weather
26°
Gerçek Haberci Gündem Eğitimciler hayatta kalma savaşı veriyor: “Eve gitmek için bile borçlanıyoruz”

Eğitimciler hayatta kalma savaşı veriyor: “Eve gitmek için bile borçlanıyoruz”

Özel sektör öğretmenleri, düşük ücretler, güvencesiz çalışma koşulları ve "Taban Maaş Yasası"nın yokluğu nedeniyle mesleki onurlarını ve yaşam haklarını koruma mücadelesi veriyor.

4 Dakika
Okunma Süresi
Haberleri
Eğitimciler hayatta kalma savaşı veriyor: “Eve gitmek için bile borçlanıyoruz”

Fevzi Efe SEKİTMEZ-GERÇEK HABERCİ-ÖZEL HABER- Ankara’da günlerdir süren direnişle seslerini duyurmaya çalışan öğretmenler, eğitim sistemindeki yapısal sorunların yarattığı adaletsizliğe dikkat çekiyor. İzmir’de de öğretmenlerin sorunları farksız. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası İzmir İl Temsilcisi Zeliha Şemin Büyükyılmaz yaşananları GERÇEK HABERCİ’ye aktardı.

Türkiye’de eğitim emekçilerinin önemli bir kesimi, asgari ücret ya da buna yakın maaşlarla çalışmaya zorlanırken, özel sektör öğretmenliği "mesleğini icra etme" alanından çıkıp "hayatta kalma" mücadelesine dönüştü. Ortalamanın üzerinde maaş alanların dahi kamudaki meslektaşlarının ücret seviyesine yaklaşamadığı bu tabloda, öğretmenler temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor. Birçok eğitimci, kira yükünün altından kalkabilmek için aile evine dönmek veya paylaşımlı evlerde yaşamak zorunda kalıyor. Kültürel etkinlikler, birikim yapma veya tatil gibi insani ihtiyaçlar ise “lüks” haline gelmiş durumda.

"Mesele Rahat Yaşamak Değil, Hayatta Kalmak"

Ortalamanın üzerinde maaş alan öğretmenlerin dahi kamudaki meslektaşlarının ücret seviyesine yaklaşamadığına dikkat çeken Büyükyılmaz, “Özel sektör öğretmenlerinin önemli bir bölümü asgari ücret ya da asgari ücrete yakın maaşlarla çalışıyor. Ortalamanın üzerinde maaş alan öğretmenler ise çoğu zaman kamuda aynı işi yapan meslektaşlarının ücretlerine dahi yaklaşamıyor. Bu nedenle mesele artık bir öğretmenin ne kadar rahat yaşadığı değil, nasıl hayatta kalabildiği meselesine dönüşmüş durumda. Bugün birçok özel sektör öğretmeni tek başına bir ev tutamıyor. Kira yükünü karşılayabilmek için aile evinde yaşamaya devam eden ya da birkaç kişiyle aynı evi paylaşmak zorunda kalan çok sayıda arkadaşımız var. Öğretmenlik gibi yüksek eğitim ve uzmanlık gerektiren bir mesleği yapan insanların kendi yaşamlarını kuramaması başlı başına bir hak ihlalidir. Başka bir şehre gitmek, ailemizi ziyaret etmek ya da birkaç gün dinlenebilmek için bile borçlanmak zorunda kalabiliyoruz. Pek çok öğretmen ay sonunu getirebilmek için ek iş yapmak, özel ders vermek ya da kredi kartlarıyla yaşamını sürdürmek zorunda bırakılıyor.Oysa öğretmenler toplumun geleceğini yetiştiren insanlar. Bu yüzden taban maaş talebimiz bir ücret talebi değil, insanca yaşam talebidir” dedi.

"Taban Maaş Yasası Olmayınca Patronun İnsafına Kalıyoruz"

Özel sektör öğretmenlerinin Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olmalarına rağmen İş Kanunu'na tabi tutulduklarını söyleyen Büyükyılmaz, “Özel sektör öğretmenleri çok temel bir çelişki içinde çalışıyor. Eğitim faaliyetleri bakımından Milli Eğitim Bakanlığı mevzuatına ve müfredatına bağlıyız; ancak çalışma yaşamı bakımından İş Kanunu hükümlerine tabi tutuluyoruz. Bu ikili yapı öğretmenleri hem kamudaki meslektaşlarından hem de diğer iş kollarındaki çalışanlardan farklı ve güvencesiz bir konuma sürüklüyor. Taban Maaş Yasası'nın kaldırılmasıyla birlikte öğretmen ücretleri tamamen patronların insafına bırakıldı. Kurum içi sözleşmeler çoğu zaman öğretmenlerin haklarını korumak için değil, kurumları korumak için hazırlanıyor. Ücretler, çalışma süreleri, izinler ve birçok temel hak bu sözleşmeler üzerinden belirleniyor. Öğretmenler ise çoğu zaman bu koşulları müzakere edebilecek bir güçten yoksun bırakılıyor. Süreli sözleşmeler ve işten çıkarılma kaygısı nedeniyle öğretmenler sürekli performansını kanıtlamak zorunda hissediyor. Birbirleriyle kıyaslanıyor, başarı ölçütleri belirsiz biçimde değiştiriliyor, sözlü ya da örtük mobbing yöntemleriyle baskı altına alınıyor. Sistem öğretmeni kurumun rekabet gücünü artıracak bir unsur olarak görüyor. Üstelik özel okul sisteminde eğitim bir hak olmaktan çıkarılıp satın alınabilir bir hizmete dönüştürüldüğü için öğretmen; işveren, veli ve kurum beklentileri arasında sıkışıyor. Bu baskının en ağır yükünü de doğrudan sınıfta çalışan öğretmenler taşıyor” diye konuştu.

"10 Aylık Sözleşme, Geleceği Çalıyor"

Özel okullardaki 10 aylık sözleşme dayatmasının, öğretmeni ekonomik ve sosyal güvenceden yoksun bıraktığını vurgulayan Büyükyılmaz, yaşanan mağduriyeti şöyle özetledi:

"Eğitim öğretim yılı boyunca çalışan öğretmenler yaz aylarında maaşsız ve sigortasız bırakılıyor. Oysa öğretmenlik haziran ayında biten bir meslek değildir. Bu uygulama öğretmenleri her yaz gelir kaybına uğratmakla kalmıyor; sağlık güvencelerini kesintiye uğratıyor ve emeklilik için gerekli prim günlerinin eksik kalmasına neden oluyor. Bir eğitim emekçisinin yalnızca bugünü değil, geleceği de güvencesizleştiriliyor. Her yıl 'acaba seneye çalışabilecek miyim?' kaygısı, öğretmenlerin mesleki motivasyonunu ve onurunu zedeliyor. Bizler sınıflarımızda çocuklara hakları ve adaleti anlatıyoruz. Ancak kendi çalışma yaşamında hakkı gasp edilen bir öğretmenin bu değerleri temsil etmesi giderek zorlaşıyor. Ankara'daki direnişimiz bu çelişkiye bir itirazdır. Öğretmenin hakkının korunmadığı yerde eğitimin niteliği de korunamaz. Öğretmenlerin insanca yaşayabildiği bir sistem, aynı zamanda çocukların nitelikli eğitim hakkının güvencesidir.”

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız