Kadroya alınmadıkları için sözleşmeli öğretmenlik yapmak zorunda kalan onbilerce öğretmenin mağduriyeti devam ediyor.
Mağduriyetle ilgili platform kuran sözleşmeli öğretmenler içinde bulundukları zor durumu ve taleplerini bildiri haline getirerek yazılı bir açıklama yaptı.
İşte o açıklama:
668 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameden önce Milli Eğitim Bakanlığı Kalkınmada Birinci Derecede Öncelikli illerde öğretmenleri daha uzun süre tutabilmek için 3 + 2 yıl (3 yıl sözleşmeli ve 2 yıl da kadro olmak üzere toplam 5 yıl) çalışma şartı olan bir taslak hazırlığı içerisinde idi. Bu taslak hazırlanırken sadece görev yılından bahsedilmiş fakat aile gibi toplumun temel taşını oluşturan kurum hakkında net bir bilgi kamuoyuna verilmemişti. Öğretmen adayları, sadece bir taslak olarak kamuoyuna sunulan sözleşmeli öğretmenliğin atama zamanı yaklaşmasına rağmen ilan edilmemiş olması karşısında bu taslağın rafa kaldırıldığını düşünürken 27 Temmuz 2016 tarihinde ilan edilmiş olan 668 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile sözleşmeli öğretmenlik kesinleştirilmiş oldu. Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin Ek Madde 4/3 ile daha önce 3+2 olarak düşünülen çakılı sözleşmeli öğretmenlik formülü 4+2 yıla çıkarılmıştır (Bu madde uyarınca atanan sözleşmeli öğretmenler dört yıl süreyle başka bir yere atanamaz. Aile birliği mazeretine bağlı yer değiştirmelerde bu madde uyarınca istihdam edilen öğretmenin eşi bu öğretmene tabidir. Sözleşmeli öğretmenler, aday öğretmenler için öngörülen adaylık sürecine tabi tutulur. Sözleşmeli öğretmenlerden sözleşme gereği dört yıllık çalışma süresini tamamlayanlar talepleri halinde bulundukları yerde öğretmen kadrolarına atanır. Öğretmen kadrolarına atananlar, aynı yerde en az iki yıl daha görev yapar, bunlar hakkında adaylık hükümleri uygulanmaz). Fakat bu madde kanun hükmünde kararnameye eklenirken Aile Birliği dikkate alınmayarak atanan eşin eşi ne hangi meslek ve şartta çalışıyor olursa olsun atanan eşe tabi tutulmuştur. Sözleşmeli Öğretmenlerin Aile Birliği Ve Kadro Mücadelesi Platformu olarak bizim itiraz ettiğimiz konunun başında bu madde gelmektedir. Çünkü atanmış olan sözleşmeli öğretmenlerin eşleri arasında özel sektörde, esnaf, sözleşmeli ve çakılı olarak çalışanların sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. Ayrıca bazı eşlerin çalışmış oldukları kurumlar sözleşmeli öğretmen olarak atanan eşlerinin bulundukları ilde olmayabiliyor. Bununla birlikte sözleşmeli öğretmenlerin kurulu bir düzenlerinin olduğu hesaba katılmayarak çocukların parçalanmış aile içerisinde büyümelerine sebebiyet verilmiştir. Bu parçalanmış aile içerisinde çocukların bir kısmı babanın bir kısmı ise annenin yanında yaşamlarını sürdürmek zorunda bırakılmıştır. Ayrıca bu durum hem eşlerin hem de çocukların sağlık problemlerinde istenmeyen sonuçlar doğurabilmektedir. Toplumun temeli olan ailenin bu şekilde parçalanması sözleşmeli öğretmen çocukların geleceğinin karanlıklara gömülmesine neden olmaktadır. Çünkü ebeveynlerinin yanında büyümeyen çocukların psikolojik olarak yaşadıkları travmalar hakkında konunun uzmanları tarafından birçok akademik çalışma yapılmıştır. Çocukların bu psikolojik travmaları gelecek yaşamlarında yapılan çalışmalar ışığında tamir edilmesi imkânsız olan derin izler bırakacağı aşikârdır. Dolayısıyla yıllarca öğretmen olabilmek için gecesini gündüzüne kadar KPSS’ye hazırlanan ve atanabilmek için yeterli puanı almış olan öğretmen adaylarına sözleşmeli öğretmenlikten başka şans bırakılmamış olması bu mağduriyetlerin yaşanmasına sebep olmuştur.
Sözleşmeli Öğretmenlerin Aile Birliği Ve Kadro Mücadelesi Platformu olarak üzerinde durduğumuz ikinci husus ise kadrolu öğretmenlerle aynı özlük haklarına sahip olacağımız yönündeki beyanatların sözde kalmış olmasıdır. Aynı işin yapılıyor olmasına rağmen sözleşmeli öğretmenlerin kadrolularla aynı özlük haklarından yararlanamıyor olmaları meslek etiği açısından doğru değildir.
Sonuç olarak sözleşmeli öğretmenlerin ne olursa olsun eş durumunda yararlanmalarının önü açılmalı ve kadrolu öğretmenlerle aynı özlük haklarına sahip olmalıdır.
