Fevzi Efe SEKİTMEZ-GERÇEK HABERCİ-ÖZEL HABER- Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün resmi verilerine göre İzmir il genelinde 4 bin 300’ün üzerinde tescilli taşınmaz kültür varlığı bulunuyor. Kentin tarihsel kimliğini oluşturan bu taşınmazların büyük bölümünü konut, köşk ve dökümhane gibi yapılardan oluşan Rum, Levanten ve Osmanlı dönemi sivil mimarlık örnekleri teşkil ediyor. Ancak koruma altındaki bu kültürel mirasın önemli bir kısmı, bürokratik ve hukuki kilitlenmeler nedeniyle fiziki çöküş tehlikesiyle karşı karşıya.
İzmir’deki tescilli sivil mimari stokunun yarısından fazlası, yaklaşık 2 bin 500 tescilli yapıyla Konak sınırları içerisinde yer alıyor. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan Kemeraltı, Basmane, Tilkilik ve Agora eksenindeki tarihi kent merkezinde bulunan tescilli konutların yüzde 80’inden fazlası şahıs ve özel mülkiyette bulunuyor.
Buca ve Bornova ilçelerinde de benzer bir tablo dikkat çekiyor. Buca Koruma Amaçlı İmar Planı ve envanter kayıtlarına göre Buca’da 140’ın üzerinde, Bornova’da ise 80 civarında tescilli Levanten evi, köşkü ve müştemilatı kayıt altında tutuluyor. Ancak bu binaların önemli bir bölümü, geniş parsel alanları ve çok hisseli mülkiyet yapıları nedeniyle restorasyon süreçlerine dahil edilemiyor.

“İzmir Kültür Mirası Risk Haritası Oluşturulmalı”
İzmir’in temel sorununun kente ait bilgilerin kurumlar arasında dağınık biçimde toplanması olduğunu belirten TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi Uğur Yıldırım, “Bakanlık verilerinde İzmir’de 4 bin 300’ün üzerinde tescilli sivil mimarlık örneği bulunduğu ifade edilmektedir. Bugünkü temel sorunlardan biri, kurumlar arasında dağınık bulunan envanter bilgilerinin yaşayan bir ‘İzmir Kültür Mirası Risk Haritasına’ dönüştürülememiş olmasıdır. Öncelikle ağır hasarlı, terk edilmiş, yangın ve çökme riski taşıyan yapılar belirlenmeli; risk düzeyine göre acil müdahale programı oluşturulmalıdır” diye konuştu.

Bürokrasi Yapıları Çürütüyor!
Yapıların fiziksel bütünlüğünü yıllar süren bürokratik işlemler ve maliklerin kendi aralarında anlaşamaması olduğunu kaydeden Yıldırım şunları söyledi:
“Özel mülkiyetteki tescilli bir yapının bakım ve onarım yükümlülüğü esas olarak malike bırakılmaktadır. Ancak uygulamada bu yapıların bir bölümü çok hisseli mülkiyete sahiptir. Maliklerin bir kısmına ulaşılamamakta, veraset işlemleri tamamlanamamakta, hissedarlar arasında uzlaşma sağlanamamakta veya maliklerin restorasyon maliyetini karşılaması mümkün olmamaktadır. Buna koruma kurulu, proje, ruhsat, finansman ve uygulama süreçlerinin uzunluğu da eklendiğinde yapı, yıllar süren bir hareketsizlik içerisinde fiziksel bütünlüğünü kaybetmektedir. Süreç sonunda yapının çökmesi, yanması veya geri döndürülemeyecek ölçüde zarar görmesi, koruma politikasının fiilen başarısız olduğu anlamına gelmektedir. Burada önemli bir çelişki vardır: Kamu, yapıyı kültür varlığı olarak tescil ederek malikin taşınmaz üzerindeki tasarruflarını sınırlandırmakta; ancak bu sınırlamanın doğurduğu ekonomik yükü çoğu zaman yeterli ölçüde paylaşmamaktadır. Koruma yükümlülüğünün yalnızca özel mülk sahibine bırakılması hem adil değildir hem de gerçekçi değildir. İzmir için tekil restorasyonlardan ibaret olmayan, bütüncül bir Tarihi Yapılar Kurtarma Programı oluşturulmalıdır. Program kapsamında; İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, koruma bölge kurulları, İzmir Büyükşehir Belediyesi, ilçe belediyeleri, üniversiteler, meslek odaları ve ilgili sivil toplum kuruluşları ortak bir veri sistemi kurmalıdır. Kent paydaşları, idareler, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve meslek odaları ortaklığında kurulacak mekanizma aracılığı ile tescilli yapılar güncel fiziksel durumlarına göre sağlam, bakıma ihtiyaç duyan, ağır riskli ve acil müdahale gerektiren şeklinde sınıflandırılmalı, her yıl kurtarılacak öncelikli yapı listesi, bütçesi ve programı ilan edilmelidir. Mülkiyet sahiplerinin sahibi olduğu yapıların korunmasına yönelik yapacağı çalışmalar teşvik edilmelidir.”

