanında, ister güvenlik alanında, ister adalet alanında kendi kafasında. Yani bunun içine çok şey katabilir. Tarım alanında her şeyi kendi kafasındaki ideolojinin geleceğine yönelik altyapı olarak hazırlıyor. Biraz önce işte programdan önce sizinle de paylaştığım viral videosunda bu görünüyor. Yani niye çıkmaya başladı? Niye konuşmaya başladı? Siz de sordunuz yine rakamlar niye rakamlar. Ülkede ilkokula giden çocukların yüzde 50'sinden fazlası aç okula gidiyor. Hala ülkenizde ilkokul çocuklarına bir öğün ücretsiz yemek veremiyorsanız e o zaman işte övüneceğiniz şey bizden önce aç giden yüzde 70'ti. Biz yüzde 50'ye düşürdük demeniz olur. Bunu da başarı kabul edip konuşmanızda kullanırsanız inanan da olur bence ki oluyor, öyle görünüyor," ifadelerini kullandı. Nesin araya girerek, "İrfan Fidan Geleceğin Anayasa Mahkemesi başkanı olmuş şimdi" şeklinde konuştu.
İSRAİL-İRAN GERİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER
Uluslararası siyasette yaşanan gelişmeleri değerlendiren Ahmet Nesin, Binyamin Netanyahu hakkında yayılan ölüm dedikodularını tarihi bir stratejiye benzeterek, "Dünden beri şey tartışılıyordu. Netanyahu öldü mü, ölmedi mi? Tartışması vardı. O bir Göbels taktiği. Bilir diyor muydun? Bilmiyorum. Göbels ara sıra Hitler'in öldüğüne dair bilgi yayıyor. Bunu hangi amaçla yayıyor biliyor musun? SS'lerdeki ve SA'daki Hitler ölürse ne yapacak olayını öğrenmek için yapıyor. Ve o sırada "Oh iyi oldu." diye yorum yapan subayları, nazileri onları temizliyor. Ya idam ediyor ya işte bir bir şekilde hapse atıyor falan filan. Müthiş bir şey. Şimdi aynı şeyi işte geçen kardeşi yaralandı. Şimdi kendisi öldü falan filan. Böyle bir program var." dedi.
Nesin, savaş ekonomisi ve çelişkili uluslararası politikalara dikkat çekerek, "Şimdi bir ilginç olay daha var. Zelenski Zelenski Ukrayna'nın savaş anlamında edindiği drone tecrübesini ABD ve müttefiklerine aktarmaya hazır olduğunu açıklamış. Aktarmış sonra da bu bu bir önceki haber olabilir. Peki şimdi en büyük tartışmalardan bir tanesine yani biz tartışıyoruz ama bence büyük bir tartışma. Bir gün bu ciddi uluslararası masaya yatacak diye düşünüyorum. Türkiye'nin ve Azerbaycan'ın gemilerle İsrail'e uçak yakıtı gönderdiği, Türkiye'nin çelik gönderdiği falan filan. Peki Zelenski'ye drone satan ve drone tekniğini öğreten kim? Selçuk Bayraktar. Ukrayna'ya biz drone satmıyor muyuz Rusya'ya karşı? Sonra Rusya'dan parasını sonra ödemek üzere mazotu almayayım mı? Yani dünya o kadar saçma sapan ki ikisini yan yana söylediğinde birinden birinin olmaması gerekir diye düşünüyorsun yani. Ukrayna, dron satıyorsan Rusya sana niye bunu yapıyor? Her şey mi bu kadar dolambaçlı bir oyun diye düşünüyorsun? Şimdi İsrail'e çelik satıyorsun, yakıt satıyorsun. Bunlar kanıtlanmış belgeleriyle raporlar. Ondan sonracığıma işte o hem Türkiye'deki hem Amerika'daki Türk şirketiyle de füze rampalarından tuttu bir sürü şey satıyorsun. Füze satıyorsun. İsrail'in kendi açıklaması var. 148 milyar mı, 158 şey milyar ya da milyon dolarlık mühimmat aldık diye kendi açıklıyor İsrail. Şimdi bir de İsrail şey diyor ki Zelenski size drone." değerlendirmesinde bulundu.
