Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), emekli polis Ali Şekeroğlu'nun Ankara'da Anayasa Mahkemesi önündeki eylem esnasında intihar etmesine dair resmi bir değerlendirme yayımladı. Konfederasyon, emeklilerin seyyanen zam ve insani yaşam koşulları talebiyle gerçekleştirdiği gösteri sırasında hayatını kaybeden yurttaşın ailesine ve yakınlarına başsağlığı diledi.
Açıklamada, Türkiye'de emeklilere ve çalışanlara uygulanan ücret politikalarının yoksulluk sınırının çok altında kaldığına işaret edilerek, durumun açlık ve sefalet boyutuna ulaştığı belirtildi. KESK, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“Emekliyi sefalete, çaresizliğe ve ölüme mahkum eden bu düzeni değiştirecek olan yine emekçilerin ortak mücadelesidir. Ankara’da emeklilerin seyyanen zam ve insanca yaşam talebiyle Anayasa Mahkemesi önünde gerçekleştirdiği eylem sırasında 'geçinemiyorum' diyerek yaşamına son veren emekli yurttaşımız Ali Şekeroğlu’nun ailesine, yakınlarına ve tüm emekçilere başsağlığı diliyoruz. Yaşanan bu büyük trajedi hepimizde büyük bir üzüntü yaratmıştır. Türkiye’de uzunca zamandır emeklilere ve emekçilere dayatılan ücretler, yoksulluk düzeyinin çok daha ötesine geçmiş; açlık, sefalet ve yaşamda kalma sorununa dönüşmüştür.”
Siyasi sorumluluk ve toplumsal buhran
Metinde, milyonlarca vatandaşın temel giderlerini karşılamakta zorlandığı, yıllarca üretimde bulunan emekçilerin emeklilik sonrası temel ihtiyaçlarını bile karşılayamadığı bir tablo çizildi. KESK, mevcut ekonomik durumun 24 yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının sonucu olduğunu öne sürdü.
Sendika, açıklamasının devamında şunları kaydetti:
“Bugün ülkemizde milyonlarca insan kirasını, faturasını, mutfak masrafını nasıl karşılayacağını düşünüyor. Yıllarca çalışıp üreten emekçiler, emekli olduklarında pazarda filesini dolduramıyor, torununa harçlık veremiyor, temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamıyor. Bu toplumsal buhran artık milyonlarca evin içindedir. Bu yük daha fazla taşınamaz! 24 yıllık AKP iktidarının emekçilere bıraktığı tablo ortadadır: açlık, yoksulluk, sefalet, güvencesizlik ve geleceksizlik.”
Açıklamada, emeklileri açlık sınırının altında yaşamaya zorlayan ve çalışma hayatını güvencesizleştiren politikaların siyasi sorumluluğunun bulunduğu, bu sorumluluğun yok sayılamayacağı ifade edildi. İnsan onurunun ve umudun da yoksullaştığı belirtilen metinde, yetkililerin duyarsızlığının utancının ülke genelinde büyüdüğü savunuldu.
KESK, emekçilere ve emeklilere yönelik çağrısını ise şöyle dile getirdi:
“Emekliyi açlık sınırının altında yaşamaya zorlayan, emeğin milli gelirden aldığı payı azaltan, çalışma yaşamını güvencesizleştiren politikaların siyasi sorumluluğu vardır ve bu sorumluluk yok sayılamaz. Bir emekçinin son sözü olan 'Geçinemiyorum' artık yalnızca kişisel bir feryat değil, milyonların ortak çığlığıdır. Başta emekliler olmak üzere işçilerin ve emekçilerin yükselen feryadını duymamak için özel bir çaba harcayanlara karşı, insanların yaşadığı yoksulluğu, çaresizliği ve derin toplumsal trajediyi görmezden gelmenin utancı ülkenin dört bir yanında dalga dalga büyüyor. İnsanların yaşamlarına son verme noktasına sürüklendiği bir ülkede artık mesele yalnızca ekonomik yoksulluk değil; insan onurunun, umudun ve geleceğe dair inancın da yoksullaşmasıdır.”
Toplumsal sessizliğin sonsuza kadar sürmeyeceği uyarısında bulunulan açıklamada, görmezden gelinen acıların vicdanlarda karşılık bulacağı belirtildi. KESK, yoksulluk ve çaresizliğe karşı örgütlenmenin ve dayanışmanın tek çıkış yolu olduğunu vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu çığlığı duymayanlar bilmelidir ki toplumların sessizliği sonsuza kadar sürmez. Görmezden gelinen her acı, bir gün daha büyük bir toplumsal hesaplaşmanın vicdanında karşılığını bulur. Buradan bütün emekçilere ve emeklilere sesleniyoruz: Bizi yoksulluğa ve çaresizliğe mahkûm eden politikalara karşı örgütlenmekten, yan yana gelmekten, dayanışmayı büyütmekten ve haklarımız için birlikte mücadele etmekten başka yolumuz yoktur. Bu düzene karşı susmak, bizi yoksullaşma politikalarının ortağı yapacaktır. Tam da bu yüzden susmayacağız, boyun eğmeyeceğiz.”