Sözleşmeli Öğretmenlerin Aile Birliği Ve Kadro Mücadelesi Platformu
Mağduriyetle ilgili platform kuran sözleşmeli öğretmenler içinde bulundukları zor durumu ve taleplerini bildiri haline getirerek yazılı bir açıklama yaptı.
İşte o açıklama:
668 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameden önce Milli Eğitim Bakanlığı Kalkınmada Birinci Derecede Öncelikli illerde öğretmenleri daha uzun süre tutabilmek için 3 + 2 yıl (3 yıl sözleşmeli ve 2 yıl da kadro olmak üzere toplam 5 yıl) çalışma şartı olan bir taslak hazırlığı içerisinde idi. Bu taslak hazırlanırken sadece görev yılından bahsedilmiş fakat aile gibi toplumun temel taşını oluşturan kurum hakkında net bir bilgi kamuoyuna verilmemişti. Öğretmen adayları, sadece bir taslak olarak kamuoyuna sunulan sözleşmeli öğretmenliğin atama zamanı yaklaşmasına rağmen ilan edilmemiş olması karşısında bu taslağın rafa kaldırıldığını düşünürken 27 Temmuz 2016 tarihinde ilan edilmiş olan 668 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile sözleşmeli öğretmenlik kesinleştirilmiş oldu. Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin Ek Madde 4/3 ile daha önce 3+2 olarak düşünülen çakılı sözleşmeli öğretmenlik formülü 4+2 yıla çıkarılmıştır (Bu madde uyarınca atanan sözleşmeli öğretmenler dört yıl süreyle başka bir yere atanamaz. Aile birliği mazeretine bağlı yer değiştirmelerde bu madde uyarınca istihdam edilen öğretmenin eşi bu öğretmene tabidir. Sözleşmeli öğretmenler, aday öğretmenler için öngörülen adaylık sürecine tabi tutulur. Sözleşmeli öğretmenlerden sözleşme gereği dört yıllık çalışma süresini tamamlayanlar talepleri halinde bulundukları yerde öğretmen kadrolarına atanır. Öğretmen kadrolarına atananlar, aynı yerde en az iki yıl daha görev yapar, bunlar hakkında adaylık hükümleri uygulanmaz). Fakat bu madde kanun hükmünde kararnameye eklenirken Aile Birliği dikkate alınmayarak atanan eşin eşi ne hangi meslek ve şartta çalışıyor olursa olsun atanan eşe tabi tutulmuştur. Sözleşmeli Öğretmenlerin Aile Birliği Ve Kadro Mücadelesi Platformu olarak bizim itiraz ettiğimiz konunun başında bu madde gelmektedir. Çünkü atanmış olan sözleşmeli öğretmenlerin eşleri arasında özel sektörde, esnaf, sözleşmeli ve çakılı olarak çalışanların sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. Ayrıca bazı eşlerin çalışmış oldukları kurumlar sözleşmeli öğretmen olarak atanan eşlerinin bulundukları ilde olmayabiliyor. Bununla birlikte sözleşmeli öğretmenlerin kurulu bir düzenlerinin olduğu hesaba katılmayarak çocukların parçalanmış aile içerisinde büyümelerine sebebiyet verilmiştir. Bu parçalanmış aile içerisinde çocukların bir kısmı babanın bir kısmı ise annenin yanında yaşamlarını sürdürmek zorunda bırakılmıştır. Ayrıca bu durum hem eşlerin hem de çocukların sağlık problemlerinde istenmeyen sonuçlar doğurabilmektedir. Toplumun temeli olan ailenin bu şekilde parçalanması sözleşmeli öğretmen çocukların geleceğinin karanlıklara gömülmesine neden olmaktadır. Çünkü ebeveynlerinin yanında büyümeyen çocukların psikolojik olarak yaşadıkları travmalar hakkında konunun uzmanları tarafından birçok akademik çalışma yapılmıştır. Çocukların bu psikolojik travmaları gelecek yaşamlarında yapılan çalışmalar ışığında tamir edilmesi imkânsız olan derin izler bırakacağı aşikârdır. Dolayısıyla yıllarca öğretmen olabilmek için gecesini gündüzüne kadar KPSS’ye hazırlanan ve atanabilmek için yeterli puanı almış olan öğretmen adaylarına sözleşmeli öğretmenlikten başka şans bırakılmamış olması bu mağduriyetlerin yaşanmasına sebep olmuştur.
Sözleşmeli Öğretmenlerin Aile Birliği Ve Kadro Mücadelesi Platformu olarak üzerinde durduğumuz ikinci husus ise kadrolu öğretmenlerle aynı özlük haklarına sahip olacağımız yönündeki beyanatların sözde kalmış olmasıdır. Aynı işin yapılıyor olmasına rağmen sözleşmeli öğretmenlerin kadrolularla aynı özlük haklarından yararlanamıyor olmaları meslek etiği açısından doğru değildir.
Sonuç olarak sözleşmeli öğretmenlerin ne olursa olsun eş durumunda yararlanmalarının önü açılmalı ve kadrolu öğretmenlerle aynı özlük haklarına sahip olmalıdır.
Sözleşmeli Öğretmenlerin Aile Birliği Ve Kadro Mücadelesi Platformu