Serdar Öztürk ise Netanyahu iddiaları ve İran-İsrail gerilimi hakkında, "Hâlâ şeye çıkmış değil, ekranlara çıkmış değil. Hayır, hayır. Sadece Başbakanlık ofisinin yaptığı açıklama var. O yüzden de ben yine de diğer ihtimalin hala geçerli olduğunu düşünüyorum. İlginç. Yani ölmüş olabilme olasılığını göz ardı etmemeliyiz diye düşünüyorum. Yani onların politikası biraz farklı yani dinsel ögeler de içinde yer aldığı için ama bence ondan daha önemli olan yani Netanyahu'nun öldüğünü ya da hala yaşayıp yaşamadığını tartışmaktan öte şey dün ortaya çıktı. İran İsrail'den İran'ı bombalamak için gelen uçakları kullanan askeri savaş pilotlarının isimlerini hatta telefon numaralarını vermeye başladı. Telefon numaralarını. Bu şimdi kendi istihbaratıyla çok vvünmüş. İsrail için çok önemli bir zafiyet. Bu birilerinin elinde. İran'ın elinde olabilir. İran'a başkaları işte Rusya ya da Çin vermiş olabilir. Kim verirse versin sonuçta. Hayırlısı olsun. Ben hala Çin'in ve Rusya'nın Rusya'nın Rusya'nın çok ciddi anlamda destek olduğunu hatta bunu da açık ettiklerini düşünüyorum. Yani bu eğer gizlenmesi gereken bir bilgi olsaydı biz el altından vermiş İran'a ve el altından bu işi sürdürüyor olsalardı, açığa çıkmak istemiyor olsalardı bence İran'ı açıklatmazlardı. İran'a açıklaması için izin vermeleri demek kendi taraflarını üstü kapalı falan değil artık açık açık belli etmeleri anlamına geliyor. Bence bu Amerika'ya da, İsrail'e de hadi artık bu işi bir sonlandırın. Yoksa bizim desteğimiz devam ettiği sürece siz bu savaşı kazanamazsınız demek. Daha nasıl açık söyleyecekler yani?" yorumunu yaptı.
Zelenski'nin drone teklifi üzerine Öztürk, "Ya Yalnız bildiğim kadarıyla benim Zelenski'nin önerdiği ya da biz bu teknolojiyi aktaralım dediği dronlar bu kamikaze dron denilen maliyeti çok düşük aynı anda yüzlercesi hareket edip bir yere saldırmak amacıyla hani bizim bayraktar tipi değil onlar çok pahalı geliyor. Onun da mantığı şu şimdi İran'ın hava saldırısı başladığından bu yana kullandığı bir taktik var. Az maliyetli bir şeyleri gönderiyor sağa sola. Çok maliyetli şeylerle karşılamanızı sağlıyor. Yani diyelim ki 100.000 dolarlık bir füze fırlatıyor. Siz o füzeyi göndermek için 1.000.000 dolarlık bir savunma aracını hareket ettiriyorsunuz. İran'ın başta taktiği buydu ki Akıllıca, sonuçta kendi olanakları belli. Zelenski'nin önerdiği hava araçları da bu tür hava araçları. Maliyeti çok düşük. Bu saldırılarda daha az maliyetle İran'a daha büyük zarar vermeyi amaçlayan o başından beri aslında konuşulan bir şeydi. Bence onlar alınmıştır zaten. Yani Amerika o kadar şey verirken, yardım ederken Zelenski'ye herhâlde elinde onları tutacak hali yok. O da onları bir biçimde aktarmıştır yani. Oradan savaştan para kazanmıyor. Kendi savaşına baksın önce madem bu kadar iş bitirici ya da bu kadar yüksek teknolojisi var. Kendi savaşını bitirmeye baksın ya da Rusya'yla olan arasındaki sorunu çözümünde kullansın diye düşünüyorum ama sonuçta işte şimdi konuşurken de Aynı şey benim aklıma geldi. Savaştan böyle çok sıradan bir şey gibi söz etmeye başladık. Farklı mı evet. bilmiyorum" dedi.
Yorumlar
Kalan Karakter: